Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Genel Başkanı
Türkiye artık üniversite sayısını değil, üniversitelerin ürettiği bilginin gücünü konuşmalıdır.
Üniversiteler Şehirlerin Beyin Merkezi, Türkiye Dünyanın Bilim Üssü Olmalıdır
Türkiye artık üniversite sayısını değil, üniversitelerin ürettiği bilginin gücünü konuşmalıdır.
Bir üniversiteye yalnız bina, kampüs, fakülte ve öğrenci sayısı üzerinden bakmak bizi geleceğe taşımaz. Asıl mesele şudur:
O üniversite hangi konuda dünyada söz sahibidir?
Bir yabancı bilim insanı belirli bir konuyu araştırmak istediğinde Türkiye’de hangi şehre gelmek zorunda kalıyor?
İşte gerçek üniversite markası budur.
Bugün Türkiye’nin önünde yeni ve büyük bir fırsat vardır:
Her üniversiteye bir bilim kimliği kazandırmak, her şehri birkaç stratejik alanda ihtisaslaştırmak ve 81 ili büyük bir bilim ağına dönüştürmek.
Bu başarılırsa Türkiye yalnız bilgi tüketen değil, bilgi üreten ve bilgi ihraç eden ülke hâline gelebilir.
HER ÜNİVERSİTE HER ŞEYİ YAPMAYA ÇALIŞMAMALI
Üniversitelerimizin önemli bir bölümü birbirine benzeyen yapılara dönüştü.
Aynı fakülteler, aynı bölümler, aynı programlar, aynı akademik yapılanmalar…
Elbette temel bilimler ve temel eğitim alanları her üniversitede bulunabilir.
Ancak bunun yanında her üniversitenin mutlaka üç ya da dört alanda belirgin şekilde derinleşmesi gerekir.
Bir üniversite yüz alanda ortalama olmak yerine dört alanda dünya çapında güçlü olmalıdır.
Türkiye’nin yeni bilim politikası şu cümleyle özetlenebilir:
Yerelde uzmanlaş, ulusalda birleş, dünyaya açıl.
Her şehir kendi tarihini, coğrafyasını, ekonomik yapısını, doğal kaynaklarını ve gelecekteki stratejik ihtiyaçlarını bilimsel avantaja çevirmelidir.
ÜNİVERSİTE ŞEHRİN BEYNİDİR
Üniversite bulunduğu şehre yalnız mezun vermemelidir.
Şehrin suyunu araştırmalıdır.
Toprağını araştırmalıdır.
Deprem riskini hesaplamalıdır.
Tarımını geliştirmelidir.
Sanayisinin verimliliğini artırmalıdır.
Tarihî hafızasını korumalıdır.
Göçünü, nüfusunu, ulaşımını, çevresini ve geleceğini analiz etmelidir.
Bir belediye büyük karar alırken üniversiteye danışmalıdır.
Bir sanayici sorun yaşadığında üniversitenin kapısını çalmalıdır.
Bir çiftçi verim kaybını üniversiteyle çözebilmelidir.
Üniversite şehirden kopuk bir ada değil, şehrin çalışan beyni olmalıdır.
TRAKYA ÜNİVERSİTESİ ADIYLA BİLE BİR GÖREV TAŞIYOR
Edirne’de Trakya Üniversitesi var.
Peki dünyanın Traklar üzerine en güçlü bilim merkezlerinden biri neden Edirne’de olmasın?
Trakların dili, kültürü, inançları, şehirleri, arkeolojisi ve Balkan tarihi içindeki yeri bilimsel olarak burada araştırılabilir.
Bir Dünya Trak Araştırmaları Enstitüsü kurulabilir.
Bulgaristan’dan, Yunanistan’dan, Romanya’dan ve Avrupa’nın farklı üniversitelerinden akademisyenler Edirne’ye gelmelidir.
Dünyada Traklar hakkında çalışma yapan bir araştırmacı Edirne’yi görmeden araştırmasını tamamlayamıyorsa, işte o zaman Trakya Üniversitesi gerçek bir bilim markası olmuş demektir.
Aynı mantık Türkiye’nin tamamına uygulanmalıdır.
81 İL, 324 BİLİM İHTİSASI
Türkiye’nin her iline dört stratejik bilim alanı verilebilir.
