Yazarlarımız, Yorum-Analiz

Terörsüz Türkiye’den Güçlü Türk Dünyası’na: Devlet Bahçeli’nin Tarihi Stratejik Hamlesi

Rafet ULUTÜRK

Türkiye bazı dönemlerde yalnız bir karar vermez; istikamet değiştirir.

Bazı siyasi hamleler bir seçimin sonucunu etkiler. Bazıları bir hükümetin ömrünü uzatır. Bazıları ise yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında bir devletin kader çizgisinde dönüm noktası olarak görülür.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” hedefi etrafında ortaya koyduğu iradeyi değerlendirirken meseleye yalnız günlük siyasetin dar penceresinden bakmak büyük hata olur.

Çünkü burada tartışılan yalnız bir örgütün silah bırakması değildir.

Burada tartışılan;

Türkiye’nin yaklaşık yarım asırdır tüketilen enerjisini yeniden kazanması,

iç cephesini sağlamlaştırması,

bölgesel hareket kabiliyetini genişletmesi,

ekonomik kaynaklarını kalkınmaya yöneltmesi,

Balkanlardan Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Türkistan’a uzanan yeni jeopolitik denklemde daha güçlü bir aktöre dönüşmesidir.

Bu nedenle Bahçeli’nin hamlesi bir “barış çağrısı”ndan ibaret değildir.

Doğru yönetildiği takdirde Türkiye’nin önümüzdeki yüzyılına hazırlanma hamlesidir.

BAHÇELİ’NİN ASIL CESARETİ: KENDİ TABANININ HASSASİYETLERİNİ BİLEREK YÜRÜMEK

Devlet Bahçeli’nin attığı adımın büyüklüğünü anlamak için önce siyasi kimliğine bakmak gerekir.

Bahçeli, Türkiye’de milliyetçi siyasetin en güçlü temsilcilerinden biridir.

Yıllardır;

üniter devlet,

milli birlik,

terörle tavizsiz mücadele,

Türk milletinin bölünmez bütünlüğü

konularında en sert çizgilerden birini savunmuştur.

Tam da bu nedenle böylesine hassas bir sürecin öncülüğünü yapması son derece dikkat çekicidir.

Çünkü aynı sözleri başka bir siyasi aktör söylediğinde toplumun milliyetçi kesimlerinde çok daha büyük bir güven problemi ortaya çıkabilirdi.

Bahçeli’nin geçmiş siyasi çizgisi bugün kendisine farklı bir hareket alanı sağlamaktadır.

Toplumun önemli bir kesimi onun devletin bölünmesine razı olmayacağını düşünmektedir.

İşte bu nedenle şunu söylemek mümkündür:

Bu kapıyı birçok siyasetçi açmayı deneyebilirdi; fakat Bahçeli kadar ağır bir siyasi güven sermayesiyle açması kolay değildi.

BAHÇELİ’DEN BAŞKASI YAPSA TUTAR MIYDI?

Siyasette bazen söylenen söz kadar, sözü kimin söylediği de önemlidir.

Türkiye’de yıllarca teröre karşı tavizsiz duruş sergileyen bir liderin, terörü tamamen sona erdirme amacıyla yeni bir siyasi çerçeveye öncülük etmesi sıradan bir gelişme değildir.

Çünkü bu hamlenin merkezinde güven vardır.

Bahçeli, kendi siyasi geçmişini bir anlamda teminat olarak masaya koymaktadır.

“Kırmızı çizgilerimi biliyorsunuz.”

“Devletin birliğini biliyorsunuz.”

“Türk milletine bakışımı biliyorsunuz.”

mesajını vermektedir.

Bu nedenle süreç yalnız sözlerle değil, Bahçeli’nin onlarca yıllık siyasi geçmişiyle birlikte okunmaktadır.

Belki de stratejinin en güçlü taraflarından biri budur.

OY KAYBETME KORKUSUNU YIRTIP ATMAK

Günümüz siyasetinde birçok karar kamuoyu araştırmalarına göre şekillenmektedir.

Kaç puan kazandırır?

Kaç puan kaybettirir?

Taban nasıl tepki verir?

Seçim sonucuna etkisi ne olur?

Bunların hepsi siyasi hayatın doğal sorularıdır.

Ancak devlet adamlığı yalnız seçim hesabıyla ölçülmez.

