Rafet ULUTÜRK
Türkiye’nin son yarım asrını anlamak isteyenler yalnızca seçim sonuçlarına, ekonomik krizlere veya askerî operasyonlara bakmamalıdır. Bir başka büyük gerçeği de görmelidir:
Türkiye yıllarca terörle meşgul edildi.
Bir dönem ASALA Türk diplomatlarını dünyanın farklı başkentlerinde hedef aldı. Daha sonra PKK terörü Türkiye’nin karşısına çıktı ve onlarca yıl boyunca ülkenin güvenliğini, ekonomisini, toplumsal huzurunu ve kalkınma enerjisini ağır biçimde etkiledi.
Bugün ise Türkiye yeni bir dönüm noktasındadır.
10 Ağustos 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla yasalaştı. TBMM kayıtlarında düzenleme açık biçimde “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında değerlendiriliyor.
Bu nedenle bugün mesele yalnızca “bir örgütün sonu” değildir.
Mesele, Türkiye’nin yaklaşık yarım asırlık terör döneminin ardından hangi yeni devlet ve kalkınma dönemini başlatacağıdır.
TÜRKİYE’YE ÖDETİLEN YARIM ASIRLIK BEDEL
Terörün maliyeti yalnızca güvenlik bütçeleriyle hesaplanamaz.
Şehit olan askerlerimiz vardır.
Polislerimiz vardır.
Diplomatlarımız vardır.
Öğretmenlerimiz vardır.
Korucularımız vardır.
Sivil vatandaşlarımız vardır.
Yetim kalan çocuklar, evladını toprağa veren anneler, eşini bekleyen aileler vardır.
Bunun yanında görünmeyen başka bir maliyet daha vardır:
Kaybedilen zaman.
Yapılamayan fabrikalar…
Geciken yatırımlar…
Boşalan köyler…
Göç eden insanlar…
Terör nedeniyle riskli görülen bölgeler…
Güvenlik sorunlarının gölgesinde büyüyen nesiller…
Türkiye’nin yıllarca güvenlik için harcamak zorunda kaldığı büyük enerji düşünüldüğünde, terörün aslında yalnız canımıza değil, geleceğimize saldırdığı görülür.
ASALA: TÜRKİYE’Yİ SINIRLARININ DIŞINDA VURMA GİRİŞİMİ
1970’li ve 1980’li yıllarda ASALA saldırıları Türk diplomatlarını hedef aldı.
Bu saldırıların özelliği, Türkiye’nin doğrudan kendi topraklarının dışında vurulmasıydı.
Diplomat öldürmek yalnızca bir insanı öldürmek değildi.
Türk devletinin uluslararası temsilini hedef almaktı.
Türkiye’ye psikolojik baskı uygulamaktı.
Dünyanın farklı başkentlerinde Türkiye karşıtı siyasi atmosfer oluşturmaya çalışmaktı.
Ancak Türkiye teslim olmadı.
ASALA zaman içerisinde etkisini kaybetti.
Fakat Türkiye’nin terörle imtihanı bitmedi.
ASALA GERİLERKEN PKK SAHNEYE ÇIKTI
1980’li yıllardan itibaren PKK terörü Türkiye’nin en ağır güvenlik meselelerinden biri hâline geldi.
Bu kez saldırılar yalnız diplomatik temsilciliklere değil, Türkiye’nin doğrudan toplumsal dokusuna yöneldi.
Asker hedef oldu.
Polis hedef oldu.
Köylü hedef oldu.
Öğretmen hedef oldu.
İşçi hedef oldu.
Sivil vatandaş hedef oldu.
Ama daha derindeki amaçlardan biri Türkiye’nin kendi içinde sürekli bir güvenlik krizine mahkûm edilmesiydi.
Devlet enerjisini teröre harcasın.
Ekonomi güvenlik baskısı altında kalsın.
Toplum birbirinden şüphe etsin.
Türk ile Kürt karşı karşıya getirilsin.
