Rafet ULUTÜRK
Türkiye’de siyaset tartışmaları çoğu zaman aktörler, ittifaklar ve seçim sonuçları etrafında döner. Kim kazandı, kim kaybetti, kim kiminle iş birliği yaptı… Oysa bu tartışmaların büyük bölümü buzdağının sadece görünen kısmıdır. Asıl mesele, bu ülkenin neden sürekli kısa vadeli politik reflekslerle hareket ettiği ve neden uzun vadeli stratejik bir akıl üretemediğidir.
Sorun basit ama derindir: Türkiye’de politika var, strateji yok.
Politika, günü kurtarır. Strateji ise geleceği kurar. Türkiye uzun zamandır günü kurtaran politikalarla yönetiliyor. Ekonomide ani kararlar, eğitimde sürekli değişen sistemler, dış politikada keskin yön değişimleri… Bunların tamamı bir strateji eksikliğinin belirtileridir. Çünkü strateji, istikrar ister; öngörü ister; veri ister; sabır ister. Politika ise hızlı sonuç, anlık etki ve kısa vadeli kazanç peşindedir.
Bugün Türkiye’nin en büyük açmazı, karar alma süreçlerinin stratejik değil, reaksiyoner olmasıdır.
Bir kriz çıkıyor, ardından çözüm aranıyor. Oysa güçlü devletler krize tepki vermez; krizi öngörür. Ekonomik dalgalanmalar yaşanıyor, sonra önlem alınıyor. Oysa güçlü ekonomiler dalgalanmayı yönetir, hatta fırsata çevirir. Dış politikada gelişmeler oluyor, ardından pozisyon belirleniyor. Oysa güçlü diplomasi, gelişmeleri yönlendirebilen bir kapasiteye sahiptir.
Bu fark, politika ile strateji arasındaki farktır.
Strateji, yalnızca uzun vadeli plan yapmak değildir. Strateji, bir ülkenin ne olmak istediğine karar vermesidir. Türkiye nasıl bir ekonomi olacak? Yüksek teknoloji üreten bir ülke mi, yoksa düşük maliyetli üretimle ayakta kalmaya çalışan bir pazar mı? Nasıl bir eğitim sistemi kurmak istiyor? Ezberci ve sınav odaklı mı, yoksa analitik düşünen bireyler yetiştiren bir model mi? Hukuk sistemi nasıl işleyecek? Güçlüye göre esneyen mi, yoksa herkes için eşit mi?
Bu sorulara net cevaplar verilmeden yapılan her politika, aslında yönsüz bir hareketten ibarettir.
Türkiye’nin sorunu çoğu zaman yanlış kararlar almak değil; kararların bir bütünlük içinde olmamasıdır. Ekonomide alınan bir karar eğitim politikasıyla çelişebiliyor. Dış politikada atılan bir adım iç politikadaki dengeleri bozabiliyor. Kurumlar arasında koordinasyon yerine parçalanmışlık hâkim olabiliyor. Bunun nedeni, stratejik çerçevenin eksik olmasıdır.
Strateji, farklı alanları birbirine bağlayan görünmez bir omurgadır.
Bu omurga olmadığında devlet, reflekslerle hareket eden bir organizmaya dönüşür. Her yeni durumda yeniden yön tayin etmeye çalışan bir yapı, doğal olarak istikrarsızlık üretir. Türkiye’de sık sık yaşanan “yeni başlangıç” söylemleri de aslında bu strateji eksikliğinin bir sonucudur. Çünkü strateji varsa, her seferinde yeniden başlamak zorunda kalmazsınız; üzerine inşa edersiniz.
Peki neden strateji üretilemiyor?
Çünkü strateji, kurumsallık gerektirir. Kurumsallık ise kişisel kararların sınırlandırılması anlamına gelir. Oysa Türkiye’de siyaset uzun yıllardır büyük ölçüde kişiselleşmiş durumda. Karar alma süreçleri kurumlardan çok aktörlere bağlı hale geldikçe, uzun vadeli akıl üretmek zorlaşıyor. Çünkü strateji, bireylerin değil sistemlerin işidir.
Ayrıca strateji, bilgiye dayanır. Veri, analiz, akademik katkı ve eleştirel düşünce olmadan strateji üretilemez. Eğer karar alma süreçleri uzmanlıktan uzaklaşırsa, yerini sezgiler ve politik hesaplar alır. Bu da stratejik derinliği ortadan kaldırır.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, daha fazla politika değil, daha güçlü bir stratejik akıldır.
Bu stratejik akıl; ekonomide üretim modelini, eğitimde insan profilini, hukukta güven duygusunu, dış politikada konumlanmayı netleştirmelidir. Ve en önemlisi, bu çerçeve günlük siyasi değişimlerden bağımsız olarak korunabilmelidir.
Çünkü güçlü ülkeler seçimlerle yön değiştirir ama yönlerini kaybetmezler.
Türkiye ise çoğu zaman yönünü değil, sadece hızını tartışıyor. Oysa asıl soru şu: Nereye gidiyoruz?
Bu soruya net bir cevap verilmeden yapılan her siyasi tartışma, aslında eksik bir tartışmadır. Politika konuşmak kolaydır. Strateji konuşmak ise zor, zahmetli ve uzun vadeli sorumluluk gerektirir.
Ama unutulmaması gereken bir gerçek var:
Politika sizi iktidara getirir.
Strateji ise sizi tarihe taşır.
