Ertaş ÇAKIR
Dünya artık yalnız ordularla, sınırlarla ve savaşlarla şekillenmiyor.
Bugünün büyük mücadeleleri limanlarda, enerji hatlarında, demiryollarında, lojistik merkezlerinde, veri yollarında ve ticaret koridorlarında yaşanıyor.
Bir ülkenin gelecekte ne kadar güçlü olacağını anlamak için yalnızca kaç tankı olduğuna değil; kaç kıtayı birbirine bağladığına, kaç ticaret yolunun merkezinde bulunduğuna ve kaç ülkenin onun altyapısına ihtiyaç duyduğuna bakmak gerekiyor.
İşte Suudi Arabistan’dan başlayarak Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşması planlanan yeni demiryolu ve lojistik hattı bu nedenle sıradan bir ulaşım projesi değildir.
Bu hat doğru kurulursa, yalnız raylar döşenmeyecek.
Yeni bir ekonomik coğrafya kurulacak.
Ve bu coğrafyanın en kritik kavşağında Türkiye bulunacak.
BİR DEMİRYOLU DEĞİL, BİR GELECEK HARİTASI
Haritayı önümüze koyalım.
Suudi Arabistan…
Ürdün…
Suriye…
Türkiye…
Ve ardından Balkanlar ile Avrupa.
Bu güzergâhın ekonomik anlamı büyüktür; fakat stratejik anlamı çok daha büyüktür.
Çünkü Riyad’ın Türkiye’ye bağlanması, aslında yalnız Türkiye’ye bağlanması değildir.
Türkiye üzerinden Avrupa’ya,
Karadeniz’e,
Kafkasya’ya,
Orta Asya’ya
ve Akdeniz’e açılmak demektir.
Bu nedenle geleceğe yön veren devletler projeye şu gözle bakmalıdır:
“Bu tren nereden geçecek?” değil, “Bu tren hangi ekonomik düzeni kuracak?”
Asıl soru budur.
BİR ASIRLIK KOPUŞTAN YENİ BİR BAĞLANTIYA
Bu coğrafya raylara yabancı değildir.
Bir asır önce Hicaz Demiryolu İstanbul’u, Şam’ı ve Hicaz’ı birbirine bağlayan büyük bir medeniyet hattıydı.
Sonra savaşlar geldi.
İmparatorluklar dağıldı.
Haritalar değişti.
Sınırlar çizildi.
Şehirler birbirinden uzaklaştı.
Bir zamanlar aynı ekonomik ve kültürel havzanın parçaları olan Anadolu, Şam, Amman ve Hicaz birbirinden koparıldı.
Bugün ise aynı coğrafya yeniden bağlantıyı konuşuyor.
Fakat bu kez geçmişi geri getirmek için değil.
Geleceği birlikte kurmak için.
Bu çok önemli bir farktır.
Tarih geriye dönmez.
Ama tarih bize coğrafyanın doğal yönünü hatırlatır.
Ve bu coğrafyanın doğal yönü, birbirine kapalı küçük alanlar değil; birbirine bağlı büyük ekonomik havzalardır.
TÜRKİYE’NİN TARİHÎ AVANTAJI: KÖPRÜ DEĞİL, MERKEZ OLMAK
Türkiye yıllarca “Doğu ile Batı arasında köprü” olarak tanımlandı.
Bu ifade artık yetersizdir.
Köprüden geçilir.
Merkezde ise kalınır, üretilir, dağıtılır ve karar verilir.
Türkiye’nin hedefi yalnızca yüklerin geçtiği bir transit ülke olmak olmamalıdır.
Türkiye;
lojistik merkez,
üretim merkezi,
enerji merkezi,
ticaret merkezi,
finans merkezi
ve diplomatik koordinasyon merkezi
olmalıdır.
Aradaki fark büyüktür.
Bir konteyner Türkiye’den geçerse belli bir transit gelir elde edersiniz.
