İbrahim SOYTÜRK
Tarih yalnızca geçmişte yaşanan hadiselerin toplamı değildir. Tarih, doğru okunduğunda bir milletin gelecek stratejisinin hafızasıdır.
Türk tarihine bu gözle baktığımızda Mete Han’dan Attila’ya, Bilge Kağan’dan Tonyukuk’a, Alparslan’dan Fatih Sultan Mehmed’e ve Mustafa Kemal Atatürk’e kadar uzanan büyük yürüyüşte ortak bir devlet aklı görürüz:
Bağımsız yaşamak, güçlü teşkilatlanmak, zamanı doğru okumak, gerektiğinde mücadele etmek ve değişen dünyanın şartlarına uyum sağlamak.
Bu nedenle geçmişi sadece destanlaştırmak yerine ondan bir gelecek modeli çıkarmalıyız.
Çünkü mesele artık:
“Atalarımız ne kadar büyüktü?” demek değildir.
Asıl mesele:
“Biz onların bıraktığı tarihî birikimden yararlanarak önümüzdeki yüz yılı nasıl kuracağız?”
sorusudur.
METE HAN: GÜCÜN ARKASINDA TEŞKİLAT VARDIR
Mete Han’ı yalnızca cesaretiyle okumak eksik olur.
Onun döneminden çıkarılacak stratejik derslerden biri, askerî gücün arkasındaki disiplin ve teşkilatlanmadır.
Büyük devletlerin arkasında tesadüf değil, sistem vardır.
Bugün Türkiye’nin de ihtiyacı aynıdır:
Güçlü kurumlar.
Liyakatli insan kaynağı.
Uzun vadeli devlet planlaması.
Teknolojik bağımsızlık.
Ekonomik dayanıklılık.
Ve ortak millî hedef.
Bir millet yalnızca kahramanlarla değil, kahraman yetiştirebilen kurumlarla güçlenir.
ATTİLA: AVRUPA’YA TÜRK GÜCÜNÜ KABUL ETTİREN HÜKÜMDAR
Bu tarih zincirine mutlaka Attila’yı da koymalıyız.
Hun hükümdarı Attila, 5. yüzyılda Avrupa siyasetinin en güçlü aktörlerinden biri hâline geldi. Doğu ve Batı Roma dünyası onun askerî ve diplomatik baskısını doğrudan hissetti.
Attila’nın büyüklüğünü yalnızca “Avrupa’yı titreten hükümdar” sözüyle anlatmak da yetmez.
Asıl önemli nokta şudur:
Attila, döneminin Avrupa güç dengelerini değiştiren bir hükümdardı.
Roma imparatorları onun karşısında askerî tedbir almak, diplomasi yürütmek, antlaşmalar yapmak ve güç dengelerini yeniden hesaplamak zorunda kaldılar.
Halk diliyle söylersek:
Attila Avrupa’ya Türk gücü karşısında baş eğdirdi.
Fakat stratejik tarih açısından daha önemli olan, Avrupa’nın Türk siyasi ve askerî varlığını hesaba katmak zorunda kalmasıdır.
Attila’nın bize bıraktığı ders budur:
Büyük devlet olmak, yalnızca güçlü olmak değildir; diğer büyük devletlerin hesaplarını değiştirebilecek ağırlığa sahip olmaktır.
Bugünün Türkiye’sinin hedefi de tam burada aranmalıdır.
Dünya Türkiye hakkında karar vermemeli;
Türkiye’nin duruşunu hesaba katarak karar vermek zorunda kalmalıdır.
TONYUKUK: SAVAŞTAN ÖNCE AKIL KAZANIR
Türk tarihinin belki de üzerinde yeterince durulmayan büyük isimlerinden biri Tonyukuk’tur.
Tonyukuk bize devlet yönetiminde yalnızca cesaretin yetmediğini gösterir.
Bilgi gerekir.
İstihbarat gerekir.
Coğrafyayı okumak gerekir.
Rakibin gücünü ve zayıflığını bilmek gerekir.
Zamanlamayı doğru yapmak gerekir.
Bugünün dünyasında bunun adı stratejik akıldır.
Türkiye’nin gelecek yüzyılı da günlük gelişmelere tepki veren politikalarla değil, 20-30-50 yıllık planlarla hazırlanmalıdır.
