Yazarlarımız, Yorum-Analiz

2053 Ve 2071’i Konuşmak Yetmez: Gelecek Bugün Başlar

Rafet ULUTÜRK

Türkiye’nin 2053 ve 2071 hedeflerini konuşması değerlidir.

Büyük milletlerin büyük hedefleri, büyük devletlerin uzun vadeli hesapları olmalıdır. Ancak hedef koymakla hedefe ulaşmak arasında çok önemli bir fark vardır:

Vizyon geleceği gösterir; strateji ise oraya nasıl gidileceğini belirler.

Bu nedenle artık yalnız “2053’te nerede olacağız?” veya “2071’de nasıl bir Türkiye istiyoruz?” diye sormak yetmez.

Asıl soruyu bugüne çevirmeliyiz:

2053 ve 2071 için bugün ne yapıyoruz?

Çünkü 2053, 2053 yılında başlamayacak.

2071’in temelleri de 2071’de atılmayacak.

O Türkiye; bugün okula giden çocuklarla, üniversitelerde yetişen gençlerle, kurduğumuz ailelerle, geliştirdiğimiz teknolojilerle, koruduğumuz su ve toprakla, büyüttüğümüz sanayiyle ve güçlendirdiğimiz devlet kurumlarıyla kurulacak.

Kısacası gelecek bir takvim meselesi değil, bugünün devlet politikasıdır.

2053’ÜN İNSANI BUGÜN YETİŞİYOR

Bugün ilkokula başlayan bir çocuk, 2053 yılında yaklaşık otuzlu yaşlarında olacaktır.

Yani 2053 Türkiye’sinin mühendisleri, öğretmenleri, doktorları, bilim insanları, girişimcileri, diplomatları, askerleri ve yöneticileri bugün sınıflarımızda oturuyor.

Bu gerçek bile bize nereden başlamamız gerektiğini gösteriyor:

İnsandan.

Türkiye’nin en büyük stratejik yatırımı yalnız yol, köprü, fabrika veya bina değildir.

İyi yetişmiş insandır.

Çünkü fabrikayı insan kurar.

Teknolojiyi insan geliştirir.

Devleti insan yönetir.

Bilimi insan üretir.

Ordunun teknolojisini insan tasarlar.

2053 hedefinin ilk ayağı bu nedenle kapsamlı bir insan sermayesi stratejisi olmalıdır.

Eğitim sisteminin başarısını yalnız sınav sonuçlarıyla değil, yetiştirdiği insanın niteliğiyle ölçmeliyiz.

Ezberleyen değil düşünen;

tüketen değil üreten;

taklit eden değil geliştiren;

dünyayı bilen ama kendi kimliğine yabancılaşmayan bir nesil yetiştirmeliyiz.

EĞİTİMİ BUGÜNÜN SINAVLARINA DEĞİL, GELECEĞİN DÜNYASINA GÖRE KURMALIYIZ

2053’ün dünyasında yapay zekâ, robotik, biyoteknoloji, siber güvenlik, uzay teknolojileri, enerji sistemleri ve ileri üretim bugünkünden çok daha belirleyici olacaktır.

O hâlde eğitim sistemimizin temel sorusu şu olmalıdır:

2053 Türkiye’sinin ihtiyaç duyacağı insanı bugünkü okullarımız yetiştirebiliyor mu?

Matematik ve fen güçlendirilmelidir.

Yabancı dil öğretimi sonuç odaklı hâle getirilmelidir.

Mesleki eğitim sanayiyle doğrudan ilişkilendirilmelidir.

Yapay zekâ ve dijital okuryazarlık erken yaşlardan itibaren öğretilmelidir.

Üniversiteler yalnız diploma veren kurumlar olmaktan çıkarılıp araştırma, patent, teknoloji ve girişim üreten merkezlere dönüştürülmelidir.

Türkiye’nin gelecekte ihtiyaç duyacağı stratejik meslekler bugünden belirlenmeli, öğrenci kontenjanlarından araştırma bütçelerine kadar insan kaynağı planlaması buna göre yapılmalıdır.

