Rafet ULUTÜRK
Bir Kavram Değişikliği Değil, Hafızaya Dönüş
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yeni eğitim-öğretim yılı kapsamında müfredatta yapılacak düzenlemelerle ders kitaplarında yer alan “Orta Asya” ifadesinin yerine “Türkistan” kavramının kullanılacağını açıklaması, yalnızca teknik bir kelime değişikliği değildir.
Bu karar, bir milletin hafızasına dönüşüdür.
Çünkü bazı kelimeler vardır; yalnızca harflerden oluşmaz. İçinde tarih taşır, acı taşır, gurur taşır, vatan taşır, medeniyet taşır.
“Orta Asya” soğuk bir coğrafya tarifidir.
Ama “Türkistan” bir ruhun adıdır.
Türkistan, atalarımızın yurdu, devletlerimizin beşiği, kültürümüzün mayası, dilimizin kökü ve medeniyetimizin ilk nefesidir.
Bu nedenle ders kitaplarında Türkistan adının yer alması önemlidir. Fakat bu adım tek başına yeterli değildir. Asıl mesele, Türkistan’ı sadece kitap sayfalarına değil, çocuklarımızın kalbine, zihnine ve kimliğine yerleştirebilmektir.
İnsan Unuttuğu Yerden Küçülür
Milletler sadece toprak kaybettiklerinde değil, hafıza kaybettiklerinde de küçülürler.
Bir millet geçmişini unutursa, geleceğini başkalarının ellerine bırakır.
Bugün gençlerimizin önemli bir kısmı dünyanın farklı ülkelerinin tarihini, kahramanlarını, şehirlerini ve kültürlerini öğrenirken; kendi medeniyet havzasını, kendi soydaşlarını, kendi tarihî derinliğini yeterince tanımadan yetişmektedir.
Bu büyük bir eksikliktir.
Bir çocuk Semerkant’ı bilmiyorsa, Buhara’yı tanımıyorsa, Yesi’yi duymamışsa, Kaşgar’ın acısını hissetmiyorsa, Kırım’ın sürgününü öğrenmemişse, Kırcaali’nin mücadelesinden habersizse, Kerkük’ün türküsünü kendi türküsü gibi duymuyorsa; o çocuğa yalnızca eksik bilgi değil, eksik hafıza verilmiş demektir.
Eğitim sadece sınav kazandırmak değildir.
Eğitim, bir millete kendisini hatırlatmaktır.
Türk Dünyası Bir Harita Değil, Gönül Coğrafyasıdır
Türk dünyası denildiğinde bazıları yalnızca devlet sınırlarını düşünür.
Oysa Türk dünyası bundan çok daha büyüktür.
Türk dünyası; Anadolu’dan Türkistan’a, Balkanlardan Kafkasya’ya, Kırım’dan Doğu Türkistan’a, Kerkük’ten Gagavuz Yeri’ne kadar uzanan büyük bir gönül coğrafyasıdır.
Bu coğrafyada ortak acılar vardır.
Sürgünler vardır.
Soykırımlar vardır.
Dili yasaklanan, adı değiştirilen, kimliği baskı altına alınan insanlar vardır.
Ama aynı zamanda büyük bir direniş, büyük bir iman, büyük bir kültür ve büyük bir medeniyet vardır.
Türk dünyası yalnızca geçmişin hatırası değil, geleceğin en büyük imkânıdır.
Bugün dünyada yeni dengeler kurulurken, Türk dünyasının birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi artık romantik bir ideal değil, tarihî bir zorunluluktur.
Çocuklarımız Kendi Kahramanlarını Tanımalıdır
Bir milletin çocukları önce kendi kahramanlarını tanımalıdır.
Bugün çocuklarımız yabancı çizgi film kahramanlarını, yabancı roman karakterlerini, uzak ülkelerin tarihî şahsiyetlerini biliyor. Elbette dünya öğrenilmelidir. Ancak insan önce kendi evini tanımalıdır.
Çocuklarımız Bilge Kağan’ı, Tonyukuk’u, Kürşad’ı, Mete Han’ı, Sultan Alparslan’ı, Hoca Ahmet Yesevi’yi, Yunus Emre’yi, Ali Şir Nevai’yi, Kaşgarlı Mahmud’u, Yusuf Has Hacib’i, İsmail Gaspıralı’yı, Zeki Velidi Togan’ı, Mustafa Çokay’ı, Cengiz Aytmatov’u, Bahtiyar Vahapzade’yi, Aliya İzzetbegoviç’i ve daha nice Türk dünyası büyüğünü tanımalıdır.
Bu isimler yalnızca tarih sayfalarında kalmış kişiler değildir.
Onlar bir milletin yol işaretleridir.
Onlar çocuklarımıza kim olduklarını, nereden geldiklerini ve nereye yürümeleri gerektiğini anlatan büyük rehberlerdir.
Kahramanlarını unutan milletler, başkalarının hikâyelerinde figüran olmaya mahkûm olur.
Ders Kitaplarında Bilgi Kadar Ruh da Olmalıdır
Müfredat yalnızca bilgi yığını olmamalıdır.
Çocuklara kuru tarih ezberletmek yetmez.
Onlara ruh vermek gerekir.
Bir öğrenci Türkistan’ı sadece sınavda çıkacak bir konu olarak değil, kendi kökü olarak öğrenmelidir.
Bakü’yü kardeş şehir bilmeli.
Bişkek’i uzak görmemeli.