Türkiye kendi sınırlarının ötesindeki büyük stratejik hedeflere yoğunlaşamasın.
Bu nedenle PKK meselesini yalnızca dağdaki silahlı terörist üzerinden okumak yeterli değildir.
Terör, aynı zamanda Türkiye’nin zamanını çalan stratejik bir yük olmuştur.
TERÖR ÖRGÜTLERİ BOŞLUKTA YAŞAMAZ
Bir başka gerçeği de görmezden gelemeyiz.
On yıllarca yaşayabilen terör örgütleri yalnızca birkaç yüz veya birkaç bin silahlı mensupla ayakta kalamaz.
Para gerekir.
Silah gerekir.
Lojistik gerekir.
Propaganda gerekir.
İnsan kaynağı gerekir.
Uluslararası hareket alanı gerekir.
Siyasi görünürlük gerekir.
Türkiye de yıllar boyunca çeşitli örgütlerin bazı ülkelerde veya bölgelerde barınma, finansman, propaganda ve siyasi hareket alanı bulduğunu gündeme getirdi.
Burada her devleti, her dönemi ve her aktörü aynı kefeye koymak doğru değildir. Belgelenmiş destek, siyasi tolerans, örtülü ilişki ve açık devlet politikası birbirinden farklı şeylerdir.
Fakat stratejik gerçek değişmez:
Vekâlet örgütleri, devletler arası güç mücadelesinin araçlarından biri olabilmektedir.
Türkiye’nin bundan çıkarması gereken ders de yalnızca geçmişte kimin ne yaptığı değildir.
Asıl soru şudur:
Bir daha hiçbir dış aktör Türkiye’nin içindeki bir yarayı kullanamasın diye nasıl bir devlet ve toplum inşa edeceğiz?
DIŞ GÜÇLERE VERİLECEK EN BÜYÜK CEVAP
Türkiye’nin cevabı yalnız askerî olmamalıdır.
Çünkü dışarıdan kullanılabilecek bir örgütü ortadan kaldırabilirsiniz; fakat aynı toplumsal fay hatlarını açık bırakırsanız başka isimlerle yeni yapılar ortaya çıkabilir.
Bu nedenle gerçek güvenlik beş temel sütuna dayanmalıdır:
Millî birlik.
Güçlü ekonomi.
Bağımsız savunma sanayii.
Güçlü istihbarat.
Adalet ve hukuk.
Bunlara bir altıncı sütun daha eklenmelidir:
İnsan yetiştirmek.
Çünkü güçlü devlet yalnız silahıyla değil, insan kalitesiyle güçlüdür.
10 AĞUSTOS 2026: MECLİS’TE YENİ BİR EŞİK
Türkiye’nin bugün geldiği noktayı önemli kılan budur.
TBMM’de kabul edilen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 467 milletvekilinin kabul oyuyla yasalaştı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da bu sonucu “Terörsüz Türkiye” hedefi açısından geniş bir siyasi desteğin göstergesi olarak değerlendirdi.
TBMM kayıtlarına göre süreç, daha önce oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları üzerine inşa edildi; komisyon raporu 18 Şubat 2026’da nitelikli çoğunlukla kabul edilmişti.
Bu noktadan sonra yapılması gereken, meseleyi günlük siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirmektir.
Çünkü terörün bitirilmesi bir partinin değil, devletin meselesidir.
Bir seçimin değil, nesillerin meselesidir.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE, DEVLETSİZLEŞME DEĞİL DAHA GÜÇLÜ DEVLET DEMEKTİR
Burada çok hassas bir denge bulunmaktadır.
Terörün sona ermesi adına devletin hukukundan, egemenliğinden veya güvenlik kapasitesinden vazgeçmesi düşünülemez.
Tam tersine:
Silah tamamen devre dışı kalmalıdır.
Şiddet siyasetin aracı olmaktan çıkarılmalıdır.
Devlet otoritesi ülkenin her noktasında tartışmasız biçimde devam etmelidir.
Terör örgütleri meşruiyet üretememelidir.
