Yazarlarımız

Kazım Karabekir’den Günümüze Siber Güvenlik

Untitled-1

Kazım Karabekir Paşa’ya sonsuz hürmet duyanlar olduğu gibi ebedi bir düşmanlık besleyenler hep olmuştur.

Hürmet duyulmasının en belirgin nedeni, paşanın olaylara her daim objektif olarak bakması, değişken durumlar karşısında pratik zekasını çalıştırması ve makamları liyakatsızlıkla işgal edenleri açıkça dile getirip, akıl dolu çözümleri ile dikkat çekmesi diyebiliriz.

Düşmanlık besleyenler ise akıl, zeka ve izandan yoksun olarak akıllarını kiraya vermeleri ve birazda atalarının izinden gitmeyip, peşinden gittiğini iddia ettikleri şahısların kişisel oyuncaklarına dönüşmeleri neticesinde kişisel menfaatine hareket ettikleri için paşayı sevmezlerdi…

Kazım Karabekir’i ister sevin ister sevmeyin, kadim Türk devlet geleneğinin günümüze kadar uzanan askeri kurmay zekası ile istihbarat teşkilatında bıraktığı izleri her yerde görmeye devam ediyoruz.

Bu çalışmada mektepli olan Kazım Karabekir Paşa ile alaylı olan Kuşçubaşı Eşref’in liyakat ve hakikat ekseninde yaptığı çalışmaların günümüzde büyük önem kazanan “Siber İstihbarat” kavramı üzerine teknik iz düşümleri irdelenmektedir.

Dönemin hükümet yetkililerinin etrafını saran dalkavukluk seddinin yıkılması hayli vakit almış, yöneticilerin akıl tutulması epeyce artmış ve kişisel menfaatler ile arzuların coşkunluğu gibi nedenlerle devleti yönetenlerin açığa çıkmaması gereken kişisel bilgileri, yabancı servislerin eline geçmiştir. Böylelikle bu donelerle şahsiyetler üzerinden devlet ele geçirilmeye çalışılmıştır.

Karabekir Paşa’nın gerek hatıralarında gerekse kaleme aldığı eserlerde dikkat çektiği hususların temelinde, devleti yöneten idarecilerin, gaflet ve dalalet içerisinde bulunanların hıyanete varan süreçlerini sonlandırmak amacıyla oluşturulan İttihat ve Terakki gibi oluşumların yine farklı gurupların etkileriyle amaçlarının dışında faaliyetlere sebebiyet verilmesinden bahsedilir.

Özellikle Turan fikrinin ve Türk’ün töresinden yola çıkan birtakım ifadelerin farklı ülkelerin haber alma servislerince istismar edilmeye çalışıldığına da dikkat çekilmiştir.

Kazım Karabekir’in Genelkurmay İstihbarat Başkanı olduğu dönemde telefon ve telgraf pek yaygın olan bir iletişim türüydü. Tren altyapıları yabancı ülkelerin desteği ile kurulabildiği gibi telefon ve telgraf hatları da yine yabancı devletlerin desteği ile ülkemizde kullanılabilmekteydi.

Telefon ve telgraf konuşmalarının diğer devletlerin istihbarat birimleri tarafından izlenebilir olması nedeniyle farklı biçimlerde geliştirilen şifreleme yöntemleri de kullanılmaktaydı. Tıpkı günümüzde kullanılan asimetrik şifreleme algoritmalarına benzer yöntemler o dönemlerde de kullanılmaktaydı. Belki de hızla gelişen teknolojiler karşısında bağımsız ve millî bir iletişim yöntemi olmaması nedeniyle, millî manipülasyon tekniklerinin gelişimi de o günlere dayanıyordu.

