Güncel, Yaşam

Bayrampaşa’da Görülen Şey: Birlik Hâlâ Mümkün

Ahmet KADIOĞLU

Zaferden Sonra Asıl Sınav: Unutmadan, Bölünmeden, İnsanı Kaybetmeden

Suriye Devrimi’nin 1. yıl dönümü vesilesiyle Bayrampaşa’da tertip edilen anma programında hissedilen şey tam da buydu. Kültür merkezi doldu taştı; çoluk çocuk, genç yaşlı herkes aynı yere akmıştı. Bir salona sığmayan aslında insanlardı değil; hafıza, vefa, özlem ve ortak bir kader duygusuydu.

Program; Beydili Türkmen Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ahmet Ağca’nın başkanlığında, Bayrampaşa Belediyesi’nin himayelerinde gerçekleşti. Bayrampaşa Belediye Başkanı Sayın İbrahim Akın’ı temsilen Başkan Başdanışmanı Sayın Rafet Ulutürk, AK Parti Bayrampaşa İlçe Başkanı Sayın Mehmet Acar, Yesevi Alperenler Derneği Başkanı Sayın Kürşat Mican ve Türk dünyasının farklı bölgelerinden—Kafkaslardan Balkanlara, Türkistan’dan Anadolu’ya—sivil toplum kuruluşlarının kıymetli temsilcileri programa teşrif etti. Bu çeşitlilik, bize bir gerçeği hatırlatıyordu: Suriye meselesi artık sadece bir ülkenin sınırları içindeki bir acı değil; vicdanı olan herkesin payına düşen bir sorumluluk.

Açılış konuşmasını yapan Sayın Ahmet Ağca, Suriye halkının adalet, özgürlük ve onur mücadelesini vurgularken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve aziz Türk milletine şükranlarını ifade etti. Ama asıl güçlü cümle, bir teşekkürün ötesine geçip bir uyarıya dönüştüğünde salonun havası değişti:
“Bugün burada yalnızca bir takvim yaprağını çevirmek için toplanmadık… Çünkü Suriye için asıl sınav, cephelerde değil; barış günlerinde kim olacağımızda başlayacaktır.”

Bu cümlenin içinde ağır bir hakikat vardır. Savaş, insanı yaralar; barış ise insanın içindeki yarayı nasıl taşıyacağını belirler. Çünkü barış günlerinde asıl imtihan; intikamla mı yürüyeceğimiz, yoksa adaletle mi yaşayacağımızdır.

On dört yıl boyunca zulüm hüküm sürdü. Şehirler yerle bir edildi; sokaklar sessizliğe gömüldü; evler mezara, okullar enkaza, çocukluklar yarım hayata dönüştü. Aileler dağıldı, analar evlatsız, çocuklar vatansız kaldı. Hafızalar yakılmak istendi, umutlar susturulmak istendi.

Ama bir şey vardı ki…
Ne bombalarla yok edilebildi, ne zindanlarla eğilebildi, ne de korkuyla teslim alınabildi:
Suriye halkının onuru ve iradesi.

İşte bu yüzden bugün özgürlük konuşulabiliyorsa, bunun bedelini ödeyenlerin adı, bir törenden ibaret değildir. Şehitler, sadece toprağa düşen bedenler değildir; bir toplumun omuzlarına bırakılmış emanettir. Gaziler ise o emanetin yaşayan şahitleridir: yürüyüşleri eksilse bile duruşları eksilmez.

Programın belki de en sessiz ama en gür anı, Suriye’de ayağını kaybeden bir gazimize plaket takdim edildiği andı. O an, alkışın sesi bile bir süreliğine başka bir şeye dönüştü: insanın içini titreten bir mahcubiyete… Çünkü bazı bedeller alkışla karşılanmaz; ancak baş eğilerek anlaşılır.