Ama o konteyner Türkiye’de depolanırsa,
yeniden paketlenirse,
sigortalanırsa,
finanse edilirse,
başka pazarlara dağıtılırsa
ve içindeki ürün Türkiye’de üretilirse;
o zaman yalnızca yol değil, ekonomik ekosistem kurmuş olursunuz.
Geleceğe yön veren strateji budur.
HALEP’İN YENİDEN AYAĞA KALKMASI TÜRKİYE’NİN DE MESELESİDİR
Bu koridorun en hassas halkalarından biri Suriye’dir.
Yıllardır Suriye denildiğinde akla savaş, yıkım ve göç geliyor.
Oysa önümüzde yeni bir dönem açılabilir.
Halep yeniden üretim merkezi olabilir.
Şam yeniden ticaret merkezi olabilir.
Suriye yeniden bölgesel transit ağlara katılabilir.
Bir ülkenin yeniden ayağa kalkması yalnız binaların yapılmasıyla olmaz.
Ekonomik damarlarının açılması gerekir.
Demiryolu giderse yatırım gider.
Yatırım giderse sanayi gelir.
Sanayi gelirse iş doğar.
İş doğarsa insanlar yaşadıkları yerde gelecek kurabilir.
İşte bu nedenle Gaziantep–Halep bağlantısı yalnız ticari değildir.
Aynı zamanda istikrar projesidir.
Türkiye için de Suriye’nin istikrarı yalnız sınır güvenliği meselesi değildir.
Ekonomik olarak ayağa kalkan bir Suriye, Türkiye’nin güneyinde yeni bir pazar, yeni bir ticaret alanı ve yeni bir güvenlik kuşağı oluşturabilir.
BARIŞIN EN SAĞLAM TEMELİ ORTAK MENFAATTİR
Barış yalnız toplantı masalarında kurulmaz.
Barışı kalıcı yapan şey ortak menfaattir.
Türkiye ile Suriye ticaret yapıyorsa,
Ürdün transit gelir kazanıyorsa,
Suudi Arabistan Avrupa’ya Türkiye üzerinden ulaşıyorsa,
Türkiye de Körfez’e daha hızlı erişiyorsa,
o zaman herkes istikrarı korumak ister.
Çünkü savaş artık yalnız can kaybı değil, ekonomik kayıp anlamına gelir.
Bu yüzden büyük strateji şudur:
Savaşın maliyetini yükseltmek, barışın getirisini büyütmek.
Demiryolları bunu başarabilir.
SUUDİ ARABİSTAN NEDEN KUZEYE BAKIYOR?
Suudi Arabistan çok hızlı değişiyor.
Petrol gelirine dayalı ekonomiden daha çeşitli bir yapıya geçmek istiyor.
Sanayi, turizm, teknoloji ve lojistik alanlarına yatırım yapıyor.
Riyad’ın en önemli ihtiyaçlarından biri yeni pazarlara erişimdir.
Türkiye burada doğal kapıdır.
Çünkü Türkiye’nin arkasında Avrupa vardır.
Balkanlar vardır.
Karadeniz vardır.
Kafkasya vardır.
Türkistan vardır.
Akdeniz vardır.
Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye demiryoluyla bağlanması, aslında birden fazla ekonomik bölgeye aynı anda açılması anlamına gelir.
Bu nedenle Riyad–Ankara hattı yalnız ikili ilişki değildir.
Çok daha büyük bir coğrafi hesabın parçasıdır.
GAZİANTEP YENİ DÖNEMİN ANAHTAR ŞEHİRLERİNDEN BİRİ OLABİLİR
Türkiye’nin bu büyük projede en çok konuşması gereken şehirlerden biri Gaziantep’tir.
Gaziantep zaten sanayi, ihracat ve üretim gücüyle Türkiye’nin önemli merkezlerinden biridir.
Yeni koridor doğru planlanırsa Gaziantep, Körfez–Suriye–Anadolu–Avrupa hattının ana lojistik merkezlerinden biri olabilir.
Burada yalnız istasyon yapılması yetmez.
