Sinan AKBAŞ
Bir kız çocuğu dünyaya geldiğinde, yalnızca bir evin neşesi doğmaz.
Bir annenin duası, bir babanın merhameti, bir ailenin umudu ve bir milletin geleceği de doğar.
O küçücük eller, bir gün bir çocuğun başını okşayabilir.
O incecik ses, bir gün binlerce insana cesaret verebilir.
O mahcup bakışlar, bir gün haksızlığın karşısında dimdik durabilir.
O küçük kız, bir gün doktor, öğretmen, mühendis, sanatçı, yönetici, anne veya bir toplumun yolunu değiştiren güçlü bir kadın olabilir.
Fakat bütün bunlardan önce o, kendisine nasıl seslenildiğini hatırlayacaktır.
Çünkü çocuklukta duyulan bazı sözler unutulmaz.
Bir annenin “Güzel kızım” deyişi…
Bir babanın “Benim cesur kızım” sözü…
Bir dedenin “Hanımefendim” diye seslenişi…
Bir ninenin “Asena’m, sen güçlü bir kızsın” demesi…
Bunlar yalnızca hitap değildir.
Bunlar, çocuğun kalbine bırakılan ilk aynalardır.
Kız çocuğu kendisini önce anne ve babasının gözlerinden görür.
Kendisine nasıl bakıldığını, hangi sözlerle çağrıldığını ve ne kadar değer verildiğini yıllar içinde kendi kimliğine dönüştürür.
“GÜZEL KIZIM” DEMEK GÜZELDİR, AMA YETMEZ
Elbette kız çocuklarımıza “güzel kızım” diyelim.
Saçlarını sevelim.
Gözlerinin ışığını övelim.
Gülüşünü dünyadaki en güzel şeylerden biri gibi görelim.
Çünkü her çocuk, ailesinin gözünde güzel olduğunu hissetmek ister.
Fakat yalnızca güzelliğini översek, ona farkında olmadan şu mesajı verebiliriz:
“Senin değerin görünüşündedir.”
Oysa bir kız çocuğunun güzelliği yalnızca yüzünde değildir.
Merhametindedir.
Aklındadır.
Sabırla yeniden ayağa kalkmasındadır.
Bir arkadaşının gözyaşını silmesindedir.
Yanlış yaptığında özür dilemesindedir.
Korktuğu hâlde doğruyu söylemesindedir.
Çalışmasında, üretmesinde ve vazgeçmemesindedir.
Bu nedenle ona şöyle de demeliyiz:
“Güzel kızım, kalbin de çok güzel.”
“Ne kadar doğru düşündün.”
“Senin cesaretinle gurur duyuyorum.”
“Vazgeçmemen beni çok mutlu etti.”
“Bir insana yardım etmen, yüzündeki güzellikten daha değerlidir.”
Çünkü kız çocuğu, yalnızca güzel görünmek için değil, güzel bir insan olmak için büyütülmelidir.
“ASENA’M” DEMEK, SEN YOLUNU BULURSUN DEMEKTİR
Bir babanın kızına “Asena’m” diye seslenmesi, ona yalnızca güçlü bir sembol vermek değildir.
Ona şu duyguyu vermektir:
“Sen zor zamanlarda kaybolmazsın.”
“Sen kendi yolunu bulabilirsin.”
“Sen karanlıkta ışık arayan değil, gerektiğinde başkalarına ışık olan bir kızsın.”
“Asena” sözü, bir kız çocuğuna yalnızca mücadeleyi değil, yön bulmayı da anlatmalıdır.
Çünkü hayat her zaman kolay olmayacaktır.
Bir gün hayal kırıklığı yaşayacaktır.
Bir gün haksızlığa uğrayacaktır.
Bir gün kendisini yalnız hissedecektir.
Bir gün, herkesin ona “Yapamazsın” dediği bir yolda tek başına kalacaktır.
