İbrahim SOYTÜRK
15 Mayıs: Sadece Bir İşgal Değil, Bir Kalp Kırılması
15 Mayıs 1919 sabahı İzmir, sıradan bir güne uyanmadı. Denizin mavisi kararmış, sokakların sesi susmuş, insanların yüreğine ağır bir hüzün çökmüştü.
O gün İzmir yalnızca askerî olarak işgal edilmedi. Bir milletin onuru, hafızası ve geleceği hedef alındı. İnsanlar pencerelerin ardından olup biteni izlerken sadece düşman askerlerini görmüyordu; aynı zamanda devletin çaresizliğini, yöneticilerin teslimiyetini ve milletin yalnız bırakılışını görüyordu.
En acı olan da buydu.
Çünkü bir millet dış düşmanla savaşabilir. Fakat kendi devletinin suskunluğu karşısında duyduğu kırgınlık, çok daha derin bir yaradır.
“Direnmeyin” Denilen Yerde Vicdan Direndi
İstanbul’dan gelen emir açıktı: İşgal kuvvetlerine karşı direnilmeyecekti.
Bu emir, yalnızca askerî bir talimat değildi. Aynı zamanda bir milletin iradesini susturma girişimiydi. Fakat tarihin bazı anlarında emirler susar, vicdan konuşur.
Türk subayı için üniforma sadece bir kıyafet değildir. O üniforma, devletin şerefini, milletin duasını ve tarihin emanetini taşır.
İşte bu yüzden bazı subaylar teslimiyeti kabul etmedi. Çünkü onlar biliyordu ki insan bazen canını kaybedebilir ama şerefini kaybederse artık yaşayamaz.
22 süngü karşısında diz çökmeyen Albay’ın duruşu, işte bu ruhun sembolüdür. Belki o an bir orduyu durduramadı; fakat bir milletin hafızasına şu sözü yazdı:
Türk askeri ölür, fakat onurunu teslim etmez.
Hasan Tahsin’in Kurşunu Bir Milletin Çığlığıydı
Hasan Tahsin’in attığı ilk kurşun, yalnızca bir mermi değildi. O kurşun, yıllardır içine acı biriktiren bir milletin çığlığıydı.
Bazen kahramanlar savaşı kazanmak için değil, millete yeniden cesaret vermek için ortaya çıkar. Hasan Tahsin de bunu yaptı. O an belki sonucu değiştirmedi; fakat milletin ruhuna şu hakikati hatırlattı:
Teslimiyet kader değildir.
İzmir’de yükselen bu çığlık, Anadolu’nun dört bir yanında yankılandı. Samsun’a, Erzurum’a, Sivas’a ve Ankara’ya uzanan büyük yürüyüşün manevi ateşi o gün yakıldı.
İzmir’in Acısı Anadolu’nun Dirilişine Dönüştü
15 Mayıs görünürde bir yenilgiydi. Fakat derinlerde büyük bir uyanışın başlangıcıydı.
Çünkü o gün Anadolu şunu gördü: Eğer millet kendi kaderine sahip çıkmazsa, başkaları onun geleceğini çizer.
Bu bilinç, Milli Mücadele’nin temel ruhunu oluşturdu. Artık mesele sadece İzmir değildi. Mesele vatanın tamamıydı. Mesele bayraktı, ezandı, namustu, çocukların geleceğiydi.
İzmir’in gözyaşı, Anadolu’nun direnişine dönüştü. O acıdan yeni bir devlet aklı, yeni bir millet iradesi ve yeni bir istiklal yürüyüşü doğdu.
Bugüne Düşen Ders: İşgaller Şekil Değiştirdi
Bugün artık işgaller yalnızca askerle yapılmıyor.
Bir milletin limanlarına asker çıkarmadan da zihni işgal edilebilir. Ekonomisi bağımlı hâle getirilebilir. Kültürü zayıflatılabilir. Gençlerinin umudu kırılabilir. Tarihi unutturulabilir.
Bu yüzden 15 Mayıs’ı sadece geçmişin acısı olarak görmek yanlıştır. O gün bize bugün de seslenmektedir.
Bir millet tarihini unutursa, geleceğini başkalarının insafına bırakır.
Bir millet gençliğine özgüven veremezse, yarınlarını kaybeder.
Bir millet kendi değerlerini koruyamazsa, en güçlü ordular bile onu uzun süre ayakta tutamaz.
Vatan Haritadan Büyük Bir Şeydir
Vatan sadece sınır çizgileri değildir.
Vatan, işgal altında gözyaşını içine akıtan annenin duasıdır. Vatan, süngüler karşısında diz çökmeyen askerin son bakışıdır. Vatan, bir gazetecinin ölümü göze alarak attığı ilk kurşundur. Vatan, çocuklarının hür yaşaması için sessizce direnen milyonların ortak yüreğidir.
Bu yüzden İzmir’in işgali yalnızca tarih kitaplarında kalmış bir olay değildir. O gün hâlâ milletimizin hafızasında yaşamaktadır.
Çünkü bazı acılar unutulmaz.
Bazı direnişler eskimez.
Bazı kahramanlar ölmez.
İzmir Ağladı, Türkiye Uyandı
15 Mayıs 1919’da İzmir ağladı.
Ama o gözyaşları bir teslimiyetin değil, büyük bir dirilişin başlangıcı oldu. O gün kırılan kalp, kısa süre sonra Samsun’da iradeye, Erzurum’da karara, Sivas’ta birliğe, Ankara’da devlete dönüştü.
Bugün bize düşen görev, o günün acısını sadece anmak değil; o ruhu anlamak ve yaşatmaktır.
Çünkü milletler silahla yıkılmadan önce hafızasız bırakılır.
Ve hafızasını koruyan milletler asla teslim alınamaz.
İzmir’in o karanlık sabahı bize hâlâ şunu söylüyor:
Şerefini koruyan millet, en karanlık geceden bile güneş çıkarır.