Ama aynı zamanda vatandaşlarımızın tamamı kendisini Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit, onurlu ve vazgeçilmez bir parçası olarak görebilmelidir.
İşte devlet aklı budur:
Örgütü tasfiye ederken vatandaşı kazanmak.
PKK İLE KÜRT VATANDAŞIMIZI AYIRMAK DEVLET AKLIDIR
Türkiye’nin en önemli stratejik başarılarından biri, PKK terör örgütüyle Kürt vatandaşlarımız arasına kesin bir çizgi çekmek olacaktır.
Kürt vatandaşlarımız bu ülkenin asli unsurudur.
PKK ise terör örgütüdür.
İkisini birbirine eşitlemek, terör örgütünün yıllarca kurmaya çalıştığı tuzağa düşmek olur.
Terör örgütünün istediği, Türk ile Kürt’ün birbirinden uzaklaşmasıdır.
Türkiye’nin yapması gereken ise tam tersidir:
Teröristi yalnızlaştırmak, vatandaşı devlete daha güçlü bağlamak.
Terörün ideolojik zemini ancak böyle kurutulabilir.
TERÖR SONRASI EN BÜYÜK SEFERBERLİK: KALKINMA
Türkiye yıllarca terörle mücadele etti.
Şimdi aynı kararlılıkla kalkınma mücadelesi vermelidir.
Diyarbakır yalnız terör haberleriyle değil sanayisiyle konuşulmalıdır.
Şırnak enerjiyle konuşulmalıdır.
Hakkâri sınır ticareti ve turizmle konuşulmalıdır.
Mardin kültür ekonomisiyle konuşulmalıdır.
Van üniversiteleriyle ve lojistiğiyle konuşulmalıdır.
Bölgeye fabrikalar kurulmalıdır.
Teknoloji merkezleri açılmalıdır.
Genç girişimciler desteklenmelidir.
Tarım modernleştirilmelidir.
Demiryolları, otoyollar, lojistik merkezleri geliştirilmelidir.
Çünkü terör örgütünün gerçek yenilgisi, silah bırakmasıyla başlar ama bölgenin zenginleşmesiyle kalıcılaşır.
TERÖRE HARCANAN ENERJİ ARTIK TEKNOLOJİYE GİTMELİ
Türkiye’nin önünde çok daha büyük bir mücadele bulunmaktadır.
Yapay zekâ.
Savunma sanayii.
Uzay teknolojileri.
Enerji.
Siber güvenlik.
Çip üretimi.
Nükleer teknoloji.
Biyoteknoloji.
Tarım teknolojileri.
Veri ekonomisi.
Geleceğin savaşları yalnızca dağlarda yapılmayacaktır.
Laboratuvarlarda yapılacaktır.
Bilgisayar ekranlarında yapılacaktır.
Finans piyasalarında yapılacaktır.
Enerji hatlarında yapılacaktır.
Dolayısıyla terörle mücadelede kazanılan irade, şimdi teknolojik bağımsızlık mücadelesine aktarılmalıdır.
SAVUNMA SANAYİİ: TERÖRÜN ÖĞRETTİĞİ EN BÜYÜK DERS
Türkiye yıllarca dışarıdan silah almak zorunda kaldığında bunun ne anlama geldiğini gördü.
Bir başka devletin verdiği silaha bağımlıysanız, o devletin siyasi şartlarına da açık hâle gelebilirsiniz.
Bu nedenle savunma sanayiinde yerlileşme yalnız ekonomik mesele değildir.
Egemenlik meselesidir.
İHA’lar, SİHA’lar, savaş uçakları, hava savunma sistemleri, elektronik harp, deniz platformları ve füzeler bir teknolojik ekosistemin parçalarıdır.
Türkiye’nin hedefi yalnız kendi ihtiyacını karşılamak değil, dünyanın önde gelen savunma ve teknoloji üreticilerinden biri olmak olmalıdır.
EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN TAM BAĞIMSIZLIK OLMAZ
Bir ülkeyi yalnız terörle baskı altına alamazsınız.