Büyük lojistik üsler,
yük terminalleri,
depolama merkezleri,
gümrük alanları,
serbest bölgeler,
yeni organize sanayi bölgeleri
kurulmalıdır.
Gaziantep’in çevresinde oluşacak ekonomik ağ Adana’yı, Mersin’i, İskenderun’u, Konya’yı ve Ankara’yı da içine almalıdır.
Böylece Güneydoğu Anadolu yalnız sınır bölgesi olmaktan çıkar.
Yeni dönemin üretim ve lojistik kapısına dönüşür.
MERSİN VE İSKENDERUN OLMADAN KORİDOR EKSİK KALIR
Demiryolu yalnız karaya bakılarak planlanmamalıdır.
Mersin ve İskenderun limanları bu hattın deniz bağlantısı haline getirilmelidir.
Çünkü geleceğin güçlü ülkeleri tek bir ulaşım biçimine bağımlı kalmaz.
Demiryolu, karayolu, denizyolu ve hava kargo birbirine bağlanmalıdır.
Suudi Arabistan’dan gelen yük Türkiye’ye ulaştığında üç seçeneğe sahip olmalıdır:
Avrupa’ya karadan devam etmek.
Akdeniz limanlarına yönelmek.
Kafkasya ve Orta Asya’ya ilerlemek.
Bu esneklik Türkiye’yi vazgeçilmez yapar.
GELECEĞİN SAVAŞI KORİDORLAR ÜZERİNDEN OLACAK
21.yüzyılda büyük güç rekabeti giderek ulaştırma koridorları üzerinde yoğunlaşıyor.
Çin’in Kuşak ve Yol girişimi…
Orta Koridor…
Hindistan–Ortadoğu–Avrupa Koridoru…
Kuzey–Güney koridorları…
Yeni limanlar…
Yeni demiryolları…
Hepsi aynı soruya cevap arıyor:
Dünya ticareti hangi yoldan akacak?
Ticaret yolunu kontrol eden yalnız para kazanmaz.
Siyasi nüfuz da kazanır.
Diplomatik ağırlık da kazanır.
Kriz zamanlarında alternatif üretme kabiliyeti de kazanır.
Türkiye bu rekabette seyirci kalmamalıdır.
Kendi coğrafyasını başkalarının çizdiği koridorların geçiş alanı olmaktan çıkarmalıdır.
Koridorları birleştiren merkez olmalıdır.
TÜRKİYE–SUUDİ ARABİSTAN–PAKİSTAN EKSENİ NASIL OKUNMALI?
Konuşmalarda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki yakınlaşmaya da dikkat çekiliyor.
Burada iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir.
Mevcut somut demiryolu planının ana güzergâhı Suudi Arabistan–Ürdün–Suriye–Türkiye hattıdır.
Ancak daha geniş stratejik açıdan Pakistan başka bir perspektif sunar.
Türkiye’nin sanayi ve jeopolitik konumu,
Suudi Arabistan’ın enerji ve sermaye gücü,
Pakistan’ın nüfusu, üretim kapasitesi ve Hint Okyanusu’na açılan coğrafyası
birbirini tamamlayabilir.
Ama bunun temeli slogan değil, proje olmalıdır.
Ortak savunma sanayii.
Ortak enerji yatırımları.
Ortak finans mekanizmaları.
Ortak ulaştırma ağları.
Ortak üniversite ve teknoloji programları.
Gelecekte güç oluşturacak olan budur.
TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ 10 STRATEJİK GÖREV
Türkiye bu gelişmeye bugünden hazırlanmalıdır.
Birincisi, Gaziantep–Halep demiryolu ve karayolu bağlantıları stratejik öncelik ilan edilmelidir.
İkincisi, Mersin ve İskenderun limanları koridora bağlanmalıdır.
Üçüncüsü, Gaziantep ve çevresinde büyük lojistik üsler kurulmalıdır.
Dördüncüsü, Suriye’nin yeniden yapılanmasına Türk sanayisi sistemli şekilde dahil edilmelidir.
Beşincisi, Ürdün ile ortak lojistik ve gümrük mekanizmaları kurulmalıdır.
