Hayatta bazı günler vardır; sadece bir salondan çıkmazsınız, tarihin içinden geçerek çıkarsınız. Bazı insanlar vardır; konuşurken yalnız bilgi vermez, hafızaları uyandırır, gönülleri titreştirir. Bugün katıldığım, değerli ilim ve kültür insanı Prof. Dr. Halit Eren hocamızın “Balkanlar’da Türkler: Dün, Bugün ve Yarın” konulu konferansı işte böyle bir buluşma oldu.
Bu sadece bir konferans değildi…
Bu, yüzyılların içinden gelen sesleri yeniden duymaktı.
Balkanlar Sadece Bir Coğrafya Değildir
Balkanlar, haritalarda görülen birkaç ülkeden ibaret değildir.
Orası dedelerimizin mezarlarıdır…
Orası ninnilerimizin söylendiği evlerdir…
Orası minarelerden yükselen ezanların, çeşmelerden akan vakıf sularının, çocuk seslerinin, düğünlerin, bayramların, hasretlerin yurdudur.
Prof. Dr. Halit Eren hocamız, Türklerin Balkanlara gelişini anlatırken Hunlardan, Kıpçaklardan, Kumanlardan, Gagauzlardan ve daha nice Türk boylarından söz etti.
Aslında anlattığı sadece tarih değildi.
Anlattığı, bizim köklerimizdi…
Anlattığı, bizi biz yapan büyük yolculuktu.
Asırlar Boyunca Süren Huzurun Adı
1300’lü yıllardan sonra Osmanlı’nın Balkanlara geçişiyle birlikte bölgede yüzyıllar süren bir huzur ve adalet dönemi yaşandı.
İnsanlar inançlarından dolayı korkmadılar.
Komşular birbirine düşman olmadı.
Camiler, kiliseler, havralar aynı gökyüzü altında yan yana var oldu.
Bugün hâlâ Mostar Köprüsü’nde, Kırcaali’nin sokaklarında, Filibe’de, Üsküp’te, Prizren’de, Sofya’da ve nice şehirlerde o medeniyetin izleri yaşamaya devam ediyor.
Çünkü gerçek medeniyet, taşta değil; gönüllerde kurulur.
Kanla Yazılan Acı Hatıralar
Sonra tarih değişti…
1877-1878 Rus Türk Harbi ile birlikte Balkanlar’ın kaderi de değişmeye başladı.
Göçler başladı…
Ocaklar söndü…
Aileler parçalandı…
Analar evlatlarından, evlatlar yurtlarından ayrıldı.
Kimi yollarda kaldı…
Kimi mezarını bile geride bıraktı…
Kimi ise her şeye rağmen ata toprağını terk etmeyerek kimliğini, dilini ve inancını korumak için mücadele etti.
Belene kampları…
İsim değiştirmeler…
Sürgünler…
Baskılar…
Ve hiç dinmeyen hasret…
Bütün bunlar, Balkan Türklerinin hafızasına kazınmış derin yaralardır.
Bizim Gözyaşlarımızın Aktığı Topraklar
Bazen insanlar soruyor:
“Neden Balkanları bu kadar seviyorsunuz?”
Çünkü orada sadece tarih yok…
Bizim hikâyemiz var.
Dedelerimizin duaları var.
Nenelerimizin gözyaşları var.
Bir mezar taşı, bir çeşme, bir cami kalıntısı bile bazen insanı çocukluğuna götürmeye yetiyor.
İnsan köklerini unutursa, dalları ne kadar büyüse de rüzgârlara dayanamaz.
Türkiye Güçlü Oldukça Gönüller de Güçleniyor
Konferansın sonunda Halit Eren hocamızın söylediği cümle, salonda bulunan herkesin yüreğinde yankılandı:
“Türkiye ne kadar güçlü olursa, Balkanlar’daki Türkler de o kadar güçlü olacaktır.”
Bu söz sadece siyasi bir değerlendirme değildir.
Bu, gönül bağının ifadesidir.
Çünkü Balkanlar’daki milyonlarca insan için Türkiye, sadece bir ülke değil;
Bir umut…
Bir güven…
Bir ana kucağıdır.
Türkiye’nin güçlü olması, Balkanlar’daki soydaşların da başını dik tutması demektir.
Bir Kitap Takdiminden Daha Fazlası
Konferans sonunda, büyük emeklerle kaleme aldığım “Kırcaali Efsanesi” kitabını değerli hocamız Prof. Dr. Halit Eren’e takdim etme bahtiyarlığını yaşadım.
Belki dışarıdan bakıldığında bu, bir kitap hediye etmek gibi görünüyordu.
Ama benim gönlümde çok daha farklı bir anlam taşıyordu.
Bir tarafta ömrünü Türk dünyasına, Balkanlara ve kültür mirasına adamış kıymetli bir ilim insanı…
Diğer tarafta Kırcaali’nin hatıralarını geleceğe taşımaya çalışan bir evlat…
Sanki kitap değil, Kırcaali’nin selamını takdim ediyordum.
Sanki yıllardır susan mezarlar, yıkılmış çeşmeler, unutulmuş sokaklar “Bizi unutmayın” diye fısıldıyordu.
Dün Vardı, Bugün Var, Yarın da Var Olacak
Konferans sona erdiğinde salondan ayrıldık.
Ama aslında hepimiz içimizde başka bir yolculuğa çıkmıştuk.
Çünkü milletler sadece yaşayanlarla değil, hatırlayanlarla ayakta kalır.
Balkanlar’daki Türk varlığı, nice fırtınalar atlattı.
Acılar gördü…
Göçler yaşadı…
Ama hiçbir zaman teslim olmadı.
Bugün de aynı inançla geleceğe bakıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki;
Bir millet hafızasını koruduğu sürece kaybolmaz.
Ve inanıyoruz ki;
Dün Balkanlarda vardık…
Bugün hâlâ varız…
Ve yarın da, torunlarımızın sesleriyle, ezanlarımızla, türkülerimizle, dualarımızla var olmaya devam edeceğiz.
Çünkü tarih bazen kitaplarda değil, insanların yüreğinde yaşamaya devam eder.
Ve Balkanlar, bizim yüreğimizdir…
Kaynak: BULTÜRK Gazetesi