Yine günümüzde tüm bilişim altyapısı yabancı ülkelere ait patentli teknolojiler, ülkemizdeki iletişim ve bilişim teknolojilerinin kullanımına olanak sağlamaktadır.
Askeri teknolojiler ve halkın kullanımına sunulan birçok teknoloji gerek ( CMMI ) NATO standartları gerekse uluslararası standartların bir parçası olarak hayatımızın içerinde yerini almıştır.
Askeri, sivil, iç güvenlik ve haber alma servislerimize ait tüm bilişim altyapısının global olarak kabul gören teknolojiler eşliğinde kullanıldığını göz önünde bulundurduğumuzda, iletişimde milli ve yerli manipülasyon tekniklerinin kullanımının ihtiyaçtan öte zorunluluk olduğu da yadsınamaz bir gerçektir.

Özellikle son yıllarda darbe kalkışması deneyecek kadar devletin içerisinde yapılanan terör örgütü mensuplarına biat etmiş kripto elemanlarının yanı sıra devleti kendi dükkanı gibi gören birtakım yapılanmaların da tıpkı Karabekir Paşa’nın eserlerinde dikkat çektiği gibi günümüzde de farklı isimlerle karşımıza çıkması ise ‘tarih tekerrürden ibarettir.’ sözünün ne denli kıymetli olduğunun bir göstergesidir.

Günümüzde üstünsüz geçiş hakkı, geçişlerde ve iletişimde öncelik hakkına sahip olmanın insan nefsine hoş gelen kısımlarının, vatan savunmasında zafiyete yol açabilecek durumlara yol açması ise ayrı bir tehlike olarak önümüzde durmaktadır.

Global teknolojiler ile kurgulanan istihbarat teknolojileri ve bu teknolojileri kullanan haber alma elemanlarının ister istemez aynı teknolojileri kullanan diğer ülkelerin haber alma servisleri ile de organik bir bağ kurulmasına sebebiyet vermektedir.

Daha somut bir örnek vermek gerekirse yabancı bir istihbarat servisinde çalışan bir Türk’e hayranlık beslenilmekte ve daha gelişmiş istihbarat teknolojilerinin ülkemize entegrasyonu için de avantaj sağladığı düşünülmektedir.

Dönemin idarecilerinin Türk askeri birliklerin komutasını Alman kumandanlara bıraktıkları gibi günümüz idarecileri de uzun yıllardır askeri, sivil, iç güvenlik ve haber alma servislerini, geliştirilmeyip hazır olarak alınan ve tersine mühendislikle millileştirilmemiş olan teknik ekipmanlar vasıtasıyla gizlilik gerektiren bilgilerimizi five eyes ülkelerinden Çin’e kadar birçok ülkeye teslim etmiş durumdadırlar.

Her ne kadar 5G’ye geçiş süreci devlet başkanlığımız tarafından 4.5G ile geciktirilmiş olsa da terör örgütünün kripto elemanları ve bir takım cemiyetlerin etkisiyle başta 5G olmak üzere daha birçok yeni nesil iletişim ve bilişim teknolojisi ülkemizde aktif edilmeye çalışılmaktadır.

Günümüzde hükümet yetkililerinin “Yatak odamıza kadar girmişler.” şeklinde açıkça belirttikleri güvenlik zafiyetlerinin tamamı yukarıda kısaca belirttiğimiz hususlarda yeteri kadar önlem alınamaması nedeniyle olmuş ve olmaya devam etmektedir.

Bu tip zafiyetler nedeniyle hassas görevlerde bulunan idarecilerin manipüle edilerek dış güçlerin güdümünde ülkeye faydadan daha çok zarar verebileceği de ayan beyan ortadadır. Benzer zaaflar defalarca Milli Güvenlik Kurul’unda yazılı olarak kayıt altına alınmıştır.

Konvansiyonel olmayan savaş teknikleri arasında yerini alan ve özellikle sosyal medya ve denetlenemeyen uygulamalar aracılığıyla tüm dünyada toplumsal olayları tetikleyen siber savaş kavramı üzerine, geçmişte Türk toplumu üzerinde yıkıcı etkilere neden olan stratejilerin günümüze evrilmiş tekniklerini görmezden gelemeyiz.

