Yazarlarımız

Kendi Kanında Boğulan Vicdanlar

Rafet ULUTÜRK

(Türkiye’ye Soykırım İthamında Bulunan Amerika’ya Cevaptır)

Amerika’nın İki Yüzlü Tarihi:
Demokrasi Kılıfında Katliam

Amerika Birleşik Devletleri’nin “demokrasi” ihracı olarak adlandırdığı her dış müdahalesi, aslında kan ve gözyaşıyla sonuçlanmış birer yıkım operasyonudur. Vietnam’da napalm bombalarıyla yanan çocukları, Afganistan’da düğün konvoylarını hedef alan insansız hava araçlarını, Irak’ta yalan istihbaratla yerle bir edilen şehirleri unutmadık. Bu operasyonların tamamı, insan hakları maskesi altında çıkar hesaplarının yürütüldüğü açık işgallerdir.

Tüm bunlara rağmen Amerika’nın, Türkiye gibi kadim bir medeniyeti “soykırım”la itham etmesi, hem gülünç hem de ahlaksızcadır.

Kızılderililer: Unutturulmak İstenen Gerçek Soykırım

Amerika kıtasının gerçek sahipleri olan Kızılderililer, yüzyıllar boyunca sistematik olarak yok edilmiştir. Sayıları yaklaşık 15 milyon olan yerli halk, kolonizatörlerce katledildi. Onlara çiçek hastalığı bulaştırılmış battaniyeler dağıtıldı, topraklarından sürüldüler, kültürleri yok edildi. Bugün Kızılderililer, kendi topraklarında marjinalleştirilmiş azınlık hâline getirilmiştir. Bu, tarihin en net soykırımlarından biridir. Ve hala bir özür dahi dilenmemiştir!

Türklerin Medeniyet Anlayışı: Fethettik, Yakmadık

Türk milletinin tarihinde; ne Kızılderili katliamı vardır, ne köle ticareti, ne de sömürgecilik! Bizim geçmişimizde, girdiğimiz her şehirde cami, kervansaray, medrese yapılmıştır. Bizim tarihimiz, insanları yok etmek değil; yaşatmak için vardır.

Osmanlı’nın Balkanlar’daki izleri hâlâ dimdik ayaktadır.
Aynı şey Batılı işgalciler için söylenemez. Girdikleri yerlerde kültür değil, çöküş; ilim değil, zulüm bırakmışlardır.

Uluslararası Hukuk ve Çifte Standartlar

Uluslararası hukukta soykırım; kasıtlı olarak bir etnik, dini ya da ulusal grubu yok etme amacıyla yapılan sistematik eylemleri kapsar. Bu tanım en çok kime uyar? Türkiye’ye mi, Kızılderilileri yok eden Amerika’ya mı?

Bugün Amerika ve bazı Batılı ülkeler, siyasi hesaplarla tarihi gerçekleri çarpıtmakta, hukuk mekanizmalarını bile propaganda aracı olarak kullanmaktadır. Amaçları ne tarih ne vicdan; sadece Türkiye’yi baskı altında tutmak, diz çöktürmek. O dönem çoktan geçti.


Türkiye’nin Kamu Diplomasisi daha da Güçlenmeli

Türkiye, bu haksız ithamlara karşı sadece savunmada kalmamalı, güçlü bir kamu diplomasisi yürütmelidir. Belgelerle, akademik çalışmalarla, uluslararası medya kanallarıyla gerçekleri duyurmalıdır. Çünkü tarih bizim lehimize, hakikat bizimle beraberdir.

Anadolu’nun vicdanı, Pentagon’un yalanlarını alt eder. Yeter ki biz susturulmayalım. Yeterki içimizdeki hainlerden kurtulalım.

Vicdanı Olmayanın Sözü Geçmez

Ey Amerika!
Bugün İsrailin üzerinden mazlumları bombalayıp, yarın barış narası atamazsın.
Kendi tarihine bakmadan başkasına hüküm kesemezsin.
Dünyayı kendi çıkarların için dizayn etmeye çalıştıkça, adalet değil sadece nefret yayarsın.

Biz Türkler, seni iyi tanıyoruz.
Çünkü bin yıl önce de senin gibi haçlı zihniyetine diz çöktürmeyi bildik.
Her seferinde tarih Türk’e hak verdi, senin ise 350 yıllık kanlı sicilini unutmadı.
Ne yaparsan yap, biz tarih önünde her zaman dimdik duracağız.
Çünkü biz katil değil, adaletle hükmeden, devlet kuran bir milletiz.

Biz, yıkan değil; kuran bir milletiz.
Biz, sömüren değil; yaşatan bir medeniyetin evlatlarıyız.
Biz, gittiği yere zulüm değil; ilim, adalet ve huzur götüren bir milletiz.

Unutma!
Biz çağırılanız…
Biz bekleneniz…
Biz, suskun yeryüzünün özlediği sesteyiz.
Ve o ses yeniden yükseliyor: Türk’ün sesi, hakikatin nefesi!

 

Bir Cevap Yazın