Rafet ULUTÜRK
Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en etkileyici sahnesi yalnızca müzakere masasında değil, protokol kapısında yaşandı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde liderlerin Mehter marşlarıyla karşılanması, sıradan bir tören değil; Türkiye’nin tarih hafızasını diplomasi diliyle dünyaya göstermesiydi. Ankara’daki 36. NATO Zirvesi, Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen ikinci NATO zirvesi olarak kayda geçti; ilki 2004’te İstanbul’da yapılmıştı.
Bir Tören Değil, Medeniyet Mesajı
Mehterin sesi yükseldiğinde yalnızca davullar çalmadı; Mete Han’dan Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet aklı yeniden sahneye çıktı. Tarihî muhafızlar, 16 Türk devletini temsil eden kıyafetler ve Osmanlı askerî geleneğini hatırlatan düzen, dünyaya şu mesajı verdi: Türkiye bugünün masasında otururken dününü inkâr etmiyor.
ABD Başkanı Donald Trump için düzenlenen “A+” karşılama töreninde Mehter Takımı, Tarihî Saygı Birliği ve Osmanlı Birliği’nin yer aldığı da haber kaynaklarına yansıdı.
NATO 1949’da Kuruldu, Türk Devlet Aklı Asırlar Öncesinden Geliyor
NATO, 4 Nisan 1949’da savaş sonrası güvenlik düzeninin bir ürünü olarak kuruldu. Fakat Türk askerî geleneği, yalnızca modern ittifakların değil, imparatorluklar çağının da hafızasını taşır. İşte Ankara’daki görüntüyü anlamlı kılan budur: 20. yüzyılın askerî ittifakı, 13. yüzyıllara uzanan bir askerî ritmin gölgesinde karşılandı.
Bu, tesadüf değildir. Bu, Türkiye’nin “Ben sadece bugünün devleti değilim; tarihin içinden gelen bir medeniyetim” demesidir.
Mehter: Müzik Değil, Psikolojik Güçtü
Mehter hiçbir zaman sadece bir bando olmadı. O, ordunun yürüyen ruhuydu. Köslerin sesi, zurnaların haykırışı, zillerin çarpışı; askere cesaret, düşmana korku verirdi. Osmanlı ordusu ilerlerken önce sesi gelirdi. Çünkü bazen bir devlet, topundan önce ritmiyle gelir.
Avrupa’nın “Türk usulü” müzikten etkilenmesi de bunun sonucudur. Mozart ve diğer Batılı bestecilerin Mehter ve Türk askerî müziğinden etkilendiğine dair müzik tarihi kaynakları bunu açıkça göstermektedir.
Asıl Soru: Neden Kendi Tarihimizden Utanalım?
Bugün asıl mesele şudur: Böyle bir tarihe sahip olan Türk milleti neden hâlâ başkalarının onayını beklesin? Neden kendi medeniyetinin büyüklüğünü anlatmaktan çekinsin? Neden Mete Han’ı, Alparslan’ı, Osman Gazi’yi, Fatih’i, Kanuni’yi, Atatürk’ü ve Cumhuriyet’in büyük yürüyüşünü aynı tarih zincirinin halkaları olarak görmesin?
Milletler, geçmişleriyle övünerek değil; geçmişlerinden güç alıp geleceği kurarak büyürler. Tarih, müzede saklanacak bir hatıra değil; geleceği inşa edecek bir iradedir.
Türkiye Yeniden Tarih Yazabilir
Ankara’daki o sahne bize şunu hatırlattı: Türk milleti bir zamanlar yalnızca ordular yönetmedi; yollar açtı, şehirler kurdu, adalet düzeni kurdu, farklı milletleri aynı çatı altında yaşattı. Bugün de yeniden büyük düşünebilir.
Ama bunun için önce kendi ruhuna dönmelidir. Gençlerine tarihini öğretmeli, diline sahip çıkmalı, bilimde, teknolojide, savunmada, ekonomide ve kültürde yeniden öncü olmalıdır.
Kalk Ayağa Türk Milleti
Mehterin sesi Ankara’da yalnızca liderleri karşılamadı; Türk milletine de seslendi:
Kalk ayağa.
Sen bu dünyada yalnızca iz bırakmadın; çağlar açtın.
Sen yalnızca savaşmadın; devletler kurdun.
Sen yalnızca yürüdün sanıldı; aslında tarih yürüdü.
Bugün görevimiz geçmişle övünüp durmak değil; o geçmişe layık bir gelecek kurmaktır. Çünkü tarih bize şunu söylüyor:
Kendi sesini unutmayan milletler, dünyanın gürültüsünde kaybolmaz.