Semerkant’ı eski bir şehir sanmamalı.
Kaşgar’ın acısını kendi acısı gibi hissedebilmeli.
Kırım’ın sürgününü, Ahıska’nın dramını, Balkan Türklerinin mücadelesini, Kerkük’ün yalnızlığını, Doğu Türkistan’ın sessiz çığlığını kendi tarihinin bir parçası olarak bilmelidir.
Çünkü millet olmak, sadece aynı pasaportu taşımak değildir.
Millet olmak, aynı acıya üzülmek, aynı sevince sevinmek ve aynı geleceğe inanmaktır.
Türk Dünyası Tarihi Parça Parça Değil, Bütün Olarak Anlatılmalıdır
Bugün Türk tarihi çoğu zaman parçalı bir şekilde öğretilmektedir.
Oysa Türk tarihi bir bütündür.
Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Altın Orda, Timur Devleti, Osmanlı Devleti, Azerbaycan hanlıkları, Türkistan cumhuriyetleri ve Türkiye Cumhuriyeti aynı büyük tarih nehrinin farklı kollarıdır.
Bu nehir bazen bozkırdan akmış, bazen Anadolu’ya ulaşmış, bazen Balkanlara taşmış, bazen Kafkasya’da gürlemiş, bazen de Türkistan’da yeniden doğmuştur.
Gençlerimize bu bütünlük anlatılmalıdır.
Çünkü parçalanmış tarih, parçalanmış bilinç üretir.
Bütün tarih ise güçlü kimlik ve ortak gelecek şuuru doğurur.
Türkistan Demek, Geleceğe Yön Vermek Demektir
“Türkistan” kavramının yeniden ders kitaplarına girmesi, geçmişe dönük nostaljik bir tercih değildir.
Bu, geleceğe dönük stratejik bir adımdır.
Bugün dünya yeniden şekilleniyor.
Enerji hatları, ulaştırma koridorları, savunma iş birlikleri, kültürel diplomasi, ekonomik birliktelikler ve bölgesel güç dengeleri yeniden kuruluyor.
Böyle bir dönemde Türk dünyasının ortak tarih, ortak dil, ortak kültür ve ortak gelecek vizyonuyla hareket etmesi gerekmektedir.
Bu vizyonun temeli ise eğitimdir.
Çünkü geleceğin birlikleri önce sınıflarda kurulur.
Bir çocuk okul sıralarında Türk dünyasını öğrenirse, yarın o dünyanın sorumluluğunu da taşır.
Ortak Hafıza Olmadan Ortak Gelecek Kurulamaz
Türk dünyasının birlik ve beraberliği yalnızca devlet başkanlarının zirveleriyle sağlanamaz.
Asıl birlik zihinlerde ve gönüllerde kurulmalıdır.
Bunun yolu da eğitimden geçer.
İlkokuldan üniversiteye kadar bütün ders kitaplarında Türk dünyası daha güçlü yer almalıdır.
Tarih kitaplarında Türk dünyasının devletleri ve mücadeleleri anlatılmalıdır.
Edebiyat kitaplarında Türk dünyasının şairleri, yazarları ve destanları yer almalıdır.
Coğrafya kitaplarında Türk coğrafyasının stratejik önemi öğretilmelidir.
Müzik derslerinde Türk dünyasının türküleri tanıtılmalıdır.
Sanat derslerinde ortak motifler, kilimler, minyatürler, mimari eserler gösterilmelidir.
Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde Hoca Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye uzanan gönül medeniyeti anlatılmalıdır.
Çünkü Türk dünyası sadece tarih konusu değildir.
Türk dünyası bir medeniyet bütünlüğüdür.
Türk Dünyası Eğitim Stratejisi Şarttır
Bugün yapılması gereken şey, yalnızca bir kavramı değiştirmek değil; kapsamlı bir “Türk Dünyası Eğitim Stratejisi” oluşturmaktır.
Bu stratejide;
Türk dünyası tarihi,
Türk dünyası edebiyatı,
Türk dünyası kültürü,
Türk dünyası coğrafyası,
Türk dünyasının ortak acıları,
Türk dünyasının ortak kahramanları,
Türk dünyasının gelecekteki birlik hedefleri
eğitimin bütün kademelerinde yer almalıdır.
Öğrencilerimiz yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın gururunu değil, büyük Türk dünyasının bir evladı olmanın sorumluluğunu da taşımalıdır.
Türkistan Kalbe Yazılmalı
“Orta Asya” yerine “Türkistan” demek önemlidir.
Ama asıl önemli olan, Türkistan’ı çocuklarımızın kalbine yazabilmektir.
Çünkü bir milletin geleceği, çocuklarının hafızasında saklıdır.
Çocuklarımız Türkistan’ı öğrenirse kökünü öğrenir.
Türk dünyasını tanırsa kardeşini tanır.
Kahramanlarını bilirse cesaretini bulur.
Yazarlarını okursa ruhunu besler.
Acılarını öğrenirse vicdanı büyür.
Birliğini kavrarsa geleceğe güvenle yürür.
Bugün kitaplara Türkistan yazılıyor.
Yarın gönüllere Türk dünyası yazılmalıdır.
Çünkü Türkistan yalnızca atalarımızın geldiği yer değildir.
Türkistan bizim hafızamızdır.
Türkistan bizim kökümüzdür.
Türkistan bizim ortak yüreğimizdir.
Ve o yürek yeniden güçlü atarsa, Türk dünyasının geleceği çok daha aydınlık olacaktır.
