Ahmet AĞCA
Suriye’deki durum son derece karmaşık ve dinamik bir hal almışken, bölgedeki geleceğe dair pek çok olasılık masada. Son günlerde HTŞ’nin (Heyet Tahrir el-Şam) adını tekrar değiştirebileceği ve dünya ile daha fazla irtibat kurma yönünde adımlar atabileceği konuşuluyor.
Bu, Suriye’deki iç savaşın gidişatını etkileyecek önemli bir gelişme olabilir. Ancak, dünya ile iletişim kurma çabaları, bölgede halihazırda süregelen dram ve çatışmalarla kıyaslandığında aslında ikinci planda kalıyor. Özellikle Gazze’deki gelişmeler, Suriye’nin kendi iç sorunlarının gerisinde kalmasına yol açtı.
Bir buçuk yıl önce gerçekleşmesi beklenen pek çok olay, günümüzde hala gerçekleşmiş değil. Ancak, Türkiye’nin bölgedeki gücünü giderek daha fazla hissettirmesi, Suriye’nin geleceği için belirleyici olacak gibi görünüyor. Türk tipi diplomatik yapısının sabırlı ve temkinli yaklaşımı, bu süreçte önemli bir avantaj sağlıyor. Türkiye, yıllardır sürdürdüğü politikaların meyvelerini vermeye başlıyor ve bunun en açık örneklerinden biri, HTŞ ile gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dış basının, Türkiye’nin bu örgütle anlaşma sağladığını duyurmasıdır.
Bölgedeki güç dengeleri de büyük bir değişim geçiriyor. Özellikle Amerika’nın iç politikalarındaki belirsizlik, Türkiye için fırsatlar yaratıyor. ABD Yeni başkan göreve başlamadan önce, Türkiye’nin bu geçiş dönemini iyi değerlendirmesi gerektiği aşikar. Hedef, mevcut boşluktan maksimum faydayı sağlamaktır. Ancak bu sırada karşı tarafta Rusya’nın hava gücü gibi ciddi bir tehdit var. Bununla birlikte, Rusya’nın Ukrayna’da sıkışmış olması, Türkiye’nin Suriye’deki stratejik hamlelerinde elini güçlendiren bir faktör olarak öne çıkıyor.
Halep’teki son gelişmeler ise Türkiye’nin bölgedeki kararlılığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Halep’te Türk bayrağının dalgalandırılması, sadece bir zaferin simgesi değil, aynı zamanda güçlü bir mesajdır.
Bu mesaj, Türkiye’nin Suriye’deki etkinliğini arttırmaya kararlı olduğunu gösteriyor. Bu, aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasının imkansız hale geldiğini de kabul etmek anlamına geliyor.
Artık Suriye’nin üçe bölünmesi daha olası bir senaryo olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin Suriye’deki bu dönüşümden ne kadar fayda sağlayacağı ise önemli bir soru işareti. Bu bölünmeden mümkün olduğunca büyük bir pay almak, Türkiye’nin stratejisi olmalı. Aynı zamanda, Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlaması ve Suriye’den geri dönüş yollarını güvence altına alması da bu sürecin en kritik unsurlarından biri. Suriyede güvenli bölgeler oluşturulmalı ve böylece geri dönüş olur. Gelecekteki çatışmalardan ve bölgesel gerilimlerden sağlıklı bir şekilde çıkabilmek, Türkiye’nin önündeki en büyük zorluklardan biri olacak.
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
Türkmen’in Dirilişi
Suriye’nin bağrında bir ateş yandı,
Türkmenler kalktı, zulmü kırdı.
Korku sardı çakalları dört bir yanda,
Yiğitlerin sesi yankılandı zamanda.
Dağlar dile geldi, bayraklar yükseldi,
Türkmen’in direnci göklere değdi.
Her adımda özgürlük, her nefeste şan,
Düşmana korku, dosta yeni bir zaman.
Bir avuç umut, bir dağ cesaret,
Düşmana gösterdi Türkmen’in feraset.
Çakallar kaçacak delik aradı,
Yiğitlerin gücü dünyayı sarstı.
Zafer senin, ey onurlu halk,
Bu destan yazılır dağlarda kalpak kalpak.
Türkmenler kalktı, tarihe mühür,
Bu topraklar artık zulme kabir.