Analog bir düşünce yapısı ile dijital silahların kullanım hakkına sahibiz diye sevinenleri Karabekir Paşa’nın şu sözleriyle deşifre etmekte fayda var:
Askerlerini iyi sevk edemeyen ve işgüzarlığından askerlerin telef olmasına sebep olup toplumu kargaşaya sürükleyen hallerin mimarına zamanında dediği gibi; “Kabahat dünyadan haberi olmayan tüfekçilikten yetişme Abdi Bey’e o vazifeyi verende!.. Daha büyüğü de bu gibi adamları layık olmadıkları bu makamlara çıkaranlarındır.”

Günümüzde liyakatsizlikten bitap düşen kamu kurumlarımıza bir de hiçbir denetime tabi tutulmadan her alanda kullanılan bilişim teknolojileri de eklenince bir toplumun konvansiyonel hiçbir silah kullanılmadan nasıl rehin alınabileceği, gelecek nesillerin ipotek edilerek kendi kendini imha eden bir topluma evrilme riski giderek majör boyutlara ulaşmaktadır.

Yasa çıkarma yetkisi bulunan milletvekillerinin kullandığı yabancı bilişim teknolojileri arasında telefon, bilgisayar, elektronik posta ve saat gibi enstrümanları sıralayabiliriz. Bu enstrümanların işlediği, aldığı ve manipüle ettiği ne gibi parametreler vardır? Sorusunun sorulacağı ilgili bir kurumun olmayışı, haliyle duyulmak istenmeyen yanıtların neticesindeki sorunlara da çözüm getirmeyi imkansız hale getirmektedir.

Kişisel veriler üzerinden gerçek bir soykırım yaşanması içten bile değilken, kimin tarafından kontrol edildiği -manipülasyona maruz kalıp yanlış ya da uygulanabilirliği mümkün olmayan yasaların çıkarılmasına katkı sağlayabilecek- vekillerin, milletten daha çok milleti köleleştiren yabancı teknolojilerin meşruluğu adına manipüle edilmiş dijital vekillere dönüştüğünü kim inkar edebilir?

Birçok kurumun iç tüzüğüne aykırı olan ve defaatle yayınlanan genelgeler olmasına rağmen, genelgede imzası bulunan kurum müdürleri ve başkanları dahi sunucuları Türkiye’de bulunmayan, yabancı haber alma servislerinin dijital silahı olan mesajlaşma uygulamalarını kullanıyor ve kullanımını teşvik ediyor.

Görüldüğü üzere yasa var, ancak yasayı uygulayabilecek irade adeta yok hükmünde.

En son, en hızlı, en gelişmiş teknolojileri kullanmanın makam ve mevkiinin gücünü yansıttığını sanmak basit bir yanılgıdan öte, ‘liyakatsizliğin dijital ordularının gönüllü askerleriyiz.’ demekle eşdeğer bir durumdur.

İvedilikle yapılması gerekenleri sıralamadan önce, Kazım Karabekir’den Günümüze Siber Güvenlik isimli çalışmamızın önemini ve kıymetini anlayıp ‘Devlet ebed müddet.’ ilkesini şiar edinen tohum ağaçlarımızdan can suyumuzun ve sırat köprüsüne benzeyen yolumuza varabilmek için kestiğimiz kurbanların hak tarafından kabulünü diler, yolu kararan gençliği aydınlığa kavuşturacak olan gerçek Asena’ya da selam ederim…

__________________________________________________________

 

Kazım Karabekir’den Günümüze Siber Güvenlik II

Kazım Karabekir’in İmparatorluğun Çöküşü isimli eserinde dikkat çektiği hususların başında kamuoyu, dış güçlere bağlı diplomatlar, milletler arası akımlar, masonluk ve casusluk gibi kavramlar yer almaktadır.