Bazen bir lider önündeki seçimi değil, önündeki nesli düşünmek zorundadır.

Bahçeli’nin aldığı risk burada önem kazanmaktadır.

Çünkü böyle bir süreçte kendi seçmen kitlesinden gelebilecek tepkiyi hesaplamamak mümkün değildir.

Şehit ailelerinin acısını bilmemek mümkün değildir.

Türk milliyetçiliğinin terör konusundaki tarihsel hafızasını görmezden gelmek mümkün değildir.

Buna rağmen bu yolun Türkiye’nin uzun vadeli çıkarına olduğuna inanarak yürümek siyasi cesaret gerektirir.

Liderlik her zaman en yüksek sesi çıkarmak değildir.

Bazen liderlik;

“Bu karar bana oy kaybettirebilir ama devletime gelecek kazandırabilir”

diyebilmektir.

HALKIN ARKASINDAN YÜRÜMEK KOLAYDIR, ÖNÜNE GEÇMEK ZORDUR

Demokrasilerde halkın iradesi esastır.

Ancak liderlik, halkın o günkü duygusunu aynen tekrar etmek değildir.

Toplum bazen geçmişin acısıyla hareket eder.

Bazen öfkeyle karar verir.

Bazen korkuları geleceği görmesini engeller.

Liderin görevi halkı küçümsemek değildir.

Tam tersine halkın acısını anlayarak, fakat devletin elli yıl sonrasını da hesaba katarak karar verebilmektir.

Bu bakımdan Mustafa Kemal Atatürk’ün liderlik anlayışından çıkarılabilecek önemli derslerden biri de budur:

Lider yalnız günü yönetmez; geleceği inşa eder.

Bahçeli’nin aldığı siyasi risk de bu çerçevede değerlendirilmelidir.

“Atatürk’ten sonra ilk defa” gibi tarihsel karşılaştırmalar elbette tartışmaya açıktır. Ancak uzun yıllar sonra bir siyasi liderin böylesine yüksek toplumsal maliyet ihtimali taşıyan bir konuda kendi tabanının tepkisini göze alması, Türk siyasi tarihinde ayrıca incelenmesi gereken bir örnektir.

“86 MİLYON KAZANACAK” NE DEMEKTİR?

Sürecin en önemli siyasi ifadelerinden biri “86 milyonun kazanması”dır.

Bu ifade basit bir siyasi slogan olarak görülmemelidir.

Çünkü sürecin başarısı herhangi bir etnik grubun diğerine üstünlüğü şeklinde sunulursa baştan kaybedilir.

Kazanan yalnız Türkler olmayacaktır.

Kazanan yalnız Kürtler olmayacaktır.

Kazanan yalnız belirli bir bölge olmayacaktır.

Kazanan Türkiye Cumhuriyeti olacaktır.

Bu nedenle süreç;

etnik pazarlık,

kimlik pazarlığı

veya siyasi taviz dili üzerinden değil;

ortak devlet,

ortak vatan,

ortak vatandaşlık,

ortak gelecek

üzerinden yürütülmelidir.

Başarı ancak böyle mümkün olur.

TERÖRÜN TÜRKİYE’YE MALİYETİ SADECE CAN DEĞİLDİR

Terörün en büyük acısı elbette kaybettiğimiz insanlardır.

Binlerce şehidimiz…

Gazilerimiz…

Evladını bekleyen analar…

Babasız büyüyen çocuklar…

Göç etmek zorunda kalan aileler…

Ancak terörün başka bir maliyeti daha vardır:

Devletin enerjisini içeriye hapsetmek.

Terör bir ülkenin yalnız askerini meşgul etmez.

Ekonomisini etkiler.

Diplomasisini etkiler.

Yatırımlarını etkiler.

Toplumsal güvenini bozar.

Devlet kurumlarının zamanını tüketir.

Dış güçlere müdahale alanı oluşturabilir.

Bir ülkeyi sürekli kendi içine bakmaya zorlamak da bir jeopolitik baskı yöntemidir.

Bu nedenle Terörsüz Türkiye’nin stratejik değeri yalnız silahların susmasında değildir.

Asıl değer şudur:

Türkiye artık sürekli kendi yaralarıyla uğraşmak zorunda kalmayacaktır.