Çünkü geleceğin teknolojisini satın almak mümkündür; fakat geleceğin bilim insanını bir gecede yetiştiremezsiniz.

AİLEYİ KORUMADAN 2071’İ KURAMAYIZ

Geleceğin Türkiye’si yalnız laboratuvarlarda ve fabrikalarda kurulmayacaktır.

Evlerimizde de kurulacaktır.

Aileyi bu nedenle yalnız sosyal politika veya nüfus meselesi olarak görmek eksiktir.

Aile aynı zamanda uzun vadeli bir millî kapasite meselesidir.

Gençler neden evliliği erteliyor?

Çocuk sahibi olmak neden giderek daha ağır bir ekonomik karar hâline geliyor?

Konut, kira, kreş ve bakım maliyetleri aileleri nasıl etkiliyor?

Çalışma hayatı anne ve babaya çocuklarıyla yeterli zaman bırakıyor mu?

Devlet bu sorulara somut cevap vermek zorundadır.

Aile politikası sloganla değil; konut, kreş, istihdam, vergi, çalışma hayatı ve sosyal destek politikalarının birlikte yürütülmesiyle güçlenir.

2071’in nüfus yapısı, bugün kurduğumuz aile düzeninin sonucu olacaktır.

TEKNOLOJİDE TÜKETİCİ DEĞİL ÜRETİCİ OLMALIYIZ

  1. yüzyılın güç mücadelesinin merkezinde teknoloji bulunmaktadır.

Yapay zekâdan yarı iletkenlere, robotikten kuantuma, biyoteknolojiden uzaya kadar kritik teknolojileri geliştiren ülkeler ekonomik ve siyasi güçlerini de artıracaktır.

Türkiye her alanda her şeyi üretmeye çalışmak yerine, stratejik önceliklerini belirlemelidir.

Hangi teknolojilerde mutlaka yerli kapasiteye ihtiyacımız var?

Hangi alanlarda dünya çapında ilk kümeye girebiliriz?

Hangi kritik ürünlerde dışa bağımlılık millî güvenlik riski oluşturuyor?

Bu soruların cevabı verilerek 10, 20 ve 30 yıllık teknoloji programları hazırlanmalıdır.

Savunma sanayisinde oluşturulan uzun vadeli planlama kültürü; yapay zekâya, çiplere, enerji teknolojilerine, sağlık teknolojilerine ve ileri sanayiye taşınmalıdır.

Çünkü geleceğin bağımsızlığı yalnız askerî bağımsızlık değildir.

Teknolojik bağımsızlıktır.

SU, GIDA VE ENERJİ: GÖRÜNMEYEN MİLLÎ GÜVENLİK CEPHESİ

2053 vizyonunu yalnız teknoloji ve sanayi üzerinden okumak da eksik olur.

Geleceğin en stratejik meselelerinden biri su olacaktır.

Tarımda su verimliliği artırılmalı, kayıp-kaçak azaltılmalı, modern sulama sistemleri yaygınlaştırılmalı, yeraltı su kaynakları korunmalı ve tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına karşı daha güçlü planlama yapılmalıdır.

Gıda güvenliği de aynı stratejinin parçasıdır.

Tohumdan gübreye, tarım makinelerinden gıda lojistiğine kadar kritik alanlarda Türkiye’nin dayanıklılığı artırılmalıdır.

Aynı şekilde enerji politikası da birkaç yıllık değil, onlarca yıllık düşünülmelidir.

Nükleer enerji, yenilenebilir kaynaklar, enerji depolama, kritik madenler ve şebeke teknolojileri birlikte ele alınmalıdır.

Çünkü güçlü devlet yalnız savaş zamanına değil, kuraklığa, enerji krizine, salgına ve küresel tedarik krizlerine de hazır olan devlettir.