Edirne; Trak araştırmaları, Balkan tarihi, sınır ve göç, tarım ekolojisi.
Çorum; Hititler, arkeoloji, eski Anadolu dilleri, Tunç Çağı.
Şanlıurfa; Göbeklitepe, Neolitik dönem, kurak tarım, Mezopotamya.
Van; Urartular, Van Gölü, jeoloji, İran-Orta Asya geçiş coğrafyası.
Konya; Selçuklular, su ve kuraklık, tarım teknolojileri, ileri üretim.
Eskişehir; havacılık, raylı sistemler, ileri malzemeler, nadir elementler.
Bursa; otomotiv, tekstil teknolojileri, robotik üretim, Osmanlı kuruluş tarihi.
Rize; çay bilimleri, yağış, heyelan, Karadeniz ekolojisi.
Giresun; fındık bilimi, tarım biyoteknolojisi, deniz bilimleri, ekoloji.
Zonguldak; madencilik, yer altı teknolojileri, enerji, iş güvenliği.
Karabük; demir-çelik, metalürji, yeşil çelik, ileri malzemeler.
Antalya; turizm, Akdeniz tarımı, deniz bilimleri, antik kentler.
Ankara; savunma, uzay, yapay zekâ, diplomasi ve strateji.
İstanbul; finans, yapay zekâ, denizcilik, megaşehir bilimleri.
Böyle bir modelle Türkiye’nin tamamı dev bir açık laboratuvara dönüşebilir.
YEDİ BÖLGE, YEDİ BİLİM HAVZASI
81 ilin tek tek uzmanlaşması yeterli değildir.
Marmara; ileri sanayi, finans, yapay zekâ, otomotiv ve deprem alanında öne çıkmalıdır.
Ege; biyoteknoloji, jeotermal, tarım ve yenilenebilir enerji merkezine dönüşmelidir.
Akdeniz; tarım teknolojileri, turizm, iklim ve deniz bilimlerinde uzmanlaşmalıdır.
İç Anadolu; savunma, uzay, yapay zekâ, su, kuraklık ve tarih araştırmalarının merkezi olmalıdır.
Karadeniz; deniz, orman, fındık, çay, madencilik ve biyoçeşitlilik alanında güçlenmelidir.
Doğu Anadolu; deprem, yüksek irtifa, hayvancılık, Kafkasya ve eski Anadolu medeniyetleri üzerine yoğunlaşmalıdır.
Güneydoğu Anadolu ise Neolitik dönem, Mezopotamya, kurak tarım, su ve enerji bilimlerinde dünya çapında merkez olmalıdır.
Bu yedi havza ortak bilim koridorlarıyla birbirine bağlanmalıdır.
BİLİM ŞEHİR SINIRINDA DURMAMALI
Deprem araştırması İstanbul’da başlayıp Bingöl’de bitmemelidir.
Aynı veri ağı üzerinde çalışılmalıdır.
Tarım araştırmaları Adana, Konya, Şanlıurfa ve Manisa arasında bağlanmalıdır.
Deniz bilimleri İstanbul’dan Sinop’a, İzmir’den Mersin’e kadar ortak sistemde yürütülmelidir.
Anadolu medeniyetleri araştırmaları Edirne, Çanakkale, Çorum, Şanlıurfa, Van, Konya ve Bursa arasında ortak veri ağına bağlanmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı dağınık bilim değil, örgütlü bilimdir.
TÜRKİYE BİLİM BULUTU KURULMALIDIR
Bilimin yeni hammaddesi veridir.
Bugün arkeolojik buluntu da, uydu görüntüsü de, iklim verisi de, genetik veri de stratejik değerdedir.
Türkiye’nin üniversiteleri tek bir güvenli bilim altyapısında buluşmalıdır.
Bir Türkiye Bilim Bulutu kurulmalıdır.
Kazı kayıtları, iklim verileri, deprem ölçümleri, su kaynakları, tarımsal veriler, tarihî belgeler, eski haritalar, doktora tezleri ve patentler ortak standartlarla saklanmalıdır.
Bilimsel hafızası dağınık olan bir ülke bilimde süreklilik kuramaz.
YAPAY ZEKÂ HER BİLİMİN İÇİNE GİRMELİ
Yapay zekâ artık yalnız bilgisayar mühendisliğinin konusu değildir.