Günümüzde casusluk faaliyetlerinin yukarıda başlıklar halinde sıralanan kavramlar eşliğinde bilişim teknolojileri ile nasıl harmanlandığına dikkat çekmeye çalışacağız. O dönem Osmanlı ülkesinde casusluğun çok kolay olduğu görülmekte ve bunun üç önemli sebebi olduğu savunulmaktaydı.

  • Türk olmayan unsurların Türk düşmanlığı ve para kazanma hırsları.
  • Türklerin mühtedilere (dönmeler) gelenek halini alan güven ve itibarları.
  • Kapitülasyonlar dolayısıyla gelişemeyen sanayi ve ticaret aleminde yabancı şirketler ve ajanların hakimiyeti dolayısıyla ülkede yabancı etkisinin ve nüfusunun çokluğu.

 

Her madde başlı başına casusluğu kolaylaştıracak birer etken olmakla birlikte günümüzde kullanılan akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve bu donanımlar üzerinde çalışan işletim sistemleri, haberleşme uygulamaları, sosyal mecralar ve iş bilmezlerin idaresindeki dijital dönüşüm vasıtasıyla devletin ve halkın siber istihbarat faaliyetlerinin dijital casuslarına sürekli bilgi akışı sağladığını kimse inkar edememektedir.

Bu üç unsura bir de içimizden bazılarının kayıtsızlığı ve özellikle şehvet sebebiyle düştüğü gaflet de eklenirse işin yürek burkan tarafının kolayca kavranabileceğinin altını çizen Karabekir Paşa, günümüzde Tinder gibi uygulamaları kullanan diplomatların olduğunu bilseydi ne derdi acaba?

!!!Siber Diplomasinin Önemi Artıyor!!!

Diplomasi, devletlerarası çıkarlarla, ilişkilerle ve taahhütlerle ilgili bir bilgi, bir tekniktir. Diplomatlar, yani diplomasi işini üstlenenler mutlaka meslekten yetişirler. Günümüzde Siber Güvenlik Diplomatları ve Bilişim Diplomasisi büyük önem kazanan bir başlık haline gelmiştir. Siber güvenlik ve siber istihbarat bilgisinden yoksun kimselerin bu alanda görev almaları ulusal güvenliği tehdit edecek boyutlarda zararlara sebep olabilir.

Kazım Karabekir’e göre diplomatlar, beceri ve kurnazlıktan başka büyük bir eğitime ve güçlü bir ahlaka da muhtaçtırlar. Kaba ve sert, yahut para, şehvet ve alkol karşısında sinirlerine hakim olamayacak kadar zayıf karakterli, iradesiz bir diplomat, bilerek veya bilmeyerek vatan ve milletini tehlikelere sürükleyebilir. İşte bu vasıflarla yetiştirilen yabancı elçiler ve diplomasi heyetleri bulundukları ülkelerde kendi devletlerine menfaatler sağlamak için sürekli çalışırlar. Bunların teşkilatları aynı zamanda halkla temas etmeye de müsaittir.

Günümüzde siber diplomasi bilgisinden yoksun diplomatların yukarıda belirtilen tüm hususlarda ve özellikle halkımızla iç içe bulunan sosyal mecraları yeteri kadar denetim altına alamadığı, hayatı kolaylaştıran birçok yazılım ve donanımın yine yeteri kadar denetlenemediği aşikardır. Üstelik, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu olmasına rağmen yine günümüzde bu yasaya aykırı olan birçok yazılım kamu ve özel sektör tarafından kullanılmakta ve halkın verileri yurt dışına taşınmakla birlikte başta dijital pazarlama olmak üzere birçok alanda yabancılar tarafından işlenebilmektedir.

