İbrahim SOYTÜRK
Bugünün dünyasında insan olmak, yalnızca yaşamak, konuşmak, üretmek ya da toplum içinde bir yer edinmek değildir. Asıl mesele, insan kalabilmektir. Çünkü çağımızın en büyük problemi bilgi eksikliği değil; karakter, ahlak, samimiyet ve adalet eksikliğidir.
İnsan, doğallığını kaybettiğinde kendine yabancılaşır. Samimiyetini kaybettiğinde ilişkileri yapaylaşır. Ahlakını kaybettiğinde çıkarlarının esiri olur. Adaletini kaybettiğinde ise yalnız kendisine değil, yaşadığı topluma da zarar vermeye başlar.
Gerçek insan olmak, bu dört değeri aynı anda taşıyabilme olgunluğudur: Doğal olmak, samimi davranmak, ahlaklı yaşamak ve adil kalmak.
Doğallık, insanın kendisiyle barışık olmasıdır. Başkalarının gölgesinde yaşamadan, olduğu gibi görünme cesaretidir. Fakat doğallık başıboşluk değildir. İnsan “ben buyum” diyerek her davranışını meşrulaştıramaz. Doğallık, ahlakla birleştiğinde güzeldir; aksi halde bencilliğe dönüşebilir.
Samimiyet de böyledir. İçtenlik, insan ilişkilerinin temelidir. Fakat samimiyet, kırıcı olmak ya da her akla geleni söylemek değildir. Gerçek samimiyet, karşıdakini incitmeden dürüst olabilmektir. Kalpten gelen söz, ahlak süzgecinden geçmediğinde yaraya dönüşebilir.
Ahlak, insanın iç dünyasındaki pusuladır. Kimsenin görmediği yerde de doğru kalabilmektir. Menfaatin, makamın, gücün ve kalabalıkların baskısına rağmen insanın kendini kaybetmemesidir. Ahlaklı insan, yalnız kendisi için değil, başkalarının hakkı için de hassasiyet gösterir.
Adalet ise bütün bu değerlerin toplumdaki karşılığıdır. Adalet yoksa samimiyet eksik kalır, ahlak zayıflar, doğallık anlamını yitirir. Çünkü adalet, insanın sadece kendini değil, başkasını da düşünmesidir. Haklının yanında durmak, haksızlığa sessiz kalmamak ve güce göre değil, hakka göre tavır almaktır.
Bugün toplumların en büyük ihtiyacı daha çok bina, daha çok teknoloji, daha çok gösteriş değildir. Asıl ihtiyaç, gerçek insanlardır. Doğal ama ölçülü, samimi ama incitmeyen, ahlaklı ama gösterişsiz, adil ama korkusuz insanlar…
Çünkü bir toplumu ayakta tutan yalnızca kanunlar değildir. Kanunların ruhunu yaşatan insan karakteridir. Eğer insan bozulursa düzen de bozulur. Eğer insan güzelleşirse aile de, toplum da, devlet de güzelleşir.
Sonuç olarak gerçek insan olmak, kolay bir iddia değil; ömür boyu süren bir sınavdır. İnsan, her gün kendine şu soruyu sormalıdır: Ben bugün doğal kalabildim mi? Samimi davranabildim mi? Ahlakımı koruyabildim mi? Adaletten ayrılmadım mı?
Bu sorulara iç huzuruyla “evet” diyebilen kişi, yalnızca yaşayan biri değil; insanlık değerini taşıyan gerçek bir insandır.
