Yazarlarımız

Güller Diyarına Bir Yolculuk: Isparta ve Bulgaristan’dan Gelen Güllerin Hikâyesi

İbrahim SOYTÜRK

“Toprak değişir, iklim değişir; ama sevgiyle dikilen gül, her yerde açar.”

Isparta…
Bugün adı anıldığında zihnimizde hemen mis gibi gül kokuları, pembe renklere boyanmış tarlalar, bahar rüzgârında salınan çiçekler belirir. “Güller Diyarı” unvanını hakkıyla taşıyan bu şehir, yüzyıllardır sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da en önemli gül üretim merkezlerinden biri olmuştur.

Ama çok az kişi bilir ki, Isparta’nın bu eşsiz güzellik yolculuğu, yüzyıllar öncesine dayanan bir göç hikâyesine, bir kök arayışına uzanır.
Ve bu köklerin ucu, bugün Bulgaristan topraklarına kadar gider.

Osmanlı döneminde, özellikle 19. yüzyılın sonlarına doğru, Bulgaristan’ın Kızanlık (Kazankâ) bölgesi, dünyanın en ünlü gül yağı merkezlerinden biriydi. O yıllarda bölge halkı, gül tarımında ve damıtımında son derece ustalaşmıştı. Ancak zamanla artan siyasi karışıklıklar, savaşlar ve baskılar, Bulgaristan’daki Türk ve Müslüman toplulukları zor durumda bıraktı.
Birçok aile doğduğu topraklardan göç etmek zorunda kaldı. Yanlarında sadece ailelerini, hatıralarını değil, aynı zamanda köklü bir tarım bilgisini ve paha biçilmez bir mirası da taşıdılar: gül fideleri ve gülcülük geleneği.

İşte bu göçle birlikte, Balkanlardan Anadolu’ya, özellikle de Isparta’ya bir gül yolculuğu başladı.
Göçmenler, Isparta’nın ikliminin ve toprak yapısının Kızanlık bölgesine çok benzediğini fark ettiler.
Ellerindeki fideleri, bilgi ve emekle birleştirerek yeni bir hayat kurdular.
Ve kısa sürede, Isparta ovaları pembe bir denize dönüştü.
Böylece Anadolu’nun bağrında yeni bir “güller vatanı” doğdu.

Bugün Isparta’da üretilen gül yağı, dünyanın en kaliteli ürünleri arasında gösteriliyor.
Fransa’dan Japonya’ya kadar parfüm sanayisinin en değerli hammaddesi Isparta’dan gidiyor.
Fakat bu başarı hikâyesinin ardında; göçle gelen sabır, emek, acı dolu anılar ve geleceğe inanç saklıdır.

Güller…
Sadece bir çiçek değildir burada.
Bir milletin umudu, direnci ve yeniden kök salma hikâyesidir.

Isparta’nın sokaklarında gezinirken burnunuza dolan o eşsiz koku, sadece bir çiçeğin değil,
aynı zamanda kültürün, emeğin ve göçle taşınan bir medeniyetin kokusudur.
Bir gül dalına baktığınızda, onun sadece toprakta değil; yüzyılları,
sınırları ve hayatları aşarak gönüllerde açtığını da hatırlayın.


Ve Bir Küçük Hatırlatma…

Derler ki;
Göçmenler ilk geldiklerinde
Isparta topraklarına elleriyle tek tek diktikleri
o küçük gül fidanlarını sularken,
her damla suya bir dua da eklerlermiş:
“Ey Allah’ım! Biz yurdumuzu bıraktık,
ama umudumuzu bırakmadık.
Bu gül kökleri gibi biz de bu topraklarda yeniden filizlenelim.”

Ve gerçekten de, bir dua gibi yeşerdi güller…
Bir dua gibi yayıldı kokuları…
Isparta’nın sabahları, gül kokusuyla doğdu; akşamları,
sabırla örülmüş umut hikâyeleriyle battı.

Bugün gül tarlalarında açan her gonca,
sadece bir doğanın mucizesi değil,
bir milletin unutulmaz yolculuğunun sessiz bir şahitliğidir.
Bir kökten, bir vatandan,
bir aşktan ve bir inançtan kalan mis kokulu bir mirastır.

Ve unutulmamalı:
Gül, topraktan çıkar;
Ama kokusu, insanın gönlünden yükselir.

Bir Cevap Yazın