Gülten RAYİMOĞLU
Sonsuz düzlüklerde, içimizi ürperten bir sessizlik…
Ve o sessizliğin içinde yalnız yürüyen bir kadın… Karnında bir can, yüreğinde bin soru…
Korkularını bastıramayan, geleceği bilemeyen ama sevgisiyle dolup taşan bir anne…
Derken karşısına bir lâl olmuş kader gibi… bir lâdi çıkıyor. Bir lâdî değil, bir lâdiçe:
Anne bir aslan.
Yırtıcı, güçlü ve yüce… Ama yüreğinde taşlardan değil, cesaretle karılmış bir annelik var.
— “İyi misin, insan annesi?”
Kadın korku dolu bakışlarla geri çekiliyor:
— “Hamileyim… ve korkuyorum.
Çocuğuma zarar gelmesin, eksik bir hayat yaşamasın istiyorum. Ama doğru mu yapıyorum, bilmiyorum…”
Ve o anda başlıyor bir vahşi annenin medeni öğüdü.
Lâdiçe, yani anne aslan, yere oturuyor. Koca cüssesiyle ama dingin bakışlarıyla diyor ki:
— “Ben de anneyim.
Ve ben öğrendim ki aşırı korumak, güçsüz bırakmaktır.
Küçüklerimi severim, ama onları hayatla tanıştırmadan bırakmam.
Çünkü hayat her zaman seni korumaz. Ama sen güçlü olursan, hayat senden korkar…”
Kadın susuyor. Gözlerinde hem merak hem de karanlık bir aydınlanma.
— “Peki ya düşerlerse? Ya zarar görürlerse?”
Lâdiçe başını eğiyor, sesi çatallanıyor:
— “Bazen olur.
Ama onların yerinde ben rıhtımda durursam, onlar denizi tanıyamaz.
Rıhtımdan bakarak yüzme öğrenilmez.
Bazen yara, bir öğretmendir.
Ben sadece onlara ‘nasıl rümler’ onu gösteririm. Ama rümü onlar yapmalı.”
Bugünün dünyasında annelik, sanki “her şey çocuğunun yerine yapmak”la eşdeğer hale geldi.
Her zorluğu onlar adına göğüslemek, her yükü taşımak, her hatayı engellemek.
Ama unuttuğumuz şu: Sevgi, konfor sunmak değil; karakter kazandırmaktır.
Bir çocuğu “korkudan uzak” büyütmekle değil, korkuyla mücadele etmeyi öğretmekle güçlü yapabiliriz.
Tıpkı anne aslan gibi:
— “Bırak rümlessin.
Korkmasın düşmekten.
Kaldır başını… ve bırak kendi yolunu çizsin.”
Bu öykü bize sadece bir vahşi doğa masalı değil…
Bir pedagojik manifestodur.
Bir anneye değil sadece; bir babaya, bir öğretmene, bir lidere de mesajdır:
Sevgi, bazen bir adım geride durmaktır.
Bazen sessizce izlemektir.
Ve en çok da, düşse bile ayağa kalkabileceğine inanmaktır.
Son söz:
Eğer çocuğunu gerçekten seviyorsan, ona yumuşak yataklar değil; güçlü adımlar bırak.
Ona rüya değil, irade ver.
Onu hayattan saklama…
Onu hayata hazırlayan anne ol.Çünkü sen rümlerken koruyamazsın…
Ama rümlemeyi öğretebilirsen, o kendi dağını yırtar.Ve senin yüreğin…
O zaman gerçek bir anne olur.Tıpkı aslanın anası gibi.