Ekonomiyle de baskı kurabilirsiniz.
Finansla.
Enerjiyle.
Ambargoyla.
Teknolojiyle.
Gıda arzıyla.
Bu nedenle Büyük Türkiye’nin ikinci büyük güvenlik doktrini ekonomik bağımsızlık olmalıdır.
Üreten Türkiye.
İhraç eden Türkiye.
Enerjisini çeşitlendiren Türkiye.
Yüksek teknoloji geliştiren Türkiye.
Gıda güvenliğini sağlayan Türkiye.
Kendi finansal dayanıklılığını güçlendiren Türkiye.
Büyük devlet olmak biraz da dışarıdan gelecek baskıya rağmen kendi kararınızı uygulayabilme kapasitesidir.
TÜRK DÜNYASI: YENİ YÜZYILIN STRATEJİK DERİNLİĞİ
Terörsüz ve güçlü Türkiye artık yalnız kendi sınırlarını düşünmemelidir.
Türkiye’nin önünde Adriyatik’ten Çin sınırına kadar uzanan geniş bir stratejik coğrafya bulunmaktadır.
Azerbaycan.
Kazakistan.
Özbekistan.
Kırgızistan.
Türkmenistan.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.
Ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Türk toplulukları.
Türk dünyası yalnız kültürel bir hatıra değildir.
Enerji coğrafyasıdır.
Ulaştırma coğrafyasıdır.
Ticaret coğrafyasıdır.
Savunma iş birliği alanıdır.
2050’lere giden dünyanın önemli jeopolitik alanlarından biridir.
Türkiye terörden kurtardığı enerjisini bu büyük coğrafyayla ekonomik ve stratejik entegrasyona yöneltmelidir.
BALKANLAR TÜRKİYE’NİN BATI KAPISIDIR
Aynı şekilde Balkanlar unutulmamalıdır.
Bulgaristan’dan Bosna-Hersek’e, Kosova’dan Kuzey Makedonya’ya, Yunanistan’dan Romanya’ya uzanan Balkan coğrafyası Türkiye açısından tarihî olduğu kadar stratejik bir alandır.
Balkan Türkleri ve bölgedeki akraba topluluklar Türkiye ile Avrupa arasında doğal köprülerdir.
Türkiye bu bölgede yalnız geçmişi korumamalıdır.
Geleceği kurmalıdır.
Eğitim kurumları.
Kültür merkezleri.
Ticaret ağları.
Üniversite iş birlikleri.
Ulaştırma hatları.
Enerji projeleri.
Medya.
Sivil toplum.
Büyük Türkiye, çevresinde dostluk ve ekonomik karşılıklı bağımlılık alanı oluşturabilen Türkiye olacaktır.
TERÖR BİTİYORSA DEVLETİN VİZYONU BÜYÜMELİDİR
Burada asıl mesele başlıyor.
Çünkü terör sona ererken devlet yalnız “tehlike geçti” diyerek rahatlayamaz.
Tam tersine, yeni dönemin programını hazırlamalıdır.
Türkiye 2030’u planlamalı.
2040’ı planlamalı.
2053’ü planlamalı.
Nüfus politikası ne olacak?
Enerji haritası nasıl değişecek?
Yeni sanayi şehirleri nerede kurulacak?
Hangi teknolojiler stratejik kabul edilecek?
Türk dünyasıyla ticaret ne seviyeye çıkarılacak?
Balkanlardaki etkinlik nasıl artırılacak?
Hangi üniversiteler küresel araştırma merkezlerine dönüştürülecek?
Hangi çocukların bilim insanı, diplomat, general, mühendis ve devlet adamı olarak yetiştirileceği bugünden düşünülmelidir.
Çünkü:
Büyük devletler yalnız bugünü yönetmez; henüz doğmamış nesillerin geleceğini planlar.
ŞEHİTLERİMİZE KARŞI EN BÜYÜK BORCUMUZ
Türkiye’nin terör döneminden çıkarken unutmaması gereken insanlar vardır.