İşte o gün çocukluğunda duyduğu bir söz zihninde yeniden canlanabilir:
“Sen benim Asena’msın. Sen yolunu bulursun.”
Bazen bir insanı ayakta tutan şey büyük cümleler değildir.
Çocukken kendisine inanıldığını hatırlamasıdır.
“HANIMEFENDİM” DEMEK, SENİN BİR DEĞERİN VAR DEMEKTİR
Bir kız çocuğuna “Hanımefendim” diye seslenmek, ona yalnızca kibar olması gerektiğini söylemek değildir.
Ona kendisine saygı duyması gerektiğini hissettirmektir.
“Hanımefendim” sözü, bir kızın omuzlarına ağır bir suskunluk yüklememelidir.
Çünkü bazen toplum, kız çocuklarına “Hanımefendi ol” derken aslında şunu kasteder:
“Fazla konuşma.”
“İtiraz etme.”
“Sesini yükseltme.”
“Karşı çıkma.”
Oysa gerçek hanımefendilik, haksızlığa boyun eğmek değildir.
Gerçek hanımefendilik, vakarını kaybetmeden hakkını savunabilmektir.
Kendisini küçülten bir ortamdan uzaklaşabilmektir.
“Hayır” demesi gereken yerde “hayır” diyebilmektir.
Başkalarına saygı gösterirken kendi değerinden vazgeçmemektir.
Kızımıza “Hanımefendim” derken ona şu mesajı vermeliyiz:
“Sen değerlisin.”
“Senin sınırların var.”
“Kimse seni küçültemez.”
“Kimse sen istemeden hayatına yön veremez.”
“Sesin önemlidir.”
Çünkü kız çocuğu önce kendi değerine inanırsa, başkalarının ona verdiği değere muhtaç kalmaz.
“HATUNUM” DEMEK, GÜÇLÜ BİR KÖKÜ HATIRLATMAKTIR
“Hatun” sözü, Türk kültüründe yalnızca bir kadın hitabı değildir.
O sözün içinde aileyi ayakta tutan irade, zorluklara direnen sabır ve gerektiğinde büyük sorumluluklar alan güçlü kadınların hatırası vardır.
Bir kıza “Hatunum” demek, ona şunu söylemektir:
“Sen yalnızca korunacak biri değilsin.”
“Sen de koruyabilirsin.”
“Sen yalnızca takip eden değilsin.”
“Sen de yol gösterebilirsin.”
“Sen yalnızca başkasının kurduğu düzende yaşamayacaksın.”
“Sen de bir düzen kurabilirsin.”
Fakat hatunluk, sertleşmek demek değildir.
Güçlü olmak, kalbinin taş olması değildir.
Bir kadın hem merhametli hem kararlı olabilir.
Hem şefkatli hem dirençli olabilir.
Hem zarif hem de mücadeleci olabilir.
Kız çocuklarımıza güç ile sevgiyi birbirinin zıddı gibi öğretmemeliyiz.
Çünkü gerçek güç, sevme kabiliyetini kaybetmeden ayakta kalabilmektir.
“IŞIĞIM” DEMEK, KARANLIKTA BİLE PARLAYABİLİRSİN DEMEKTİR
Bir anne kızına “Işığım” dediğinde, belki yalnızca sevgisini ifade eder.
Fakat bu sözün içinde derin bir umut vardır.
Bir kız çocuğu, bazen ailesinin evindeki en sıcak ışıktır.
Gülüşüyle yorgunluğu unutturur.
Bir sözüyle evin havasını değiştirir.
Varlığıyla anne ve babasına yeniden umut verir.
Ama “Işığım” demek, yalnızca aileyi aydınlatmak değildir.
Ona, kendi hayatının karanlık zamanlarında da ışığını kaybetmemesini öğretmektir.
Hayatta bazen insanın etrafındaki bütün ışıklar sönebilir.
Dostlar uzaklaşabilir.
Kapılar kapanabilir.
Hayaller ertelenebilir.