DEVLETLER CEPHE KAPATARAK GÜÇ BİRİKTİRİR

Stratejinin temel kurallarından biri nettir:

Bir devlet aynı anda çok sayıda cephede mücadele ederse kaynakları bölünür.

Türkiye;

Irak,

Suriye,

Doğu Akdeniz,

Karadeniz,

Kafkasya,

Balkanlar,

Ege,

Orta Asya

gibi çok geniş bir coğrafyada çıkarlarını korumaya çalışan bir devlettir.

Buna içeride devam eden uzun süreli terör tehdidi eklendiğinde stratejik yük büyümektedir.

Eğer Türkiye terör cephesini kalıcı biçimde kapatabilirse gücünü başka alanlara aktarabilir.

Bu nedenle Terörsüz Türkiye’nin başka bir adı da şudur:

Stratejik kapasitenin serbest bırakılması.

TERÖRÜ BİTİRMEK YETMEZ, TERÖRÜN KULLANILABİLİRLİĞİNİ BİTİRMEK GEREKİR

Burada çok önemli bir ayrım vardır.

Bir örgütün silah bırakması bir aşamadır.

Fakat gerçek zafer daha büyüktür.

Türkiye öyle bir yapı kurmalıdır ki gelecekte hiçbir dış güç;

etnik farklılıkları,

mezhep farklılıklarını,

ekonomik eşitsizlikleri,

sosyal rahatsızlıkları

Türkiye’ye karşı kullanamasın.

Yani hedef yalnız mevcut terörü bitirmek değil, terörün Türkiye’ye karşı bir jeopolitik araç olarak kullanılabilirliğini ortadan kaldırmak olmalıdır.

Bunun yolu da yalnız güvenlikten geçmez.

Adalet gerekir.

Kalkınma gerekir.

Eğitim gerekir.

Güçlü vatandaşlık bağı gerekir.

Devlete güven gerekir.

Bölgesel fırsat eşitliği gerekir.

İşte o zaman silah bıraktırmak taktik başarı olmaktan çıkar ve stratejik zafere dönüşür.

ŞEHİTLERİ UNUTMADAN YENİ BİR SAYFA

Bu süreçte en hassas meselelerden biri şehit ailelerinin ve gazilerin duygularıdır.

Türkiye yeni bir gelecek kurarken geçmişi silemez.

Şehitleri unutamaz.

Gazileri unutamaz.

Terör nedeniyle evladını toprağa veren aileleri incitemez.

Yeni dönemin formülü çok açık olmalıdır:

Terörü bitir ama terörle mücadeleyi değersizleştirme.

Kardeşliği büyüt ama şehitlerin hatırasını küçültme.

Yeni bir gelecek kur ama tarihi unutma.

Çünkü toplumsal barış hafızasızlık üzerine kurulamaz.

Gerçek kardeşlik, geçmişin acısını inkâr etmek değil, aynı acının yeniden yaşanmayacağı bir gelecek kurmaktır.

TÜRKİYE’NİN ASIL KAZANCI: ENERJİSİNİ DIŞARIYA ÇEVİRMEK

Terör gerçekten sona erdiğinde Türkiye’nin önüne büyük bir soru gelecektir:

Serbest kalan güç nereye yöneltilecek?

Cevap stratejik olmalıdır.

Savunma sanayiine…

Yüksek teknolojiye…

Enerjiye…

Ulaştırmaya…

Eğitime…

İhracata…

Kafkasya’ya…

Balkanlara…

Orta Asya’ya…

Afrika’ya…

Türkiye içeride tükettiği enerjiyi dışarıya dönük güç üretimine aktarabilirse Terörsüz Türkiye projesinin gerçek jeopolitik karşılığı ortaya çıkar.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE’DEN TERÖRSÜZ BÖLGEYE

Türkiye’nin güvenliği yalnız kendi sınırları içerisinde kurulamaz.

Çünkü terörün Irak ayağı vardır.

Suriye ayağı vardır.

Sınır ötesi bağlantıları vardır.

Bölgesel güç mücadeleleri vardır.

Bu nedenle uzun vadede hedef sadece Terörsüz Türkiye değil, Türkiye’nin yakın çevresinde terör üreten güvenlik boşluklarının ortadan kaldırılması olmalıdır.