ALPARSLAN: KAPIYI AÇMAK YETMEZ, VATAN KURMAK GEREKİR
1071 Malazgirt yalnızca kazanılmış bir meydan savaşı değildir.
Türk tarihinin yönünü değiştiren stratejik eşiklerden biridir.
Alparslan’ın zaferinin büyüklüğü yalnızca orduların karşılaşmasında değildir.
Asıl sonuç Anadolu’nun giderek Türklerin kalıcı vatan coğrafyasına dönüşmesidir.
Burada çok önemli bir devlet dersi vardır:
Askerî başarı kalıcı siyasi, ekonomik ve toplumsal yapıya dönüştürülemezse tarihî zafer tamamlanmış sayılmaz.
Bugün de aynıdır.
Savunma sanayiindeki başarı teknoloji ekosistemine;
enerji hamleleri sanayi gücüne;
ulaştırma yatırımları ticarete;
üniversiteler bilimsel üretime;
diplomatik başarı ekonomik kazanıma dönüşmelidir.
FATİH: ÇAĞIN TEKNOLOJİSİNİ KULLANAN KAZANIR
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesini yalnızca asker sayısıyla açıklayamayız.
Top teknolojisi, mühendislik, lojistik, deniz-kara koordinasyonu, diplomasi ve stratejik kararlılık birlikte kullanıldı.
Fatih’in çağımıza verdiği mesaj çok açıktır:
Teknolojiyi takip eden değil, teknolojiyi üreten devlet tarih yazar.
Bugün surların yerini başka duvarlar aldı.
Yapay zekâ…
Çip teknolojileri…
Siber güvenlik…
Uzay…
Kuantum teknolojileri…
İnsansız sistemler…
Enerji teknolojileri…
Biyoteknoloji…
Bunlar çağımızın stratejik surlarıdır.
Türkiye bunların dışında kalamaz.
ATATÜRK: YENİLGİDEN DEVLET ÇIKARABİLMEK
Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadelesinden çıkarılacak en büyük stratejik derslerden biri de şudur:
Bir milletin kaderi en zor şartlarda bile değiştirilebilir.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ağır şartlarla karşı karşıya kalan Anadolu’dan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, yalnızca askerî değil aynı zamanda siyasi ve kurumsal bir dönüşümdür.
Çünkü büyük liderlik yalnızca zafer kazanmak değildir.
Zaferden devlet kurabilmektir.
FİLİBE’DEN BALKANLARA: TARİHİMİZİ BAŞKALARINDAN ÖĞRENMEMELİYİZ
Filibe’nin tarihine baktığımızda başka bir stratejik meseleyle karşılaşırız:
Tarihî hafıza.
Filibe, Üsküp, Prizren, Manastır, Kırcaali, Şumnu, Silistre, Rusçuk ve Balkanların daha nice şehri Türk tarihinin ve Osmanlı mirasının izlerini taşımaktadır.
Ancak kültürel mirasa sahip çıkmak, bugünkü egemenlik sınırlarını tartışmak anlamına gelmez. Tam tersine, bilimsel yöntemlerle ortak geçmişi belgelemek ve korumaktır.
Türkiye burada çok daha kapsamlı bir Balkan Kültürel Hafıza Stratejisi geliştirmelidir.
Osmanlı şehir haritaları dijitalleştirilmeli, mezarlıklar ve kitabeler kayıt altına alınmalı, vakıf eserleri araştırılmalı, üniversitelerde Balkan araştırmaları güçlendirilmeli ve genç araştırmacılar yetiştirilmelidir.
Çünkü tarihî mirasını araştırmayan millet, bir süre sonra kendi tarihini başkalarının yorumlarından öğrenmeye başlar.
TÜRKÇE: 21. YÜZYILDA STRATEJİK GÜÇ
Dil meselesini de yalnızca duygusal bir konu olarak görmemeliyiz.
Türkçe bizim ana dilimiz olduğu kadar Türk dünyasını birbirine bağlayabilecek büyük bir kültürel güçtür.
Fakat hedef sadece “Türkçeyi koruyalım” olmamalıdır.
Daha ileri gitmeliyiz:
Türkçeyi bilim, teknoloji, yapay zekâ, diplomasi ve küresel kültür dili olarak güçlendirmeliyiz.