Fakat çocukken sevgiyle büyütülen bir insanın içinde küçük bir ışık kalır.
O ışık ona şunu söyler:
“Sen değersiz değilsin.”
“Sen yalnız değilsin.”
“Bu karanlık sonsuza kadar sürmeyecek.”
Bir kız çocuğuna “Işığım” demek, ona ömür boyu taşıyacağı bir umut bırakmaktır.
“BİLGE KIZIM” DEMEK, FİKRİNİ DİNLİYORUM DEMEKTİR
Kız çocukları çoğu zaman güzel olduklarında övülür, fakat düşündüklerinde aynı heyecanla dinlenmez.
Oysa bir kızın aklının, düşüncesinin ve sorularının değerli olduğunu hissetmesi gerekir.
“Bilge kızım” demek, yalnızca onu zeki bulmak değildir.
Onun fikrine yer açmaktır.
Sorularını küçümsememektir.
Yanlış düşündüğünde bile onu susturmadan konuşmasına izin vermektir.
Aile sofralarında fikrini sormaktır.
Karar verirken onu dinlemektir.
Bir kız çocuğu kendisini dinleyen bir ailede büyürse, yarın toplum karşısında konuşmaktan korkmaz.
Kendisine sürekli “Sen anlamazsın” denilen bir kız ise zamanla kendi aklından şüphe edebilir.
Bu nedenle kızımıza:
“Sen ne düşünüyorsun?”
“Bu konuda senin fikrin nedir?”
“Sen olsaydın nasıl çözerdin?”
diye sormak, ona verilebilecek en büyük özgüven hediyelerinden biridir.
Çünkü dinlenen çocuk, değerli olduğunu hisseder.
“CESUR KIZIM” DEMEK, KORKMAYACAKSIN DEMEK DEĞİLDİR
Cesaret, korkusuzluk değildir.
Cesaret, korkuya rağmen doğru adımı atabilmektir.
Kız çocuğumuza “Cesur kızım” derken, ona hiç ağlamaması gerektiğini söylememeliyiz.
Ağlamak güçsüzlük değildir.
Yorulmak başarısızlık değildir.
Korkmak utanılacak bir şey değildir.
Bazen en cesur insan, korktuğunu kabul edebilen insandır.
Bazen cesaret, yüksek sesle konuşmak değil, sessizce bir kötülüğe “hayır” diyebilmektir.
Bazen cesaret, herkese rağmen kendi hayalini savunmaktır.
Bazen cesaret, yanlış bir ilişkiden uzaklaşmaktır.
Bazen cesaret, yeniden başlamaktır.
Kızımıza şöyle demeliyiz:
“Korkabilirsin ama korkun seni yönetmesin.”
“Ağlayabilirsin ama umudunu bırakma.”
“Yorulabilirsin ama kendinden vazgeçme.”
“Yalnız kalabilirsin ama yanlışın yanında durma.”
İşte gerçek cesaret budur.
“ÇINARIM” DEMEK, KÖKLERİNİ UNUTMA DEMEKTİR
Kız çocuklarına söylenebilecek en anlamlı hitaplardan biri de “Çınarım” olabilir.
Çınar, köküyle ayakta duran, gölgesiyle koruyan ve yıllara direnen bir semboldür.
Bir kıza “Çınarım” demek, ona hem köklerini hem de geleceğini hatırlatmaktır.
“Nereden geldiğini unutma.”
“Ailenden, tarihinden ve değerlerinden utanma.”
“Dallanın, yüksel ama köklerinden kopma.”
Ancak kök sahibi olmak, geçmişe hapsolmak değildir.
Çınar, kökleri toprağın derinliklerindeyken dallarını gökyüzüne uzatır.
Kız çocuklarımız da hem kendi kültürünü bilmeli hem dünyaya açık olmalıdır.
Hem ailesinden güç almalı hem kendi yolunu kurmalıdır.
Hem geçmişini taşımalı hem geleceğe yeni bir söz söylemelidir.