Bu noktada Türkiye’nin Suriye ve Irak politikaları doğrudan sürecin parçası hâline gelir.

Türkiye içeride bütünlüğünü tahkim ederken dışarıda da güvenlik kuşağını güçlendirmek zorundadır.

Barış güvenlikten vazgeçmek değildir.

Tam tersine;

barış döneminde devletin güvenlik kapasitesi daha da güçlü olmalıdır.

ASIL BÜYÜK HARİTA: BALKANLAR–ANADOLU–KAFKASYA–TÜRKİSTAN

Meseleyi sadece Türkiye haritasından okursak büyük resmi kaçırırız.

Türkiye, coğrafi olarak çok özel bir noktadadır.

Batısında Balkanlar.

Doğusunda Kafkasya.

Daha doğuda Hazar ve Türkistan.

Güneyinde Orta Doğu.

Kuzeyinde Karadeniz.

Türkiye bütün bu alanların kesişimindedir.

Terör tehdidinden arınmış, ekonomik olarak güçlenmiş ve iç cephesini sağlamlaştırmış bir Türkiye şu stratejik hattı daha etkili biçimde kurabilir:

Balkanlar – Anadolu – Kafkasya – Hazar – Türkistan.

Bu hat yalnız kültürel değildir.

Ekonomiktir.

Enerjidir.

Lojistiktir.

Savunmadır.

Diplomasidir.

Demografidir.

Medeniyet coğrafyasıdır.

ORTA KORİDOR: TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN EKONOMİK UFUKLARINDAN BİRİ

Türk dünyasının geleceğini sloganlarla değil yollarla kurmak gerekir.

Demiryollarıyla…

Limanlarla…

Enerji hatlarıyla…

Gümrük anlaşmalarıyla…

Dijital ağlarla…

Üniversitelerle…

Ortak yatırımlarla…

Türkiye ile Orta Asya arasındaki bağlantıları güçlendiren Orta Koridor bu nedenle büyük önem taşımaktadır.

Türkiye içeride istikrarını güçlendirdiği ölçüde bu koridorun ekonomik ve siyasi ağırlığını artırabilir.

İstanbul’dan Bakü’ye,

Bakü’den Hazar’a,

Hazar’dan Türkistan’a uzanan hat geleceğin dünya ticaretinde daha fazla önem kazanabilir.

Terörsüz Türkiye bu hattın batı ucunu daha güçlü hâle getirir.

ZENGEZUR’DAN TÜRKİSTAN’A AÇILAN KAPI

Kafkasya’daki ulaşım bağlantılarının gelişmesi de Türk dünyasının bütünleşmesi açısından önemlidir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağlantıların güçlenmesi,

Orta Asya’ya erişimin kolaylaşması,

ulaştırma sürelerinin kısalması

ve ekonomik entegrasyonun artması Türkiye’nin stratejik derinliğini genişletebilir.

Bu nedenle güvenli Anadolu ile güçlü Kafkasya bağlantısı birlikte okunmalıdır.

İçeride güvenli Türkiye.

Doğuda güçlü Azerbaycan.

Ötesinde Hazar.

Ve Türkistan.

Bu tablo önümüzdeki yılların en önemli jeopolitik fırsatlarından birine dönüşebilir.

BALKAN TÜRKLERİ AÇISINDAN DAHA GÜÇLÜ TÜRKİYE

Türk dünyası yalnız Orta Asya’dan ibaret değildir.

Balkanlar da Türk milletinin tarihî hafızasının önemli parçalarından biridir.

Bulgaristan Türkleri…

Batı Trakya…

Kuzey Makedonya…

Kosova…

Bosna-Hersek…

Romanya…

Gagauzya…

Türkiye’nin iç sorunlarını azaltarak daha güçlü bir bölgesel aktöre dönüşmesi Balkanlardaki Türk ve akraba toplulukların da kültürel ve ekonomik ilişkilerini güçlendirebilir.

Bu nedenle Terörsüz Türkiye’nin etkisi yalnız Diyarbakır’dan Hakkâri’ye uzanan coğrafyada görülmez.

Kırcaali’de de hissedilebilir.

Üsküp’te de.

Prizren’de de.

Bakü’de de.

Taşkent’te de.

Astana’da da.

