Rafet ULUTÜRK
Tarihten Geleceğe Bir Strateji Çağrısı
Bazı aylar takvimde yalnızca zamanın geçişini gösterir. Bazı aylar ise bir milletin hafızasında kaderin dönüm noktalarını taşır.
Türk tarihi açısından Ağustos, işte böyle bir aydır.
Malazgirt’ten Büyük Taarruz’a, Çaldıran’dan Mercidabık’a, Otlukbeli’nden Mohaç’a kadar farklı yüzyıllarda gerçekleşen birçok kritik mücadele Ağustos ayına rastlamıştır.
Fakat Ağustos’u yalnızca “zaferler ayı” olarak okumak eksik kalır.
Çünkü bu zaferlerin arkasında asıl görülmesi gereken şey; hazırlık, devlet aklı, liderlik, insan yetiştirme, teknoloji, lojistik, istihbarat, cesaret ve doğru zamanda doğru karar verebilme kabiliyetidir.
Asıl mesele geçmişte kaç savaş kazandığımız değildir.
Asıl soru şudur:
Geçmişin zaferlerinden geleceğin stratejisini çıkarabiliyor muyuz?
26 AĞUSTOS 1071: MALAZGİRT BİR TOPRAKTAN ÖNCE BİR UFUK AÇTI
Ağustos denildiğinde Türk tarihinin en önemli tarihlerinden biri hiç kuşkusuz 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi’dir.
Sultan Alparslan’ın kazandığı Malazgirt Zaferi, Anadolu tarihinin yönünü değiştirdi.
Ancak Malazgirt’i sadece askerî bir zafer olarak görmek doğru değildir.
Malazgirt bir kapıydı.
O kapıdan askerler kadar;
âlimler,
dervişler,
ustalar,
tüccarlar,
mimarlar,
öğretmenler,
zanaatkârlar
ve yeni bir medeniyet anlayışı geçti.
Ardından şehirler kuruldu.
Medreseler açıldı.
Kervansaraylar yapıldı.
Köprüler yükseldi.
Vakıflar oluşturuldu.
İlim, ticaret ve sanat gelişti.
Demek ki gerçek fetih, bir yere ulaşmak değil; ulaştığın yerde kalıcı bir medeniyet kurabilmektir.
Malazgirt’in bugüne bıraktığı en büyük derslerden biri budur.
AHLAT’TAN MALAZGİRT’E: ZAFERDEN ÖNCE HAZIRLIK VARDIR
Malazgirt’i anlamak isteyen yalnızca savaş meydanına değil, Ahlat’a da bakmalıdır.
Ahlat, Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma sürecinin önemli merkezlerinden biri olmuş, Türklerin Anadolu’daki tarihî yürüyüşünde stratejik bir üs vazifesi görmüştür.
Bu nedenle benim gözümde Ahlat, Türk dünyasının hafıza merkezlerinden ve Türkiye’nin manevi başkentlerinden biridir.
Ahlat bize çok önemli bir stratejik gerçeği hatırlatıyor:
Hiçbir büyük zafer hazırlıksız kazanılmaz.
Ordunun yürüyüşünden önce fikir yürür.
Kılıçtan önce akıl hazırlanır.
Meydandan önce insan yetiştirilir.
Malazgirt’in arkasında Ahlat varsa, geleceğin büyük başarılarının arkasında da güçlü eğitim kurumları, üniversiteler, araştırma merkezleri, teknoloji üsleri ve iyi yetişmiş gençler olmak zorundadır.
AĞUSTOS BİZE AYNI ŞEYİ TEKRAR TEKRAR SÖYLÜYOR
11 Ağustos 1473’te Otlukbeli…
23 Ağustos 1514’te Çaldıran…
24 Ağustos 1516’da Mercidabık…
29 Ağustos 1526’da Mohaç…
Ve Türk tarihinin başka büyük dönüm noktaları…
Bunların her birinin siyasi ve tarihî şartları birbirinden farklıdır.