Şehitlerimiz.
Gazilerimiz.
Evladını kaybeden annelerimiz.
Babalarımız.
Eşlerimiz.
Çocuklarımız.
Onların hatırasına verilecek en büyük karşılık yalnız tören yapmak değildir.
Öyle bir Türkiye kurmaktır ki onların çocukları bu ülkede geleceğe umutla bakabilsin.
Öyle bir Türkiye kurmaktır ki bir daha hiçbir annenin kapısı terör nedeniyle acıyla çalınmasın.
Öyle bir Türkiye kurmaktır ki hiçbir dış aktör Türkiye’nin çocuklarını kendi jeopolitik hesabında araç olarak kullanamasın.
BİR DEVİR KAPANIYOR
Türkiye yarım asır boyunca ağır bedeller ödedi.
ASALA geçti.
PKK terörü Türkiye’yi onlarca yıl meşgul etti.
Başka terör yapıları ve güvenlik tehditleri ortaya çıktı.
Ama Türkiye ayakta kaldı.
Devleti çökmedi.
Milleti parçalanmadı.
Bayrağı inmedi.
Şimdi TBMM’de alınan son kararlarla terörün tamamen gündemden çıkarılması hedefinde yeni bir safhaya geçiliyor.
Ancak bu sürecin gerçek başarısı ileride ölçülecektir.
Silah tamamen sustu mu?
Terör yeniden üretilemedi mi?
Toplumsal birlik güçlendi mi?
Ekonomi büyüdü mü?
Bölge kalkındı mı?
Türkiye dış müdahalelere karşı daha dirençli hâle geldi mi?
İşte tarih bu soruların cevaplarına bakacaktır.
ŞİMDİ KAYBEDİLEN YILLARI GERİ ALMA ZAMANI
Terör Türkiye’nin zamanını aldı.
Şimdi zamanı geri alma vakti.
Terör Türkiye’nin parasını aldı.
Şimdi üretme vakti.
Terör Türkiye’nin gençlerini aldı.
Şimdi gençleri bilimle, teknolojiyle ve büyük ideallerle buluşturma vakti.
Terör kardeşliğimizi hedef aldı.
Şimdi kardeşliği büyütme vakti.
Terör Türkiye’yi kendi içine hapsetmeye çalıştı.
Şimdi dünyaya açılma vakti.
ŞİMDİ BÜYÜK TÜRKİYE ZAMANI
Türkiye’nin yeni mücadelesi artık yalnız dağlarda olmayacaktır.
Fabrikalarda olacaktır.
Üniversitelerde olacaktır.
Laboratuvarlarda olacaktır.
Diplomasi masalarında olacaktır.
Uzayda olacaktır.
Denizlerde olacaktır.
Enerji koridorlarında olacaktır.
Türk dünyasında olacaktır.
Balkanlarda olacaktır.
Afrika’da olacaktır.
Dünyanın büyük pazarlarında olacaktır.
Dün Türkiye’nin önüne terör örgütleri çıkarıldı.
Türkiye mücadele etti.
Bedel ödedi.
Direndi.
Bugün ise yeni bir kapının önündeyiz.
O kapının üzerinde tek bir cümle yazmalıdır:
Bundan sonra Türkiye’nin enerjisini terör değil, gelecek belirleyecek.
Türkiye’nin önünde artık daha büyük bir hedef bulunmaktadır:
Terörsüz Türkiye’den güçlü Türkiye’ye…
Güçlü Türkiye’den üreten Türkiye’ye…
Üreten Türkiye’den lider Türkiye’ye…
Ve nihayet:
ŞİMDİ BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE ZAMANIDIR.
Çünkü yarım asır boyunca bize kaybettirilen zamanı geri almak yalnız ekonomik bir hedef değildir.
Bu, şehitlerimize borcumuzdur.
Çocuklarımıza karşı sorumluluğumuzdur.
Ve tarih karşısındaki görevimizdir.
