Dr. Nedim BİRİNCİ
Akdeniz yalnızca mavi suların adı değildir. Akdeniz; tarih boyunca medeniyetlerin doğduğu, devletlerin yükseldiği, ticaret yollarının açıldığı, güç dengelerinin değiştiği büyük bir kader coğrafyasıdır. Bugün de bu deniz, enerji kaynaklarıyla, limanlarıyla, deniz ticaret yollarıyla, savunma hatlarıyla ve stratejik adalarıyla yeni dünya düzeninin merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
İşte bu yüzden Türkiye’yi Akdeniz’den uzaklaştırmak isteyenler aslında sadece bir ülkeyi denizden koparmak istemiyorlar. Onlar, bir milleti tarihinden, hakkından, ufkundan ve geleceğinden koparmak istiyorlar.
Fakat unuttukları büyük bir gerçek vardır:
Türkiye bu coğrafyada misafir değildir. Türkiye, Akdeniz’in tarihî hafızasında, stratejik dengesinde ve geleceğinde anahtar ülkedir.
Akdeniz: Bir Denizden Fazlası
Akdeniz’e yalnızca haritada mavi bir alan olarak bakmak büyük yanılgıdır. Akdeniz, geçmişin izlerini ve geleceğin şifrelerini taşıyan bir medeniyet havzasıdır.
Bu denizde Barbaros Hayreddin Paşa’nın hatırası vardır. Bu denizde Piri Reis’in çizdiği ufuk vardır. Bu denizde Kıbrıs şehitlerinin emaneti vardır. Bu denizde Anadolu’nun güvenliği, Türk milletinin onuru ve gelecek nesillerin hakkı vardır.
Bu nedenle Akdeniz meselesi sadece diplomatik bir mesele değildir. Bu mesele; tarih, vatan, enerji, güvenlik, bağımsızlık ve gelecek meselesidir.
Türkiye’yi Kıyıya Hapsetme Hesapları
Son yıllarda Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı oluşturulan ittifaklar, çizilen haritalar ve yapılan enerji planları aynı hedefe yönelmiştir: Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne sıkıştırmak, Mavi Vatan’dan koparmak ve Akdeniz’de söz sahibi olmasını engellemek.
Bazıları Türkiye’yi masadan uzak tutmak istedi. Bazıları deniz yetki alanlarını yok saydı. Bazıları Kıbrıs Türkü’nün hakkını görmezden geldi. Bazıları ise Türkiye’nin sabrını zayıflık sandı.
Ama Türkiye geri adım atmadı. Çünkü bu mesele sadece bugünün siyasi hesabı değil, gelecek nesillerin hakkını koruma meselesidir.
Mavi Vatan: Milletin Denizlerdeki İradesi
Mavi Vatan yalnızca bir harita değildir. Mavi Vatan, bir milletin denizlerdeki iradesidir. Karada nasıl vatan varsa, denizde de vatan vardır.
Denizlerini koruyamayan milletler, yarınlarını da koruyamaz. Limanlarına sahip çıkamayan, enerji yollarını okuyamayan, deniz ticaretini yönetemeyen ülkeler, geleceğin dünyasında güçlü kalamaz.
Bu yüzden Türkiye’nin Mavi Vatan anlayışı; savunma sanayiiyle, donanmasıyla, enerji aramalarıyla, diplomatik hamleleriyle ve Kıbrıs’a verdiği destekle bir bütün hâlindedir.
Kıbrıs: Akdeniz’in Kilidi, Türkiye’nin Nefesi
Akdeniz denkleminin kalbinde Kıbrıs vardır. Kıbrıs yalnızca bir ada değildir. Kıbrıs, Anadolu’nun Akdeniz’e uzanan eli, Türk milletinin denizdeki nefesi, mazlumun yalnız bırakılmadığı bir vicdan davasıdır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı Türkiye’nin Akdeniz’deki stratejik derinliğidir. Kıbrıs Türkü’nün hakkını yok sayan hiçbir proje adil olamaz. Kıbrıs’ı görmezden gelen hiçbir hesap kalıcı olamaz.
Türkiye’nin Kıbrıs duruşu bu yüzden yalnızca dış politika değil; tarihî, millî ve vicdani bir sorumluluktur.
Enerji Savaşları ve Yeni Dünya Düzeni
Bugün Akdeniz’de yaşanan mücadelenin merkezinde enerji vardır. Doğal gaz, petrol, boru hatları, limanlar ve deniz ticaret yolları yeni dünyanın en önemli güç araçlarıdır.