“YILDIZIM” DEMEK, KARANLIKTA YÖNÜNÜ KAYBETME DEMEKTİR
Yıldızlar gündüz görünmez.
Fakat oradadır.
Bir kız çocuğu da hayatının bazı dönemlerinde görünmediğini, fark edilmediğini düşünebilir.
Başarısı önemsenmeyebilir.
Emeği görülmeyebilir.
Sesi kalabalıkların içinde kaybolabilir.
İşte ona “Yıldızım” demek, şu mesajı taşır:
“Bazen seni herkes görmeyebilir ama bu, ışığının olmadığı anlamına gelmez.”
“Değerin alkışlarla ölçülmez.”
“Görülmediğin zamanlarda da kıymetlisin.”
Bu söz, bir çocuğun kalbine sessiz bir güven bırakabilir.
Çünkü insan bazen en çok fark edilmediği zamanlarda kendisinden şüphe eder.
Oysa yıldızlar, kimse bakmasa da ışık vermeye devam eder.
BABALARIN KIZLARINA SÖYLEDİĞİ SÖZLER NEDEN ÇOK ÖNEMLİDİR?
Bir kız çocuğunun hayatında babasının sözü derin bir iz bırakabilir.
Babasından sevgi ve saygı gören bir kız, hayatı boyunca sevgiyi küçülmekle karıştırmaz.
Babasının gözünde değerli olduğunu bilen bir kız, kendisini değersiz hissettiren ilişkilere daha kolay “hayır” diyebilir.
Babasının “Sen yapabilirsin” sözünü duyan bir kız, hayatın karşısında daha cesur durabilir.
Bir baba kızına yalnızca:
“Benim güzel kızım”
dememelidir.
Aynı zamanda:
“Benim akıllı kızım.”
“Benim güçlü kızım.”
“Ben sana güveniyorum.”
“Senin kararlarına saygı duyuyorum.”
“Senin fikrin benim için önemlidir.”
demelidir.
Çünkü kız çocuğu, sevildiğini kadar ciddiye alındığını da hissetmek ister.
Bir babanın kızına verebileceği en büyük miraslardan biri, ona kendi değerine inanmayı öğretmesidir.
ANNELERİN KIZLARINA BIRAKTIĞI GÖRÜNMEZ MİRAS
Bir kız çocuğu, annesini yalnızca dinlemez.
Onu izler.
Annesinin kendisine nasıl davrandığını görür.
Kendi bedenine, emeğine, hayallerine ve sınırlarına saygı duyup duymadığını fark eder.
Bir anne kızına “Güçlü ol” derken kendisini sürekli yok sayıyorsa, çocuk sözü değil davranışı öğrenir.
Bir anne kızına “Kendine değer ver” derken kendi değerini başkalarının onayına bırakıyorsa, kız çocuğu bu çelişkiyi hisseder.
Bu nedenle annelerin kızlarına bırakacağı en büyük miras yalnızca nasihat değildir.
Kendi hayatlarında gösterdikleri özsaygıdır.
Anne kızına:
“Sen benim Asena’msın”
derken kendisi de hayatın zorlukları karşısında ayağa kalkmalıdır.
“Sen benim hanımefendimsin”
derken kendisine yapılan haksızlıklara sessiz kalmamalıdır.
“Sen benim ışığımsın”
derken kendi ışığını da söndürmemelidir.
Çünkü kız çocukları en çok, annelerinin yaşayarak anlattığı hikâyelerden öğrenir.
KIZ ÇOCUĞU EVİN SÜSÜ DEĞİL, EVİN CANIDIR
Kız çocukları için bazen “evin süsü” denilir.
Bu sevgi dolu bir ifade olabilir.
Fakat kız çocuğu yalnızca süs değildir.
O evin sesidir.
Neşesidir.
Vicdanıdır.
Hafızasıdır.
Bazen yarayı ilk fark eden odur.