Türkçe bilimsel veri tabanları kurulmalı.
Dijital Türkçe içerik artırılmalı.
Türk dünyasının ortak terminoloji çalışmaları desteklenmeli.
Yapay zekâ sistemlerinde Türkçenin güçlü biçimde temsil edilmesi sağlanmalı.
Çünkü gelecekte diller yalnızca sokakta değil, dijital dünyada da yaşayacak veya zayıflayacaktır.
ARTIK YENİ BİR ATTİLA’NIN ATI DEĞİL, TEKNOLOJİSİ KONUŞACAK
Tarihi doğru okursak çok önemli bir noktaya geliriz.
Attila’nın çağında güç atlı ordulardaydı.
Fatih’in çağında top ve mühendislikteydi.
- yüzyılda sanayi, petrol ve ordulardaydı.
- yüzyılda ise güç;
bilgi + teknoloji + ekonomi + enerji + savunma + diplomasi + kültür + yetişmiş insan bileşiminden doğmaktadır.
Dolayısıyla yeni Türk yükselişi geçmişin savaş yöntemlerini tekrar ederek değil, geçmişteki stratejik zihniyeti çağımızın araçlarına dönüştürerek gerçekleşecektir.
Bugünün “atı” yüksek teknolojidir.
Bugünün “kılıcı” bilgidir.
Bugünün “kalesi” siber güvenliktir.
Bugünün “ordusu” aynı zamanda mühendisler, bilim insanları ve girişimcilerdir.
Bugünün “fetih alanı” ise bilimdir, uzaydır, teknolojidir, ihracattır, kültürdür.
TÜRKİYE’NİN 2050 STRATEJİSİ
Bütün bu tarihî miras bir devlet stratejisine dönüştürülecekse Türkiye kendisine büyük hedefler koymalıdır.
2050’ye gelindiğinde Türkiye;
dünyanın önemli teknoloji üreticilerinden,
bölgesinin enerji merkezlerinden,
savunma teknolojilerinin öncü ülkelerinden,
Türk dünyasının bilim ve eğitim merkezlerinden,
Balkanlar-Orta Asya-Kafkasya-Orta Doğu arasında ticaret ve lojistik merkezlerinden,
ve dünya çapında güçlü kültürel etkiye sahip ülkelerden biri olmayı hedeflemelidir.
Bunun temeli ise bugünden atılmalıdır.
Çünkü devletler seçimden seçime değil, nesilden nesile düşünerek büyür.
ATALARIMIZIN ZAFERLERİ BİZE BORÇ YÜKLÜYOR
Mete Han bize teşkilatı öğretti.
Attila, Avrupa’nın güç hesaplarını değiştirebilecek kudreti gösterdi.
Bilge Kağan millete karşı sorumluluğu hatırlattı.
Tonyukuk aklın ve stratejinin önemini gösterdi.
Alparslan Anadolu’nun kapısını açtı.
Fatih çağının teknolojisini kullanarak İstanbul’u fethetti.
Mustafa Kemal Atatürk bağımsızlık mücadelesinden yeni bir devlet çıkardı.
Şimdi sıra bizim neslimizde.
Biz çocuklarımıza yalnızca onların hikâyelerini anlatmakla yetinemeyiz.
Biz de bir şey başarmalıyız.
Hem de öyle bir başarı ki yüz yıl sonra gençler bizim dönemimizi anlatırken:
“Onlar tarihle övünmekle yetinmediler; tarihten strateji çıkardılar.”
desinler.
Attila’nın çağında Avrupa Türk atlılarının gücünü hesaba katıyordu.
Bizim çağımızda dünya; Türk bilimini, Türk teknolojisini, Türk ekonomisini, Türk diplomasisini ve Türkiye’nin stratejik iradesini hesaba katmalıdır.
İşte gerçek hedef budur.
Geçmişten güç almak, fakat geçmişte yaşamamak.
Tarihi bilmek, fakat geleceği kurmak.
Ve “Zafer benimdir” diyebilmenin ötesine geçip milletçe:
“Başaracağız” diye yola çıkmak ve sonunda “Başardık” diyebilecek bir Türkiye bırakmak.
Çünkü geçmiş bize kim olduğumuzu söyler.
Gelecek ise gerçekten ne kadar büyük olduğumuzu gösterecektir.
