Yazarlarımız

Hayat Penceresinden Bir Bakış

Musa VATANSEVER

Hayatın penceresinden dışarı bakarken, insan kendi iç dünyasında bir yolculuğa çıkar. Yanlışlar, hayaller, anılar, aşk… Hepsi bu pencereden birer film şeridi gibi geçer. Ve gece, insanın en samimi dostu ya da en büyük düşmanı olur. Gece, sessizliğin çığlık attığı bir zamandır. O sessizlik, bazen en büyük cevapları içinde taşır.

“Nerede benim hatalarım ve hayallerim?” diye sorarız. Bu sorunun cevabı genelde sessizliğin içinde saklıdır. Çünkü hayat, hem yanlışlardan öğrenmek hem de hayallerin peşinden gitmek için bir yolculuktur. Ama bazen, o yolculukta kayboluruz. Kendi içimize dönüp, cevapsız sorularla baş başa kalırız.

Gece ve Yalnızlık
Gece, sadece bir zaman dilimi değildir. O, insanın ruhunun en çıplak haliyle karşılaştığı bir aynadır. Sessizliğin içinde haykıran bir yalnızlık vardır gecede. “Sen” diye seslenilen birine ulaşamama hissi, kalbin derinliklerinde bir çöküş yaratır. O hissin adı, insanın kendine olan uzaklığıdır aslında.

“Nerede benim güneşim dediğim aşk?” diye sorarız. Ama cevabını bulamayız. Çünkü bazen aşk, güneş gibi parlayan bir gerçeklikten ziyade, bir hayal ya da bir gölgeye dönüşür. O gölge, insanın kalbinde ağır bir kasvet bırakır. Ve bu kasvet, kalbin bir mezarlığa dönüşmesine neden olur.

Aşk ve Kayboluş
Aşk, bir ışık gibidir. Ama o ışık bazen sönükleşir, bazen de hiç parlamaz. İnsan, kendini aşkta bulur ya da kaybeder. “Aşk nedir?” diye sorarız. Aşkın tanımını yapmak zordur. Çünkü aşk, bazen bir isim, bazen bir sessizlik, bazen de bir yokluktur. Aşk, içimizi kavuran bir susuzluktur. O susuzluk, bizi kendi şiirlerimizin içinde yalnız bırakır.

“Ay ışığında yalnız kaldım,” deriz. Ama aslında o yalnızlık, sadece fiziksel bir uzaklık değil; insanın kendi kalbine olan yabancılığıdır. İnsan, kendi avuçlarında yalnız kalır, kendi içindeki karanlıkla baş başa kalır. Bu, insanın hayat penceresinden baktığında gördüğü kendi yansımasıdır.

Kaderin Penceresi
“Bu benim kaderim mi?” diye sorarız. Hayat penceresine ne kadar baktığımız, o pencerenin bize ne kadarını gösterdiğine bağlıdır. Bazen, o pencereden bakmayı unuturuz. Ama o pencere, hayata dair en derin gerçekleri içinde taşır. İnsan, o pencerenin karşısına geçtiğinde, hatalarını, hayallerini ve kaybolan aşklarını bir arada görür.

“Sen, iki katmanlı bir şarap gibisin,” deriz belki. Çünkü hayatın içindeki duygular, karmaşık bir tat bırakır. Bazen tarif edemediğimiz, isim koyamadığımız şeyler, bizi en çok etkileyenler olur. Ama o isim konulamayan duygular, bizi biz yapan şeylerdir.

Hayatın Sessizliği
Sonunda geriye kalan, sessizliğin bize fısıldadıklarıdır. Hayat penceresinden bakmayı bırakmadığımız sürece, o sessizlik bize hep bir şeyler anlatır. Yanlışlarımızı, hayallerimizi, aşklarımızı ve kendimizi bu sessizlikte buluruz.
“Hayaller, sadece gözyaşıdır,” diyen iç sesimiz bile bizi bir yerlere götürür. Çünkü hayat, bir yandan bizi kaybettirirken, diğer yandan bulduran bir yolculuktur. Sessizlikle, geceyle ve kendi iç dünyamızla yüzleşmek, bizi güçlü kılar. Ve belki de o zaman, hayat penceresinden daha cesurca bakabiliriz.
Hayat penceresinden yeterince bakamadıysan, hâlâ zamanın var… Sessizlik, cevabını sana verecektir.

Bir Cevap Yazın