ÜRETİM OLMADAN STRATEJİK BAĞIMSIZLIK OLMAZ

Türkiye’nin her ürünü kendisinin üretmesi mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir.

Fakat kritik ihtiyaçlarda aşırı dışa bağımlılık stratejik risk oluşturur.

Bu nedenle devlet bir Kritik Bağımlılıklar Haritası çıkarmalıdır.

Savunmada neye bağımlıyız?

Enerjide neye bağımlıyız?

İlaçta?

Elektronikte?

Yazılımda?

Haberleşmede?

Tarımda?

Makine teknolojilerinde?

Bu harita üzerinden hangi ürünlerin Türkiye’de üretilmesi gerektiği, hangilerinin dost ve güvenilir ülkelerden çeşitlendirilmiş tedarikle sağlanabileceği belirlenmelidir.

Stratejik bağımsızlık dünyadan kopmak değildir.

Kriz anında iradenizi başkasının kararına teslim etmemektir.

2053 TÜRKİYE’SİNİN SINIRLARI DEĞİL, ETKİ ALANI BÜYÜMELİ

Büyük devlet olmanın ölçüsü yalnız ekonomik büyüklük veya askerî kapasite değildir.

Bir ülkenin dış dünyada kurduğu ağlar da güç göstergesidir.

Türkiye açısından Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Türk dünyası, Orta Doğu, Akdeniz ve Afrika bu nedenle stratejik önem taşımaktadır.

Fakat etki yalnız diplomatik ziyaretlerle kurulmaz.
Ticaretle kurulur.
Lojistikle kurulur.
Üniversitelerle kurulur.
Teknolojiyle kurulur.
Enerji hatlarıyla kurulur.
Kültürle kurulur.
İnsan ilişkileriyle kurulur.

Türkiye’nin 2053 hedeflerinden biri bu coğrafyalarda kalıcı ekonomik, kültürel ve kurumsal ağlar oluşturmak olmalıdır.

Türkiye’nin etki haritası, siyasi haritasından daha geniş olmalıdır.

TÜRK DÜNYASI: DUYGUDAN STRATEJİYE

Türk dünyası 2053 ve 2071 perspektifinin önemli alanlarından biridir.

Ancak kardeşlik söylemini ekonomik ve kurumsal iş birliğiyle güçlendirmek gerekir.

Orta Koridor geliştirilmelidir.
Enerji bağlantıları artırılmalıdır.

Üniversiteler arasında ortak programlar kurulmalıdır.

Öğrenci ve akademisyen hareketliliği genişletilmelidir.
Ortak teknoloji yatırımları yapılmalıdır.

Dijital ticaret kolaylaştırılmalıdır.
Girişim sermayesi ve ortak yatırım mekanizmaları oluşturulmalıdır.

Çünkü geleceğin güçlü Türk dünyası yalnız aynı geçmişi hatırlayan değil, aynı geleceği birlikte üreten bir dünya olacaktır.

BALKANLAR: HATIRA DEĞİL, GELECEK COĞRAFYASI

Aynı yaklaşım Balkanlar için de geçerlidir.
Türkiye Balkanlar’a yalnız tarih penceresinden bakmamalıdır.

Balkanlar Avrupa’ya açılan ekonomik, kültürel ve stratejik alanlarımızdan biridir.

Türkiye burada eğitimden teknolojiye, sağlıktan tarıma, lojistikten girişimciliğe kadar kalıcı ortaklıklar geliştirmelidir.
Özellikle genç kuşaklarla kurulacak bağlara yatırım yapılmalıdır.

Burslar, üniversite ortaklıkları, girişimcilik programları, kültür projeleri ve ticari ağlar güçlendirilmelidir.
Geçmiş bizi Balkanlar’a bağlar.

Fakat gelecekteki varlığımızı bugünkü yatırımlarımız belirleyecektir.

KÜLTÜR ÜRETMEYEN ÜLKE KENDİ HİKÂYESİNİ BAŞKALARINA BIRAKIR

2053 ve 2071 vizyonunun kültürel ayağı da olmak zorundadır.

