Musa VATANSEVER
Hayat bir masal gibi başlar…
Bir bebek dünyaya gözlerini açar, saf ve temizdir. Hiçbir yük, hiçbir karışıklık yoktur. Etrafındaki insanlar onun ilk kahkahasını görmek, ilk adımını duymak için heyecanla bekler. Hayatın o ilk günleri, masallar gibi sıcak ve umut doludur. Her şey yeni, her şey renklidir. “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlanan her masal gibi, hayatın başlangıcı da bir heyecandır.
Çocukluk dönemi, masal kahramanlarının cesur yolculuklarına benzer. Bir çocuğun hayal gücü sınırsızdır. Sandalyeler at olur, battaniyeler uçan halı. Her gün bir maceradır. Ama hayat masallarla dolu değildir, zaman geçtikçe masalın yerini gerçekler alır.
Roman Gibi Gençlik
Zaman geçer, o masum çocuk büyür. Gençlik yılları geldiğinde, hayat bir romana dönüşür. Her sayfa, yeni bir hikâye, her satır yeni bir arayıştır. Aşk, hayaller, mücadeleler… Gençlik, romanın en çarpıcı bölümleridir. Baş karakter olan sen, kendi hikâyeni yazarken, hem kahraman hem de kurbandır.
Roman boyunca kaybolursun, kendini ararsın. Kararların vardır, yanlışların vardır, zaferlerin vardır. Gençlik bir nehir gibidir, bazen sakin bazen fırtınalı akar. Ama her ne olursa olsun, bu romanın sonunda bir şey öğrenirsin: Hayatın hiçbir şeyi garanti değildir.
Fıkralar ve Hayatın Mizahı
Yıllar geçer, roman hızını kaybeder ve hayat fıkralara dönüşmeye başlar. Yaşlılık, insanın geçmişe dönüp baktığında trajikomik bir resim görmesi gibidir. Zamanla, başından geçen olaylara gülmeyi öğrenirsin. “Nasıl bu kadar üzülmüşüm, nasıl bu kadar ciddiye almışım?” diye düşünürsün.
Düşersin, kalkarsın, yanlış kapıları çalarsın. Yaşlanınca anlarsın ki, hayat seni sürekli test etmiştir ama cevapları hiçbir zaman vermemiştir. Fıkralar gibi, olaylar basit görünse de altındaki dersler derindir. İnsan yaşlandıkça, hayatın karmaşıklığına karşı mizahı bulur.
Sonuç: Hepsi Bir Hikâye
Sonunda, hayatın masal mı, roman mı, fıkra mı olduğunu düşünmezsin. Çünkü hepsi bir hikâyedir. Hayat bir masalla başlar, bir roman gibi gelişir, bir fıkra gibi hafifler ve bir hikâye olarak sona erer.
Yaşadığın her an, anlattığın her söz, hayatının hikâyesine bir paragraf ekler. İyi ya da kötü, komik ya da trajik… Sonuçta hepsi birer hatıra, birer hikâyedir. Ve o hikâye, seni sen yapan en güzel eserdir.
Hayat, masallarla başlayıp hikâyelerle son bulur. Ama en önemlisi, sen o hikâyeyi nasıl yazdın? Eğer içini sevgi, kahkaha, dostluk ve anlamla doldurabildiysen, işte o zaman senin hikâyen gerçekten okunmaya değerdir.
____________________________________
Hayat Bir Masal Gibi Başlar
Hayat bir masal gibi başlar,
Saflıkla dolu, tertemiz anlar.
Kimi bir beşikte başlar düşlere,
Kimi yıldızlara uzanır sessizce.
Her çocuk bir kahramandır kendince,
Bir sandalyede taht kurar yürekçe.
Hayaller sınırsız, umutlar sınırsız,
Masalın içinde her şey imkânsızsız.
Sonra büyür insan, roman olur ömür,
Sayfalar dolar, hikâyeler görür.
Hayallerle gerçekler çarpışır durur,
Her satırda biraz mutluluk, biraz hüzün kurulur.
Sonunda fıkraya döner hatıralar,
“Nasıl bu kadar ciddiye almışım” diye anılar.
Geçmiş bir tebessüm, yaşanmışlık bir ders,
Hayat, mizahıyla insanı her zaman ters.
Ama sonuç bellidir, hepsi bir hikâye,
Kimi dünden kalan, kimi yarına hediye.
Masal gibi başlar, roman gibi sürer,
Fıkra gibi biter; her biri bir iz bırakır gönüller.
Yaz hayatına sevdayı, düşleri, neşeyi,
Her anını yaşa, sakla güzelliği.
Çünkü hayat bir masal, bir roman, bir şaka,
Ve sonunda herkesin hikâyesi bir hatıra.