Çorum’da Hitit tabletlerini karşılaştırabilir.
Şanlıurfa’da binlerce kazı verisini analiz edebilir.
Rize’de çay hastalıklarını öngörebilir.
Giresun’da fındık verimini tahmin edebilir.
Konya’da su tüketimini optimize edebilir.
Zonguldak’ta maden riskini izleyebilir.
Bursa’da üretim hattını yönetebilir.
Türkiye yapay zekâyı yalnız kullanan değil, kendi bilimsel yapay zekâ sistemlerini geliştiren ülke olmalıdır.
HER ÖĞRENCİ BİR PROBLEM ÇÖZMELİDİR
Üniversiteler diploma fabrikasına dönüşmemelidir.
Her öğrenci mezun olmadan önce gerçek bir probleme dokunmalıdır.
Bir mühendis enerji kaybını azaltmalı.
Bir ziraat öğrencisi sulama sistemini geliştirmeli.
Bir tarihçi kaybolmuş belgeyi ortaya çıkarmalı.
Bir yazılımcı şehir verilerini analiz etmeli.
Bir mimarlık öğrencisi tarihî yapıyı dijitalleştirmeli.
Milyonlarca öğrenci doğru yönlendirilirse Türkiye’nin en büyük araştırma ordusuna dönüşebilir.
BİLİMİN ANA GÜCÜ GENÇ ARAŞTIRMACIDIR
Bir ülkenin bilim kapasitesi yalnız öğrenci sayısıyla ölçülmez.
Asıl güç nitelikli doktora araştırmacısıdır.
Genç bilim insanlarına laboratuvar, proje bütçesi, uluslararası bağlantı ve güvenli akademik gelecek sunulmalıdır.
Türkiye’nin bilim insanı geçim derdiyle değil, araştırdığı problemle meşgul olmalıdır.
Ayrıca bilim yeteneği yalnız büyükşehirlerde aranamaz.
Bugünün küçük bir Anadolu köyünde okuyan çocuğu yarının büyük fizikçisi, tarihçisi, mühendisi veya biyoloğu olabilir.
Devlet yeteneği bulmalı ve yetiştirmelidir.
DÜNYADAKİ TÜRK BİLİM İNSANLARINI TÜRKİYE’YE BAĞLAYALIM
ABD’de, Almanya’da, İngiltere’de, Japonya’da, Güney Kore’de ve dünyanın başka yerlerinde çalışan çok sayıda Türk bilim insanı vardır.
Hepsinin dönmesi şart değildir.
Fakat Türkiye ile sürekli ortak araştırma yapmaları mümkündür.
Bir Dünya Türk Bilim Ağı kurulmalıdır.
Ortak laboratuvar, ortak doktora, ortak proje ve ortak patent programları geliştirilmelidir.
Aynı şekilde Türk dünyasıyla da bilim birlikleri kurulmalıdır.
Yeni çağda Türk dünyasının birlik alanlarından biri mutlaka bilim olmalıdır.
MAKALEDEN PATENTE, PATENTTEN FABRİKAYA
Bilim yalnız yayın sayısı değildir.
Üretilen bilgi hayatın içine girmelidir.
Yeni zincir şu olmalıdır:
Makale → Patent → Prototip → Şirket → Fabrika → İhracat
Sanayici üniversiteye gerçek problemini getirmelidir.
Üniversite çözüm üretmelidir.
Devlet başarılı teknolojinin ilk müşterilerinden biri olabilmelidir.
Bilim ekonomiyle temas ettiğinde millî güce dönüşür.
BİLİM TURİZMİ YENİ BİR SEKTÖR OLABİLİR
İnsanlar yalnız deniz ve güneş için seyahat etmez.
Bilim için de seyahat eder.
Çorum’a Hititler için,
Şanlıurfa’ya Göbeklitepe için,
Van’a Urartu için,
Edirne’ye Traklar için,
Konya’ya Selçuklular için,
Çanakkale’ye Troya için gelebilirler.
Kongreler, kazılar, arşivler, laboratuvarlar ve bilim festivalleri şehir ekonomisine yeni hareket kazandırabilir.
Bilim aynı zamanda bir şehir markasıdır.