Sinema.
Müzik.
Edebiyat.
Animasyon.
Dijital oyun.
Belgesel.
Yeni medya.

Bunların tamamı artık stratejik etki araçlarıdır.

Türkiye yalnız yabancı kültür ürünlerinin tüketicisi olmamalı, kendi hikâyelerini dünya standartlarında üretebilmelidir.

Çocuklarımıza “bunu izleme” demek kültür politikası değildir.
Daha iyisini üretmek kültür politikasıdır.

DEVLET 4 YILI DEĞİL, 40 YILI DÜŞÜNMELİ

Bütün bu hedeflerin ortak şartı güçlü devlet kapasitesidir.

2053 ve 2071 gibi hedefler günlük siyasi tartışmaların üzerine çıkarılmalıdır.

Eğitim, enerji, su, nüfus, teknoloji, tarım ve stratejik altyapı gibi alanlarda uzun vadeli devlet politikaları oluşturulmalıdır.

Her hedef için dört şey açıkça belirlenmelidir:
Sorumlu kurum.
Takvim.
Bütçe.
Ölçülebilir sonuç.

Her beş yılda bir stratejik değerlendirme yapılmalı; dünya değişmişse plan da güncellenmelidir.

Liyakat ve kurumsal hafıza bu sistemin temelidir.
Çünkü uzun vadeli hedefler ancak güçlü kurumlarla hayata geçirilebilir.

ASIL SORU: PAZARTESİ SABAHI NE YAPACAĞIZ?

2053 demek kolaydır.
2071 demek de kolaydır.

Strateji ise büyük cümlelerin bittiği yerde başlar.
Pazartesi sabahı hangi kararı alacağız?

Hangi okulun eğitimini değiştireceğiz?
Hangi bilim insanını destekleyeceğiz?

Hangi kritik teknolojinin yatırımını başlatacağız?
Hangi su havzasını koruyacağız?
Hangi çiftçinin verimliliğini artıracağız?

Hangi aileye çocuk yetiştirmeyi kolaylaştıracak destek sağlayacağız?
Hangi genç girişimciye fırsat vereceğiz?
Hangi kurumdan sonuç isteyeceğiz?

Strateji; hedefi göreve, görevi takvime, takvimi bütçeye, bütçeyi de ölçülebilir sonuca bağlamaktır.

2053 VE 2071’E GİDEN YOL BUGÜNDEN GEÇİYOR

2053 ve 2071’i konuşalım.
Türkiye büyük düşünmelidir.

Fakat büyük hedefleri yalnız kürsülerde değil; okullarda, laboratuvarlarda, fabrikalarda, üniversitelerde, tarlalarda ve ailelerin hayatında karşılığı olan devlet politikalarına dönüştürelim.

Çünkü 2053’ün Türkiye’sini bugünkü çocuklarımız yönetecek.

2071’in Türkiye’sini ise onların yetiştireceği nesiller taşıyacak.
Bu nedenle geleceğe dair en stratejik soru:

“2071’de nerede olacağız?” değil, “2071 için bugün ne yapıyoruz?” sorusudur.

Yarının güçlü Türkiye’si için;
insanı bugün yetiştirmeliyiz.
Aileyi bugün güçlendirmeliyiz.

Bilimi bugün desteklemeliyiz.

Teknolojiyi bugün üretmeliyiz.

Suyu ve toprağı bugün korumalıyız.

Enerji güvenliğini bugün planlamalıyız.

Kurumları bugün güçlendirmeliyiz.

Dünyadaki ekonomik ve kültürel ağlarımızı bugün kurmalıyız.

Çünkü yarına hazırlanmak bugünden başlar.

2053 bir hedefse, çalışması bugün başlamalıdır.

2071 bir vizyonsa, temeli bugün atılmalıdır.

Büyük devlet geleceği bekleyen devlet değildir.
Geleceğin şartlarını bugünden hazırlayan devlettir.

Bir Cevap Yazın