“Bir millet, çocuklarına kendi kahramanlarını anlatmayı bıraktığı gün, başkalarının hikâyelerinde figüran olmaya başlar.”
Türkiye bugün savunma sanayiinde büyük atılımlar gerçekleştiriyor. Yerli otomobil üretiyor, millî savaş uçağını gökyüzüne hazırlıyor, uzaya uydu gönderiyor, dünyanın en gelişmiş İHA ve SİHA’larını geliştiriyor.
Bütün bunlar, Türkiye Yüzyılı’nın görünen yüzüdür.
Ancak görünmeyen, belki de daha önemli olan bir cephe vardır:
Kültürel bağımsızlık cephesi.
Çünkü tankı, topu ve teknolojiyi üreten nesilleri; tarihini bilen, kimliğine güvenen ve kendi kahramanlarıyla büyüyen çocuklar yetiştirir.
Asıl Mücadele Zihinlerde Başlıyor
Bugün dünyada savaşlar yalnızca cephelerde yapılmıyor.
Filmlerle…
Dijital oyunlarla…
Çizgi romanlarla…
Sosyal medya içerikleriyle…
Çocuk kitaplarıyla…
Milletlerin hafızaları yeniden şekillendiriliyor.
Bir çocuk, her gün yabancı kahramanların isimleriyle büyüyorsa; zamanla onların değerlerini de benimsemeye başlar.
Oysa bizim çocuklarımızın da gurur duyacağı gerçek kahramanları vardır.
Tomris Hatun…
Kürşad…
Bilge Kağan…
Tonyukuk…
Mete Han…
Alp Er Tunga…
Fatih Sultan Mehmet…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk…
Bunlar yalnızca tarih kitaplarında kalacak isimler değildir; geleceği inşa edecek karakter örnekleridir.
Türkiye Yüzyılı Önce Zihinlerde Kurulacaktır
Bir milletin en büyük savunma sistemi, güçlü hafızasıdır.
Kendi tarihini bilen çocuklar, kimlik bunalımı yaşamaz.
Kendi medeniyetini tanıyan gençler, özgüvenlerini başkalarının onayında aramaz.
Bu yüzden bugün yapılması gereken en önemli yatırım, yalnızca teknolojiye değil; insana ve tarih eğitimine yapılan yatırımdır.
Tomris Hatun ve Kürşad gibi eserler bu açıdan yalnızca kitap değildir.
Onlar, yeni neslin tarih ile yeniden buluşmasının anahtarıdır.
Artık Seyirci Değil, Üreten Olmalıyız
Yıllarca başkalarının yazdığı tarih kitaplarını okuduk.
Başkalarının çektiği filmleri izledik.
Başkalarının kahramanlarına hayran olduk.
Artık yeni bir dönem başlamalıdır.
Türk tarihini Türk gözüyle anlatan kitaplar…
Animasyonlar…
Belgeseller…
Çizgi romanlar…
Sinema filmleri…
Dijital oyunlar…
Mobil uygulamalar…
Müzeler ve tarih atölyeleri…
Hepsi aynı büyük hedefe hizmet etmelidir:
Çocuklarımız kendi köklerini tanısın.
Herkes Elini Taşın Altına Koymalıdır
Bu yalnızca devletin görevi değildir.
Yazar yazmalıdır.
Öğretmen anlatmalıdır.
Akademisyen araştırmalıdır.
Sanatçı üretmelidir.
Yayıncı basmalıdır.
İş insanı destek olmalıdır.
Anne ve baba çocuklarına okumalıdır.
Sivil toplum kuruluşları projeler geliştirmelidir.
Belediyeler kültür merkezlerinde bu eserleri çocuklarla buluşturmalıdır.
Çünkü tarih, birkaç tarihçinin omzunda taşınamayacak kadar büyük bir emanettir.
Milletin tamamı bu sorumluluğu paylaşmalıdır.
Yeni Bir Millî Kültür Seferberliği
Nasıl ki Cumhuriyet’in ilk yıllarında okuma yazma seferberliği başlatıldıysa, bugün de bir “Millî Tarih ve Kültür Seferberliği” başlatılmalıdır.
Her okulda Türk tarihinin kahramanları tanıtılmalıdır.
Her kütüphanede bu eserler yer almalıdır.
Her çocuk, Tomris Hatun’u, Kürşad’ı, Bilge Kağan’ı ve Mete Han’ı tanıyarak büyümelidir.
Çünkü tarihini bilen nesiller, geleceği daha sağlam inşa eder.
Bugün elimizde büyük bir fırsat var.
Geçmişimizi geleceğe taşıyacak güçlü kalemler, değerli eserler ve millî birikimimiz mevcut.
Artık yapılması gereken, bu eserleri raflarda bırakmak değil; çocuklarımızın ellerine ulaştırmaktır.
Türkiye Yüzyılı’nın gerçek mimarları, kendi tarihini bilen çocuklar olacaktır.
Gelin, bu yeni başlangıcı hep birlikte yapalım.
Kim yazarak katkı sağlayabiliyorsa yazsın.
Kim resim çizebiliyorsa çizsin.
Kim film çekebiliyorsa çeksin.
Kim destek verebiliyorsa destek versin.
Kim bir çocuğa kitap hediye edebiliyorsa etsin. Bu kitaplar satılırsa bunların devamı gelecektir.
Çünkü bir milletin geleceği, yalnızca sınırlarını koruyan askerlerle değil; hafızasını koruyan nesillerle güvence altına alınır.
Türkiye Yüzyılı’nın en büyük projesi; kendi kahramanlarını tanıyan, kendi tarihine güvenen ve kendi medeniyetini geleceğe taşıyan bir nesil yetiştirmektir. Bu, hepimizin ortak sorumluluğu ve ortak davasıdır.