Dünya savaşından önce Rus kurmay subayların Doğu illerimizin her tarafını dolaşarak tam beş yıl boyunca mükemmel bir istatistik çıkarabildiklerine göre, günümüzde e-devlet sistemimizin kodlarına kadar dahil olabilen Yandex’in veya vazgeçilmez, ücretsiz whatsapp, telegram gibi mesajlaşma uygulamalarındaki gruplar üzerinden iletişimde bulunan hükümet yetkilileri, kamu çalışanları (adalet, içişleri, dışişleri vb.) ve vatandaşlarımızın üzerinden kimlerin? Nice mükemmellikte istatistik çalışması yapılma olasılığı pek de sıra dışı bir durum olmasa gerek. *

Özellikle gizliliğe önem veren, kullanıcı bilgilerini hükümetlerle paylaşmayan uçtan uca şifreleme iddiasındaki yabancı uygulamalara çok daha fazla güvenip yerli uygulamaları tercih etmeyen vatandaşların kendilerine göre haklı gerekçeleri öne sürerek yabancı mesajlaşma uygulamaları günümüzde pek bir revaçta diyebiliriz.

Ancak, ülkemizde gerektiğinde whatsapp gibi uçtan uca şifreleme iddiasındaki birçok platforma ilgili kurumların erişim yeteneği bulunmaktadır. Gerektiğinde casusluk için kullanılan bu tip uygulamaların bir takım özel şirketler aracılığıyla devletlerin yetkili kurumlarına erişim izni verdiği ve bu izinler için yüksek ücretler aldığı artık sır da değil.

Günümüzde bu durumun yürek burkan kısmı ise, kendi çıkarları ve şehvet nedeniyle kendi öz evlatlarının yazışmalarını takip eden birtakım ahmakların, yabancı servislere meze olmalarından bihaber olmalarıdır. Yukarıdaki bilgiler eşliğinde casusların gerek haber alma ve gerek propaganda yapma konusunda ne korkunç bir kuvvete kavuştuğunu gözler önüne sermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir vatandaşının (ilgililer yeteri kadar önlem almasa bile) dikkat etmesi gereken hususları Karabekir Paşa şu şekilde ifade etmiştir.

  • Seni dinleyen ve seni gözleyen düşman gözlerini ve kulaklarını unutma!
  • Her işittiğine inanma. Düşmanlarımızın propagandaları seni zehirleyebilir.
  • Karşına çıkacak para ve aşka kapılma! Bu talihin eseri değil, casus eliyle kurulmuş bir tuzak olabilir.
  • Özellikle görevliysen sarhoşluktan sakın! Çünkü kafandaki sırların en kolay aşırılabileceği zaman budur.

Bu dört maddenin günümüzde kullandığımız akıllı teknolojiler ve bu teknolojilere bağlı mobil oyun, uygulama ve hatta internet erişimi olan televizyonlar ile çok daha etkili olabileceğini görmezden gelerek yaşamak ahmaklıktan başka ne olabilir ki?

Sosyal medyada ve internette çıkan haberlerin doğruluğunu teyit etmeden inanmak, düşmanların dijital zehrinin yayılmasına da katkı sağlayabilmek anlamına gelmektedir.

Kısa yoldan para kazanmak ya da zengin olmak için sanal para, network marketing ve “sadece 1 dolara ı phone kazan gibi” *** reklamlara aldanmamak, günlük şehvet ihtiyacını gidermek için bir mobil uygulamaya sığdırılan sahte aşklara kapılmamak çok ama çok önemli bir durum olsa gerek. Üstelik, tüm bunların özel olarak geliştirilmiş şirin görünümlü casus uygulamalar eliyle kendi vatanının öz evlatlarına karşı kurulan bir tuzak olduğunu da günümüzde kimse inkar edememektedir.