O gazi kardeşimiz, ayağını yalnızca bir cephede bırakmadı; insanlığın sınandığı bir yerde bıraktı. Eksilen uzuv, bir vücuttan eksildi ama bir halkın hafızasına kazındı. Plaket metalden yapılmış bir nesneydi; fakat taşıdığı anlam, bir resmi törenden çok daha ağırdı. O plaket, “Unutmayacağız” cümlesinin süslenmiş hâli değil; “Unutursak kaybederiz” hakikatinin somutlaşmış hâliydi.

Çünkü bir gazinin bedeninde kalan iz, savaşın gerçekten bitmediğini hatırlatır. Savaşın bitmesi, silahların susması değildir yalnızca; adaletin konuşmaya başlamasıdır. Eğer barış günlerinde adalet kurulmazsa, eğer ahlak inşanın harcı olmazsa, eğer vicdan korunmazsa… o kaybedilen uzuv, sadece geçmişin acısı değil, geleceğin utancı olur.

Konuşmanın en kritik bölümünde, “Zaferden sonra gelen en büyük tehlike: unutmak” vurgusu boşuna değildi. Tarih bize acı bir şey öğretir: Yenilgi bazen uyanışa vesile olur. Ama zaferden sonra unutmak, bir milletin kendi kendini kaybetmesidir. Hatırlamayan toplumlar yüzleşemez; yüzleşemeyen milletler ders çıkaramaz; ders çıkarmayanlar aynı acıları farklı isimlerle yeniden yaşar.

Bugün Suriye yeni bir döneme girerken tehditlerin biçimi değişiyor. Artık sadece tanklar, uçaklar, mermiler yok. Bugün en büyük saldırı, zihinlere, hafızaya ve ortak vicdana yöneliyor. Kimliklerin bilinçli biçimde parçalanması, dinin siyasetin aracı hâline getirilmesi, medya üzerinden hakikatin bulanıklaştırılması… Silahla kaybedemeyenler, bizi birbirimize düşürerek yenmek istiyor.

Bu yüzden duruş net olmalı: Suriye, çoğulcu kimliğiyle güçlüdür.
Arap olmak, Kürt olmak, Türkmen olmak… Sünni olmak, Alevi olmak, Hristiyan olmak…
Bunlar bir üstünlük sebebi değil; birlikte yaşama ahlakının zenginliğidir. Mezhepçilik sadece mahalleleri ayırmaz; devletin ruhunu çürütür. Etnik siyaset sadece farklılıkları kaşımaz; ortak geleceği paramparça eder.

İşte tam da burada, Bayrampaşa’da görülen şeyin kıymeti büyüyor: Birlik hâlâ mümkün. Salonun dolup taşması, farklı bölgelerden gelen temsilciler, yerel yönetimin himayesi… Hepsi şunu söylüyordu: “İnsanlar umudu tamamen kaybetmedi.” Bu program, bir hatırlama töreni olduğu kadar bir sözleşmeydi: geçmişi unutmadan ama geleceği de yakmadan.

Sonuçta Suriye’nin geleceği, yalnızca yıkılan binaların yeniden yapılması değildir. Asıl mesele, yıkılan güvenin, örselenen adalet duygusunun, parçalanan toplumsal bağların yeniden kurulmasıdır. Yıkmak kolaydı; yeniden inşa etmek cesaret ister, sabır ister, ahlak ister.

Ve belki de en çok şunu ister:
Unutmamak… ama acıyı kutsallaştırmadan.
Hatırlamak… ama kini büyütmeden.
Yüzleşmek… ama geleceği yakmadan.

Bu vesileyle programımıza teşrif eden tüm ilçe başkanlarımıza, dernek başkanlarımıza ve kıymetli misafirlerimize; özellikle Bayrampaşa Belediye Başkanlığı’na destek ve katkılarından ötürü teşekkür ederiz.

Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.
Allah birliğimizi daim, irademizi güçlü, vicdanımızı diri eylesin.

Bir Cevap Yazın