REKTÖRLERİN BAŞARI ÖLÇÜSÜ DEĞİŞMELİ
Rektör kaç bina yaptı diye değil;
kaç iyi bilim insanı getirdi,
kaç genç araştırmacı yetiştirdi,
kaç uluslararası proje kazandı,
kaç patent çıktı,
şehrin kaç problemini çözdü,
üniversitesini hangi bilim alanında dünyaya tanıttı
diye değerlendirilmelidir.
Üniversitenin büyüklüğü kampüsün metrekaresi değildir.
Ürettiği bilginin etkisidir.
BİLİMDE LİYAKAT OLMADAN BÜYÜK HEDEF OLMAZ
Bilimin en büyük düşmanı torpil, kapalı akademik çevreler, intihal, sahte başarı ve liyakatsizliktir.
Bilim insanının kimden olduğu değil, ne ürettiği önemlidir.
Türkiye dünya ile yarışacaksa akademik liyakat ve bilim ahlakı tartışmasız olmalıdır.
Kibir değil merak,
sadakat değil liyakat,
gösteriş değil üretim
öne çıkmalıdır.
2035’TE DÜNYA BİZİ BAZI ALANLARDA MECBURİ ADRES OLARAK GÖRMELİ
Türkiye kendisine ölçülebilir hedef koymalıdır.
2035’e kadar bazı merkezler dünya çapında referans hâline gelmelidir.
Dünyada Hitit denildiğinde Çorum,
Neolitik dönem denildiğinde Şanlıurfa,
Urartu denildiğinde Van,
Traklar denildiğinde Edirne,
Selçuklu denildiğinde Konya,
çay denildiğinde Rize,
fındık denildiğinde Giresun,
raylı sistem denildiğinde Eskişehir,
yer altı teknolojileri denildiğinde Zonguldak,
yeşil çelik denildiğinde Karabük
akla gelmelidir.
Bilim markası böyle kurulur.
ASIL HEDEF BİLGİ İHRAÇ EDEN TÜRKİYE’DİR
Türkiye bugün birçok ürün ihraç ediyor.
Ama geleceğin en değerli ihracat kalemi bilgi olacaktır.
Patent ihraç etmeliyiz.
Yapay zekâ sistemi ihraç etmeliyiz.
Tarım teknolojisi ihraç etmeliyiz.
Deprem mühendisliği modeli ihraç etmeliyiz.
Enerji teknolojisi ihraç etmeliyiz.
Yazılım ihraç etmeliyiz.
Bilimsel yöntem ve eğitim modeli ihraç etmeliyiz.
Çünkü yeni dünyanın en pahalı ürünü yerin altından değil, insanın zihninden çıkacaktır.
DÜNYA MERKEZİ OLMAK BÖYLE OLUR
Dünya merkezi olmak yalnız coğrafyanın ortasında bulunmak değildir.
Dünya öğrencisinin size gelmesi gerekir.
Dünya bilim insanının laboratuvarınızı tercih etmesi gerekir.
Dünyanın sorunlarına sizin üniversitelerinizin cevap üretmesi gerekir.
Bir gün başka ülkelerde şu soru sorulmalıdır:
“Türkiye bu konuda ne söylüyor?”
İşte gerçek güç o zaman başlar.
Türkiye’nin önünde böyle bir fırsat vardır.
81 ilimizi 81 ayrı bilim kapısına dönüştürebiliriz.
Her üniversitenin bir bilim kimliği olabilir.
Her şehir birkaç konuda dünyada öne çıkabilir.
Bütün bu merkezleri ortak bir bilim ağına bağlayabiliriz.
Ve Anadolu’dan dünyaya yeniden büyük bir bilgi yürüyüşü başlatabiliriz.
Hedefimiz yalnız güçlü Türkiye olmamalıdır.
Bilgisiyle dünyaya yön veren, vicdanıyla insanlığa örnek olan Türkiye olmalıdır.
Üniversiteler şehirlerin beyni olsun.
Şehirler bilim laboratuvarı olsun.
Gençler araştırmacı olsun.
Bilim insanı halkın içinde olsun.
Sanayi üniversiteyle birleşsin.
Devlet bilimin önünü açsın.
Ve bilim bu topraklardan yeniden dünyaya yayılsın.
BİLİM BURADAN ÇIKSIN, DÜNYAYA BURADAN YAYILSIN.