Casusluğun amacı şudur: Barış zamanında askeri ve siyasal gizli kuruluşlardan ve planlardan haber almak, savaş zamanı ise hareketlerden ve siyasi haberleşmeden ve savaşı sürdürme kudretinden sürekli bilgi alabilmektir. Yazarlık, gazetecilik, tercümanlık, falcılık, hizmetçilik, aşçılık, şoförlük, tüccarlık, çobanlık, kısacası her şekle girebilen casusların günümüzde tüm bu başlıklarda birer mobil uygulama olarak hayatımızın içerisinde yer aldığı bilinmektedir. Aşk, para ve bazı düşkünlerin ağzından ve koynundan her türlü sırrı çalabilecek en güçlü silah olduğu türlü örnekleriyle sabittir. İşgal ordularının geçtikleri yerlerdeki meyhanaler, kerhanaler ve barlar önemli birer casus yuvalarıyken günümüzde kullanılan mobil cihazlar da ordu mensuplarına frengi aşılamak için birer bozgun yuvasına dönüşme riski de taşımaktadır. 15 Temmuz darbe kalkışması ve önceden haber alınamayışı da yabancı servislerin desteğini alıp kurumlarda kullanılan bilişim teknolojilerinin yeteri kadar takip edilememesinden dolayı etkisini büyük ölçüde arttırmıştır. **

Birinci Dünya savaşında bu tür casuslardan da geniş ölçüde faydalanıldığı Karabekir Paşa’nın bizzat ifadesiyle; “Ben Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşında Irak ve Kafkas cephelerinde bu tür casusları faydalı olarak kullandım” demiştir.

Örneğin savaş çıkar çıkmaz Balkan ülkelerine kadın ve para akışı başlamış. Özellikle Romanya hükümet ve ordu mensupları arasına yüzlerce güzel Fransız kadını yayılmış. Bol para ile aşk ve kumar alemlerinde siyasi alemlere başlanmış.

Bizim Beyoğlu aleminde de bu tür özellikler görülmeye başlanmış. Bu alanda diğer taraf ülkelerin çalıştığı kayıt altına alınmış.

Günümüzde ise yüzlerce güzel Fransız kadını kullanılması yerine, halkların kendi güzel evlatları birçok arkadaşlık uygulaması ve sosyal mecralar aracılığıyla bol para ile aşk ve kumar siteleriyle sanal alemlerde bulunmaya başlamış, gerektiğinde siyasi hareketlenmeler için bilinç altı teknikleriyle kitleler harekete geçirilmeye çalışılmıştır.

Sırf para kazanmak amacıyla şahsi veya şirket halinde çalışan kimseler o gün de vardı bugün de varlar. Fakat bunlar belirli bir tarafa değil, para veren herkese çalışırlar.

Özellikle son yıllarda sırf para kazanmak uğruna yabancı ülkelere ait teknolojilerin kamu kurumlarına entegre edilme mücadelesine bizler de tanıklık ettik. Veri kaybı önleme platformlarından güvenlik duvarlarına, anti virüslerden güvenlik kamera yazılımlarına kadar birçok alanda distribitörlük alıp, kendi nüfuslarınca kurumlara satış yapmak için çabalayanları, ilgili mercilere raporlayıp gerekli tedbirlerin alınması için çaba sarf ettik. Bu çabalar büyük ölçüde meyvelerini vererek savunma sanayi başta olmak üzere birçok kurumun yerli ve milli teknolojileri kullanmasının önemi artmış oldu.

Ancak, bu sefer de yerli ve milli görünümünde olan kişi ve şirketlerin yabancı teknolojileri yerli ve milli diyerek pazarlamaya çalıştığını, devlet teşviklerinden faydalanıp işlevsiz ürünlerle kamu kaynaklarının hiç edilmeye çalışıldığını görmekteyiz.

Elbette düşmanı aldatmak için bunlardan faydalanılır. Bu çapraşık casus oyunu içinde bilerek ya da bilmeyerek kimlerin nelere alet olduğu ise o zamanda gösterilemediği gibi şimdi de gösterilemez.

Siber casusluk hakkında halkımızın iyi bilgi sahibi olması gerekir. Çünkü bunlar, cephelerden siber ordularımıza saldıracak olan düşman siber ordusunun ülkemizi barışta ve savaşta içinden vurmak için geliştirilen birçok dijital enstrümanı (mobil oyun, mesajlaşma, görüntülü görüşme uygulamaları) gerektiğinde birer siber silaha dönüştürebilmektedirler.