Altıncısı, Suudi sermayesi ile Türk üretim kapasitesi uzun vadeli projelerde buluşturulmalıdır.
Yedincisi, hat Avrupa demiryolu ağlarına kesintisiz bağlanmalıdır.
Sekizincisi, Kafkasya ve Orta Koridor bağlantısı güçlendirilmelidir.
Dokuzuncusu, bütün güzergâhta dijital gümrük sistemi kurulmalıdır.
Onuncusu ve en önemlisi, Türkiye bu koridora yalnız Ulaştırma Bakanlığı projesi olarak değil; 30 yıllık devlet stratejisi olarak bakmalıdır.
BÜYÜK DEVLET GELECEĞİ BEKLEMEZ, GELECEĞİ İNŞA EDER
Büyük devlet ile sıradan devlet arasındaki fark burada ortaya çıkar.
Sıradan devlet bugünün sorunlarını yönetir.
Büyük devlet yarının şartlarını hazırlar.
Bugün ray döşemeye karar verir.
On yıl sonra sanayi merkezinin nerede olacağını bilir.
Bugün liman büyütür.
Yirmi yıl sonra hangi ticaret koridorunun önem kazanacağını hesaplar.
Bugün üniversite açar.
Otuz yıl sonra ihtiyaç duyacağı mühendisleri yetiştirir.
Geleceğe yön vermek budur.
Gelecek tahmin edilmez; hazırlanılır.
DUYGUSAL TARAFI DA UNUTMAMALIYIZ
Bu projenin rakamlara sığmayan bir tarafı vardır.
Bir gün Gaziantep’ten çıkan tren Halep’e ulaşırsa…
Halep’ten Şam’a…
Şam’dan Amman’a…
Amman’dan Suudi Arabistan’a giderse…
Belki bugün savaş ve göçle anılan şehirlerin çocukları o gün tren istasyonlarını başka bir anlamla hatırlayacaktır.
Mülteci konvoylarının geçtiği yolların yerini ticaret konvoyları alacaktır.
Sınır kapılarında korkuyla bekleyen insanlar yerine tüccarlar ve öğrenciler geçecektir.
Yıkılan şehirlerden üretim merkezleri doğacaktır.
İşte o zaman bir demiryolunun yalnız demir olmadığını anlarız.
Bazen rayların üzerinde umut taşınır.
TÜRKİYE RAYLARIN GEÇTİĞİ DEĞİL, YÖNÜNÜ BELİRLEDİĞİ ÜLKE OLMALI
Önümüzde çok büyük bir fırsat vardır.
Suudi Arabistan’dan Ürdün’e…
Ürdün’den Suriye’ye…
Suriye’den Türkiye’ye…
Türkiye’den Balkanlara ve Avrupa’ya…
Bir başka koldan Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya…
Bu ağ doğru kurulursa Türkiye yalnızca transit ülke olmayacaktır.
Kıtalararası ekonomik düğüm noktası olacaktır.
Ama bunun için bugünden düşünmek gerekir.
Bugünden yatırım yapmak gerekir.
Bugünden planlamak gerekir.
Bugünden insan yetiştirmek gerekir.
Çünkü gelecek bir sabah kapımızı çalıp gelmez.
Gelecek, yıllar önce alınan kararların sonucudur.
Bir asır önce kopan rayların yeniden birleşmesi bize büyük bir şey hatırlatıyor:
Coğrafya bazen susar ama unutmaz.
Şehirler birbirini unutmaz.
Ticaret yolları birbirini unutmaz.
Milletler birbirine olan ihtiyacını unutmaz.
Şimdi önümüzde yeni bir dönem var.
Bu dönemin adı yalnız demiryolu değildir.
Bağlantıdır.
Üretimdir.
Barıştır.
Stratejidir.
Ve en önemlisi:
Geleceğe yön vermektir.
Türkiye’nin hedefi de tam olarak bu olmalıdır:
Yolların geçtiği ülke değil, yolların yönünü belirleyen ülke olmak.