Ancak ortak bir gerçek vardır:
Devletler kritik zamanlarda karar verebildikleri ölçüde tarihin öznesi olurlar.
Kararsızlık bazen toprak kaybettirir.
Hazırlıksızlık bazen nesiller kaybettirir.
Stratejisizlik ise bazen yüzyıllar kaybettirir.
Bu nedenle tarihin amacı geçmişle övünmek değil, geçmişten karar verme kültürü öğrenmektir.
26 AĞUSTOS 1922: BİR MİLLETİN YENİDEN AYAĞA KALKIŞI
Malazgirt’ten 851 yıl sonra yine bir 26 Ağustos sabahı…
Bu defa Anadolu’nun kapısını açmak için değil, Anadolu’nun bağımsızlığını korumak için Türk ordusu harekete geçti.
26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz başladı.
Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığındaki mücadele, 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile tarihî bir sonuca ulaştı.
Bu iki tarih arasındaki bağ son derece anlamlıdır:
1071’de Anadolu’nun kapıları açıldı.
1922’de Anadolu’nun tapusunun kolay kolay sökülemeyeceği dünyaya gösterildi.
Aralarında yüzyıllar vardı.
Devletler değişmişti.
Silahlar değişmişti.
Dünya değişmişti.
Fakat değişmeyen bir şey bulunuyordu:
Bağımsız yaşama iradesi.
TÜRKLERDE AĞUSTOS: SADECE SAVAŞLARIN DEĞİL, KARARLARIN AYIDIR
Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.
Ağustos ayını yalnızca savaşlar üzerinden okumamalıyız.
Çünkü savaş, stratejinin yalnızca görünen son aşamasıdır.
Bir meydan zaferinden önce;
ekonomi vardır,
lojistik vardır,
haberleşme vardır,
istihbarat vardır,
eğitim vardır,
mühendislik vardır,
üretim vardır,
diplomasi vardır
ve en önemlisi insan vardır.
Dolayısıyla Türk tarihinin Ağustos zaferlerini gençlerimize anlatırken yalnızca “atalarımız savaştı ve kazandı” demek yeterli değildir.
Şunu anlatmalıyız:
Atalarımız hazırlandı, teşkilatlandı, risk aldı, karar verdi ve mücadele etti.
Çünkü zafer bir sonuçtur.
Asıl öğrenmemiz gereken zaferi mümkün kılan sistemdir.
BUGÜNÜN MALAZGİRT’İ NEREDEDİR?
Şimdi asıl stratejik soruya gelelim.
955 yıl sonra dünyanın mücadele alanları değişti.
Bugün devletler yalnızca sınırlar ve topraklar için rekabet etmiyor.
Enerji koridorları için mücadele ediyorlar.
Limanlar için mücadele ediyorlar.
Doğal kaynaklar için mücadele ediyorlar.
Veri için mücadele ediyorlar.
Yapay zekâ için mücadele ediyorlar.
Çip teknolojileri için mücadele ediyorlar.
Savunma sanayii için mücadele ediyorlar.
Uzay için mücadele ediyorlar.
Siber güvenlik için mücadele ediyorlar.
Nitelikli insan gücü için mücadele ediyorlar.
Ve belki hepsinden önemlisi:
Çocukların ve gençlerin zihinleri için mücadele ediyorlar.
Dolayısıyla bugünün Malazgirt’i yalnızca bir ova değildir.
Bugünün Malazgirt’i bazen bir üniversite laboratuvarıdır.
Bazen bir yazılım şirketidir.
Bazen bir savunma sanayii fabrikasıdır.
Bazen bir okul sınıfıdır.
Bazen bir kütüphanedir.
Bazen bir uydu kontrol merkezidir.
Bazen bir öğretmenin karşısında oturan on yaşındaki çocuğun zihnidir.
Ve bugünün orduları yalnızca askerlerden oluşmamaktadır.
Mühendisler, bilim insanları, doktorlar, öğretmenler, yazılımcılar, girişimciler, diplomatlar ve iyi yetişmiş gençler de bir ülkenin stratejik gücüdür.