Türkiye burada yalnızca pay isteyen bir ülke değildir. Türkiye; Asya’dan Avrupa’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e, Kafkasya’dan Balkanlar’a, Türk dünyasından Afrika’ya uzanan büyük hattın merkezidir.
Bu nedenle Türkiye’yi dışlayan her enerji projesi eksik doğar. Türkiye’siz yapılan her deniz planı yarım kalır. Türkiye hesaba katılmadan kurulan her denge zamanla bozulur.
Dimdik Duran Türkiye
Türkiye’ye karşı kimler bir araya gelirse gelsin, bu milletin yürüyüşü durmamıştır. Çünkü Türkiye’nin arkasında yalnızca bugünün devleti değil; bin yıllık devlet aklı, tarihî hafıza, millet iradesi ve şehitlerin emaneti vardır.
Türkiye Akdeniz’de kimsenin hakkına göz dikmemektedir. Fakat kendi hakkını da kimseye teslim etmeyeceğini bütün dünyaya göstermektedir.
Bu duruş, bir meydan okuma değil; hakkın, hukukun ve millî iradenin savunulmasıdır.
Türkiye Artık İzleyen Değil, Yön Veren Ülkedir
Eski dünya düzeni çözülürken Türkiye yeni bir tarihî rol üstlenmektedir. Artık olayları uzaktan izleyen değil; sahada olan, masada söz söyleyen, dengeleri değiştiren ve yeni ufuklar açan bir Türkiye vardır.
Türkiye; NATO içinde stratejik bir güç, Türk dünyasında merkez ülke, İslam coğrafyasında vicdan sesi, Balkanlar’da tarihî denge unsuru, Afrika’da yükselen ortak, Akdeniz’de ise kilit devlettir.
Bu çok yönlü güç Türkiye’yi vazgeçilmez kılmaktadır.
Gençlere Düşen Tarihî Görev
Türk gençliği Akdeniz’e yalnızca bir deniz olarak bakmamalıdır. Akdeniz; mühendisliktir, denizciliktir, enerji bilimidir, savunma teknolojisidir, diplomasi bilgisidir, tarih şuurudur.
Geleceğin güçlü Türkiye’si; denizleri okuyan, teknolojiyi üreten, savunma sanayiinde bağımsızlaşan, enerji yollarını yöneten ve tarihini bilen gençlerin omuzlarında yükselecektir.
Bugünün gençleri Barbaros’un cesaretini, Piri Reis’in bilgisini, Kıbrıs şehitlerinin fedakârlığını ve Türkiye’nin gelecek vizyonunu aynı ruhla taşımalıdır.
Geleceğe Yön Veren Türkiye
Geleceğin Türkiye’si yalnızca sınırlarını koruyan bir devlet olmayacaktır. Geleceğin Türkiye’si; enerji üreten, teknoloji geliştiren, denizlere hâkim olan, mazlumların yanında duran ve bölgede adaletli düzen kuran bir Türkiye olacaktır.
Akdeniz’de verilen mücadele, aslında Türkiye’nin yeni yüzyıldaki büyük yürüyüşünün bir parçasıdır. Bu yürüyüş yalnız Türkiye için değil; bölgede barış, adalet ve denge arayan bütün milletler için önemlidir.
Akdeniz’de Türkiye’siz Gelecek Kurulamaz
Bugün artık hakikat daha net görülmektedir:
Türkiye’siz Akdeniz olmaz.
Türkiye’siz enerji güvenliği olmaz.
Türkiye’siz Kıbrıs çözümü olmaz.
Türkiye’siz bölgesel barış olmaz.
Türkiye’siz gelecek kurulamaz.
Türkiye artık bekleyen ülke değil, yön veren ülkedir.
Türkiye artık savunmada kalan ülke değil, strateji kuran ülkedir.
Türkiye artık Akdeniz’in kenarında değil, Akdeniz’in kalbindedir.
Akdeniz’in dalgaları bugün bize yeni bir çağın haberini vermektedir. O çağ; tarihini unutmayan, hakkını savunan, gençliğine güvenen, denizlere açılan ve geleceğe yön veren Türkiye’nin çağıdır.
Ve bu büyük yürüyüş, yalnızca bir devletin değil; milletiyle, duasıyla, şehitleriyle, gençliğiyle ve medeniyet iddiasıyla yeniden yükselen büyük Türkiye’nin yürüyüşüdür.
