Rafet ULUTÜRK
Zamanın bir ruhu, bir tartısı vardır. Her dönem kendi içinde fırsatlar ve felaketler taşır. Ama bazı sorular vardır ki, nesiller boyu sorulmaya devam eder:
“Eskiden mi iyiydik, şimdi mi?”
Eskiden evler küçüktü ama kalpler büyüktü. Şimdi evler kat kat, ama içlerinde yalnızlık yankılanıyor.
Eskiden çay bardağında sohbet vardı, şimdi telefon ekranında sessizlik var.
İnsanlar az şeyle mutlu olurdu, şimdi her şey var ama yüzler gülmüyor.
Evet, şimdiki zamanın teknolojisi var, imkânı var, tıbbı gelişmiş, yolları asfalt, marketleri dolu.
Ama gönüller boş.
Eskiden sokak lambası yoktu ama evlerin içinde nur vardı.
Şimdi her yer ışık ama göz gözü görmüyor; çünkü karanlık artık dışarda değil, içimizde.
Eskiden çocuklar bayramlık giymeyi dört gözle beklerdi.
Şimdi her gün yeni giysi ama bayramın ruhu kayıp.
Eskiden komşunun çocuğu yaramazlık yapınca, herkes uyarırdı.
Şimdi kimse kimseye karışmaz; çünkü toplumsal vicdan yerini bireysel konfora bıraktı.
Peki bu sorunun cevabı ne?
Şimdi daha moderniz, daha rahatız belki. Ama eskiden daha huzurluyduk.
Çünkü değerlerimiz sağlamdı. Yalan ayıptı, haram korkulurdu, komşu kutsaldı.
Şimdi her şey serbest ama kimse özgür değil.
Eskiden az ama öz yaşanırdı. Şimdi çok ama sahte.
Eskiden gönüller doyardı, şimdi sadece mideler.
Eskiden insanlar inandıklarını yaşardı, şimdi yaşadıklarını inandırmaya çalışıyorlar.
Bu yüzden mesele zamanın kendisi değil, insanın yönü.
Eğer insan doğruysa, her çağ iyidir.
Ama insan yanlışsa, her dönemin karanlığı olur.
Sonuç mu?
Teknoloji ilerledi, insan geriledi.
Şimdi elimiz her şeye ulaşıyor ama kalbimiz kimseye dokunamıyor.
Demek ki mesele ne zaman yaşadığın değil, nasıl yaşadığın.
Eskiden de iyiydik, şimdi de iyi olabiliriz. Ama önce kendimize şunu sormalıyız:
“Ne kaybettik de bu kadar boşlukta kaldık?”
Ve cevabı açık:
“Ahlakı kaybettik, bereketi kaybettik, samimiyeti kaybettik… İnsanlığı unuttuk.”
Eskiden daha azdık ama daha çoktuk.
Şimdi her şey elimizin altında ama huzur avuçlarımızın arasından akıp gidiyor.
O hâlde eskiden değil, özden uzaklaştık. Mesele zaman değil, insan.