TÜRK DÜNYASI İÇİN SONRAKİ AŞAMA: KURUMLAŞMA

Terörsüz Türkiye’nin sağlayacağı stratejik rahatlık doğru kullanılırsa Türk dünyasında yeni bir bütünleşme dönemi başlayabilir.

Fakat bunun sloganla olmayacağını iyi bilmek gerekir.

Ortak yatırım fonları gerekir.

Ortak sanayi bölgeleri gerekir.

Savunma iş birlikleri gerekir.

Üniversite ağları gerekir.

Ortak teknoloji projeleri gerekir.

Dil ve kültür programları gerekir.

Medya ağları gerekir.

Ulaştırma entegrasyonu gerekir.

Enerji güvenliği gerekir.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın daha güçlü ekonomik ve siyasi mekanizmalarla desteklenmesi gerekir.

Yani hedef romantik birlik değil, kurumsal birliktelik olmalıdır.

TÜRKİYE’NİN YENİ GÜVENLİK DOKTRİNİ

Türkiye terörle mücadele yıllarında çok büyük bir askerî ve teknolojik tecrübe kazandı.

İHA ve SİHA teknolojileri…

Elektronik harp…

İstihbarat…

Özel kuvvetler…

Sınır ötesi operasyonlar…

Savunma sanayii…

Bu tecrübe Türkiye’nin bugünkü caydırıcılığının temel taşlarından biridir.

Terörün sona ermesi bu kapasitenin ortadan kalkması anlamına gelmemelidir.

Tam tersine kapasite yeni tehditlere göre yeniden yapılandırılmalıdır.

Türkiye artık yalnız içeride terörle mücadele eden bir devlet değil, tehdidi sınırlarının ötesinde caydıran bir bölgesel güç olmalıdır.

EN BÜYÜK TEHLİKE: REHAVET

Sürecin başarıya yaklaşması en büyük güvenlik risklerinden birini de beraberinde getirebilir:

Rehavet.

Devlet terör bitti diye istihbaratı gevşetemez.

Sınır güvenliğini azaltamaz.

Silah bırakmanın doğruluğunu denetlemeden hareket edemez.

Örgütsel yapıların farklı isimlerle yeniden örgütlenmesine izin veremez.

Dış müdahalelere karşı dikkati azaltamaz.

Provokasyonları görmezden gelemez.

Çünkü barış dönemleri bazen yeni provokasyonların da en kolay zeminidir.

Bu nedenle stratejik formül nettir:

Barış büyürken devlet zayıflamayacak; devlet güçlenirken özgürlük ve hukuk da güçlenecek.

DEVLET BAHÇELİ’NİN TARİHLE İMTİHANI

Bahçeli bugün yalnız siyasi rakipleriyle değil, tarihle de bir imtihan vermektedir.

Çünkü böyle büyük süreçlerin sonucu yıllar sonra ortaya çıkar.

Başarısızlık durumunda eleştiriler ağır olacaktır.

Başarı durumunda ise değerlendirme bambaşka olacaktır.

Eğer Türkiye;

terörü bitirir,

üniter yapısını korur,

şehitlerin hatırasını korur,

toplumsal birlik duygusunu güçlendirir,

bölgesel kalkınmayı hızlandırır,

güvenliğini tahkim eder

ve serbest kalan enerjisini küresel güç inşasına yöneltebilirse bugün atılan adımlar çok farklı değerlendirilecektir.

Tarih belki o zaman şöyle diyecektir:

Türkiye büyük güç olma yolunda önce ayağındaki en ağır zincirlerden birini kırdı.

BAHÇELİ’Yİ NEDEN TEBRİK EDİYORUZ?

Biz Devlet Bahçeli’yi sadece terörün bitmesini istediği için tebrik etmiyoruz.

Türkiye’de terörün bitmesini istemeyen zaten yoktur.

Asıl önemli olan risk almaktır.

Kendi siyasi tabanına rağmen yanlış anlaşılmayı göze almak…

Oy kaybetme ihtimalini göze almak…

Yıllarca savunduğu sert çizginin içerisinden yeni bir devlet stratejisi üretmek…

“Benim siyasi geleceğim ne olacak?” sorusundan önce;

“Türkiye’nin geleceği ne olacak?”

sorusunu sorabilmek…

İşte biz bu cesareti önemsiyoruz.