Bazen kırgınlıkları barıştıran odur.
Bazen anne ve babasına güç veren odur.
Bazen yıllar sonra bütün aileyi bir arada tutan da odur.
Kız çocuklarını yalnızca narin, kırılgan ve korunması gereken varlıklar olarak görmemeliyiz.
Onlar bazen evin en güçlü direğidir.
Fakat güçlü oldukları için her yükü onların omuzlarına da bırakmamalıyız.
Kız çocuklarına hem güçlü olmayı hem dinlenme hakkını öğretmeliyiz.
Hem başkalarına merhamet etmeyi hem kendilerine şefkat göstermeyi anlatmalıyız.
BİR KIZ ÇOCUĞUNA SÖYLENEBİLECEK EN KIYMETLİ SÖZLER
Bazen bir çocuğun kalbine ulaşmak için uzun nasihatlere gerek yoktur.
Şu sözler yeterlidir:
“Ben sana güveniyorum.”
“Senin fikrin benim için değerli.”
“Hata yapabilirsin, ben yine yanındayım.”
“Başarılı olduğun için değil, sen olduğun için seni seviyorum.”
“Kimseye kendini küçülttürme.”
“Güçlü olmak zorunda olmadığın zamanlar da olabilir.”
“Hayır demekten korkma.”
“Kalbin güzel kalsın ama kendini de koru.”
“Düştüğünde elimi tutabilirsin, fakat ayağa kalkacak gücün kendi içinde.”
“Senin hayatın senin kararlarınla güzelleşecek.”
Bir kız çocuğu bunları duyarsa, büyüdüğünde başkalarının onayına daha az ihtiyaç duyar.
Çünkü sevginin dilini çocukluğunda öğrenmiştir.
SON SÖZ: KIZLARIMIZA BİR İSİM DEĞİL, BİR İÇ SES BIRAKIYORUZ
Kız çocuklarımıza “Asena’m”, “Hanımefendim”, “Hatunum”, “Işığım”, “Çınarım”, “Yıldızım”, “Bilge kızım” veya “Cesur kızım” diyebiliriz.
Fakat asıl mesele hangi kelimeyi kullandığımızdan çok, o kelimenin içini nasıl doldurduğumuzdur.
“Asena’m” diyorsak yolunu seçmesine izin vermeliyiz.
“Hanımefendim” diyorsak sesini kısmamalıyız.
“Bilge kızım” diyorsak fikrini dinlemeliyiz.
“Güçlü kızım” diyorsak her yükü onun sırtına bindirmemeliyiz.
“Işığım” diyorsak karanlık günlerinde yanında durmalıyız.
“Yıldızım” diyorsak başarısız olduğunda ışığının sönmediğini hatırlatmalıyız.
“Çınarım” diyorsak köklerini öğretirken dallarını budamamalıyız.
Çünkü bir kız çocuğuna söylenen her söz, zamanla onun iç sesine dönüşür.
Yıllar sonra biz yanında olmadığımızda, o ses ona yeniden seslenir:
“Sen değerlisin.”
“Sen güçlüsün.”
“Sen sevilmeye layıksın.”
“Senin sözün kıymetli.”
“Sen yeniden başlayabilirsin.”
“Sen kendi yolunu bulabilirsin.”
İşte bir anne ve babanın kızına bırakabileceği en büyük miras budur.
Mal, mülk veya makam değil…
Kendi değerine inanan bir kalp.
Kendi kararlarını verebilen bir akıl.
Haksızlık karşısında eğilmeyen bir duruş.
Merhametini kaybetmeyen güçlü bir ruh.
Kızımıza bazen “Prensesim” diyelim.
Bazen “Asena’m.”
Bazen “Hanımefendim.”
Bazen “Bilge kızım.”
Bazen de sadece saçlarını okşayıp:
“İyi ki benim kızımsın.”
diyelim.
Çünkü bazı cümleler bir çocuğun bütün ömrünü güzelleştirebilir.