- YÜZYILIN ZAFERİ: ÜRETEN DEVLET OLMAK
Geçmişte güçlü devletin göstergelerinden biri büyük ordulardı.
Bugün büyük ordular hâlâ önemlidir; fakat artık yeterli değildir.
21. yüzyılda güçlü devlet;
kendi teknolojisini geliştiren,
enerji güvenliğini sağlayan,
gıdasını üretebilen,
savunma sistemlerini geliştiren,
verisini koruyan,
yapay zekâ üreten,
bilim insanı yetiştiren
ve küresel gelişmeleri önceden okuyabilen devlettir.
Bu nedenle yeni dönemin parolası şudur:
Tüketen toplumdan üreten millete geçmek.
Çocuklarımız sadece teknolojiyi kullanan değil, teknolojiyi geliştiren insanlar olmalıdır.
Başkalarının yapay zekâsını kullanan değil, kendi yapay zekâ sistemlerini kurabilmelidir.
Başkalarının uydularından bilgi alan değil, kendi uydularını gönderebilmelidir.
Çünkü geleceğin bağımsızlığı yalnızca sınır karakollarında değil, laboratuvarlarda ve veri merkezlerinde de korunacaktır.
EN BÜYÜK STRATEJİK KAYNAĞIMIZ: GENÇLER
Türkiye’nin ve Türk dünyasının en büyük sermayesi yalnızca petrol, doğal gaz, maden veya coğrafya değildir.
En büyük sermayemiz insandır.
Özellikle gençlerdir.
Bir genci iyi yetiştirirseniz geleceğe yatırım yaparsınız.
Bir nesli iyi yetiştirirseniz ülkenin kaderini değiştirirsiniz.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türk dünyasının en büyük projesi bana göre insan yetiştirme projesi olmalıdır.
Türkistan’dan İstanbul’a,
Bakü’den Bişkek’e,
Taşkent’ten Astana’ya,
Kırcaali’den Şumnu’da, Silistre’de, Kerkük’e, Musul’da
Kırım’dan Balkanlar’a kadar geniş coğrafyamızdaki gençler arasında bilim, eğitim, kültür, teknoloji ve girişimcilik ağları kurulmalıdır.
Sadece geçmişimizin ortak olduğunu söylemek yetmez.
Geleceğimizi de ortaklaştırmalıyız.
GELECEĞİN AĞUSTOS ZAFERLERİ NASIL KAZANILACAK?
Geleceğin zaferleri belki meydan savaşlarının isimleriyle anılmayacaktır.
Belki bir Türk bilim insanının geliştirdiği yeni teknolojiyle anılacaktır.
Belki kanseri tedavi eden bir Türk doktorunun buluşuyla…
Belki uzaya gönderdiğimiz yeni bir araçla…
Belki dünyada kullanılan bir Türk yapay zekâ sistemiyle…
Belki enerjide dışa bağımlılığı azaltan bir keşifle…
Belki Türk dünyasının üniversitelerini birbirine bağlayan büyük bir bilim ağıyla…
İşte o gün gençlerimize şöyle diyebilmeliyiz:
Sultan Alparslan kendi çağının Malazgirt’ini kazandı.
Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları kendi çağlarının Büyük Taarruz’unu gerçekleştirdi.
Şimdi sıra sizin çağınızın zaferlerini kazanmaktadır.
TARİHİ ANMAK YETMEZ, TARİH YAPACAK NESİLLER YETİŞTİRMELİYİZ
Bence Ağustos ayında yapılması gereken en büyük değişikliklerden biri de budur.
Zaferleri yalnızca törenlerle anmamalıyız.
Okullarda çocuklara Malazgirt anlatılırken strateji de anlatılmalıdır.
Büyük Taarruz anlatılırken lojistik anlatılmalıdır.
Çaldıran anlatılırken teknoloji ve ateş gücünün savaş doktrinlerini nasıl değiştirdiği öğretilmelidir.