LİDERLİK ALKIŞ TOPLAMAK DEĞİLDİR

Gerçek liderlik, toplumun bütün duygularını takip edip en çok alkışlanacak cümleyi söylemek değildir.

Gerçek liderlik bazen topluma hoş gelmeyen fakat ülkenin geleceği için gerekli olduğuna inanılan kararı savunabilmektir.

Siyasetçi seçimleri görür.

Devlet adamı nesilleri görür.

Siyasetçi bugünkü manşeti düşünür.

Devlet adamı yarının tarih kitabını düşünür.

Eğer Bahçeli’nin hamlesi Türkiye’yi gerçekten kalıcı bir terörsüz geleceğe ulaştırırsa bu siyasi riskin anlamı yıllar sonra çok daha iyi anlaşılacaktır.

86 MİLYONDAN 300 MİLYONLUK TÜRK DÜNYASINA

Terörsüz Türkiye’nin ilk kazananı 86 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olacaktır.

Ancak başarılı ve güçlü bir Türkiye’nin etkisi kendi sınırlarında kalmaz.

Türk dünyasının farklı coğrafyalarında yaşayan milyonlarca insan Türkiye’nin gücünden dolaylı biçimde etkilenmektedir.

Türkiye güçlenirse;

Türk dünyasının diplomasisi güçlenir.

Ekonomik bağlantıları güçlenir.

Savunma kapasitesi güçlenir.

Kültürel özgüveni güçlenir.

Balkan Türklerinin sesi güçlenir.

Kafkasya’daki Türk varlığı güçlenir.

Türkistan ile Anadolu arasındaki bağ güçlenir.

Bu nedenle süreç yalnız 86 milyonluk bir Türkiye projesi olarak değil, uzun vadede Türk dünyasının stratejik kapasitesini büyütebilecek bir gelişme olarak görülmelidir.

SONUÇ: BİR TERÖR DOSYASI DEĞİL, BİR YÜZYIL STRATEJİSİ

Bugün karşımızdaki mesele yalnız silah bırakma değildir.

Yalnız bir yasa değildir.

Yalnız bir siyasi süreç değildir.

Mesele Türkiye’nin kendi enerjisini yeniden kazanmasıdır.

Mesele iç cepheyi sağlamlaştırmaktır.

Mesele dış müdahale kanallarını daraltmaktır.

Mesele ekonomiyi güçlendirmektir.

Mesele Anadolu’dan Kafkasya’ya, Kafkasya’dan Türkistan’a uzanan stratejik hattı güçlendirmektir.

Mesele Balkanları yeniden büyük Türk dünyası perspektifinin içerisinde değerlendirmektir.

Ve en önemlisi mesele, Türkiye’nin yeni dünya düzeninde yalnız tepki veren değil, oyun kuran devletlerden biri hâline gelmesidir.

Bu nedenle Devlet Bahçeli’nin hamlesine günübirlik siyasi tartışmaların çok ötesinden bakmak gerekir.

Bu yol kolay değildir.

Risklidir.

Provokasyonlara açıktır.

Sabır ister.

Devlet aklı ister.

Hukuk ister.

Güvenlik ister.

Toplumsal hassasiyet ister.

Fakat başarıya ulaşırsa Türkiye’nin önünde çok büyük bir kapı açılacaktır.

O kapının üzerinde yalnız:

“Terörsüz Türkiye”

yazmayacaktır.

Arkasında;

güçlü ekonomi,

güçlü savunma,

güçlü devlet,

güçlü toplum,

güçlü Balkan politikası,

güçlü Kafkasya politikası,

güçlü Türkistan bağlantısı

ve nihayetinde;

GÜÇLÜ TÜRK DÜNYASI

yazacaktır.

Devlet Bahçeli’nin tarihî sorumluluğu da tam burada başlamaktadır.

Başarıya ulaşırsa yalnız bir terör sorununu çözmüş olmayacaktır.

Türkiye’nin önündeki büyük yürüyüşün zincirlerinden birini kırmış olacaktır.

İşte bu nedenle kendisini cesaretinden dolayı tebrik ediyoruz.

Çünkü bazen bir liderin büyüklüğü kaç oy aldığıyla değil, kaç neslin geleceğini değiştirecek bir riski göze alabildiğiyle ölçülür.

Bir Cevap Yazın