Mohaç anlatılırken karar alma ve zamanlama konuşulmalıdır.
Böylece tarih ezberlenen tarihler toplamı olmaktan çıkar ve geleceği anlamanın laboratuvarına dönüşür.
Çünkü çocuklarımıza yalnızca hangi savaşın hangi tarihte kazanıldığını öğretirsek hafızalarını doldururuz.
Ama neden kazanıldığını öğretirsek zihinlerini geliştiririz.
AĞUSTOS’UN ASIL MESAJI
Malazgirt bize kapı açmayı öğretiyor.
Çaldıran bize teknoloji ve stratejinin önemini hatırlatıyor.
Mercidabık bize coğrafyanın ve jeopolitiğin değerini gösteriyor.
Mohaç bize zamanlamanın gücünü anlatıyor.
Büyük Taarruz ise bize en zor şartlarda bile bağımsızlık iradesinden vazgeçmemeyi öğretiyor.
Bütün bunları bir araya getirdiğimizde Ağustos’un Türk milletine verdiği mesaj çok açıktır:
Zafer tesadüf değildir.
Zafer; hazırlığın, aklın, cesaretin, çalışmanın ve doğru zamanda verilen doğru kararın sonucudur.
2071’E GİDEN YOL
1071’in bininci yıl dönümü olan 2071, bugünün çocuklarının görebileceği bir tarihtir.
O halde kendimize şimdiden sormalıyız:
2071 yılında Türkiye nasıl bir ülke olacak?
Türk dünyası dünyada nerede duracak?
Teknolojiyi satın alan mı, geliştiren mi olacağız?
Enerji yollarının seyircisi mi, belirleyicisi mi olacağız?
Yapay zekâyı kullanan mı, yönlendiren mi olacağız?
Çocuklarımız başka ülkelerde geliştirilen teknolojilerin müşterileri mi, dünyanın geleceğini değiştiren bilim insanları mı olacak?
Bunların cevabı 2071’de verilmeyecek.
Cevap bugün verdiğimiz eğitimle, yaptığımız yatırımlarla ve yetiştirdiğimiz çocuklarla veriliyor.
YENİ ZAFERLERİN MEYDANI GELECEKTİR
Ağustos Türk tarihinin hafızasında sıradan bir ay değildir.
Fakat atalarımızın kazandığı zaferlerle sonsuza kadar övünmek bize yeni bir zafer kazandırmaz.
Geçmiş bize gurur vermeli ama aynı zamanda sorumluluk yüklemelidir.
Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te açtığı kapıyı anlamak istiyorsak bugün bilimin kapısını açmalıyız.
Büyük Taarruz’un ruhunu anlamak istiyorsak ekonomik ve teknolojik bağımsızlık için çalışmalıyız.
Mohaç’ın hızını anlamak istiyorsak çağın değişimini zamanında okumalıyız.
Çünkü milletlerin önünde her nesilde yeni Malazgirtler vardır.
Fakat meydanlar değişmektedir.
Dünün meydanı Malazgirt Ovası’ydı.
Bugünün meydanı bilimdir.
Teknolojidir.
Eğitimdir.
Ekonomidir.
Enerjidir.
Yapay zekâdır.
Uzaydır.
Ve en büyük mücadele alanı insan zihnidir.
Bu nedenle gençlerimize geçmişi anlatırken son cümlemiz şöyle olmalıdır:
“Size yalnızca zaferlerle dolu bir tarih bırakmıyoruz; tamamlamanız gereken büyük bir gelecek bırakıyoruz.”
Çünkü Türk’ün Ağustos’u bize yalnızca nereden geldiğimizi değil, nereye yürümemiz gerektiğini de göstermelidir.
1071’den 1922’ye uzanan irade,
2026’dan 2071’e bilimle, eğitimle, üretimle ve güçlü nesillerle taşınmalıdır.
Geçmişimiz gururumuzdur.
Bugünümüz sorumluluğumuzdur.
Gelecek ise çocuklarımıza bırakacağımız en büyük emanettir.