Klasik casuslukta 2 yıllık bir dil okulu eğitiminin ardından üç yıl boyunca kalınacak olan ülkenin dili öğrenilirdi. Bu hususta “Karabekir Paşa misal olarak Türkiye’ye gidecek casusları ele almıştır; Türk tarihi, Türk coğrafyası, Türk dini, Türk gelenekleri, Türk ahlakı, Türk siyaseti, Türk ekonomisi… Kısacası Türklere ait ne varsa sırasıyla öğretilir. Böylece Türkçeyi öğrenen subay, Türklerle ilgili her şeyi öğrenmiş ve bunlar üzerinde Türkçe tartışabilir duruma getirilmiştir. İran’a, Afganistan’a ve Almanya’ya gönderilecekler de böyle yetiştirilir” diyerek tarihe not düşmüştür.

Bu kıymetli nota baktığımızda kamu ve özel sektörde kullanılan harita, alışveriş, arama motoru sosyal medya gibi daha birçok internet bağlantılı teknolojiyle yukarıda bahsi geçen başlıklarda en güncel ve gerçek bilgiler alınarak, farklı algoritmalarla işlenerek yeni nesil istatistikler, yabancı servisler tarafından oluşturulabilmektedir.

Üstelik, iş bilmezlerin aymazlıkları nedeniyle yabancı servislerin aldığı birçok bilgi, yine o ülkelerin haber alma servislerine verilmek suretiyle ve erişim gücü elde ettiğini sanan kurumlarca yine kendi vatandaşlarına karşı kullanılabilmektedir.

Maalesef benzer teknolojileri geliştirmek “bizim işimiz değil “diyen hazırcılar nedeniyle aynı ölçüde dijital mütekabiliyet teknikleri uygulanması hususunda zafiyet, bağımsız teknolojiler geliştirilememekte ve ittifak sanılan ülkelerin verdiği bilgiler veya bilgi edinmeye yarayan teknolojilerle yetinilmektedir. Ya da sadece marka değeri ile millileşen teknolojilere imza atılırken teknik anlamda bağımsız, yerli ve milli diyebileceğimiz teknolojilere imza atılamamakta ve bu da ulusal güvenliğin siber istihbarat, siber savaş ve siber espiyonaj özelinde risk altında olduğunu gözler önüne sermektedir.

Karabekir Paşa’nın dikkat çektiği hususların , günümüzde dijital pazarlama yöntemleriyle büyük bir güce dönüşerek kendisini kamufle ettiğini ve siber istihbarat kavramının geri planda tutabilmeyi başardığını da kolaylıkla söyleyebiliriz.

Özellikle günümüzde hiçbir denetime tabi tutulmayan akıllı telefonların, kullanıcısının telefonu kullanmaya başlarken verdiği izin ile ses işleme özelliğini (ses dinleme ve gerektiğinde kayıt ettiği ses verisini işleme hakkı) aktif ettiği, yetkililer tarafından da bilinen bir gerçektir.

Sosyal Medya Platformları Bizi Dinliyor mu?

Örneğin konuştuğunuz bir konu içerisinde geçen herhangi bir konuda telefonunuza gelen reklam bağlantısı veya mesajı ile karşılaşmayan var mı?

Bu çalışmamızın hakikatlerini ve önemini gören kadim Türk devletinin kıymetli tohum ağaçlarına ve atalarının izinden giden gerçek Türk evlatlarına Enver Paşa ile Karabekir Paşa arasında geçen diyalogla günümüze ışık tutmak isterim;

-Karabekir; “Paşam Erkan-ı Harbiyemizi (Genelkurmay) Almanlara teslim etmemizin başka bir anlamı var mı? Ben buna bakarak Almanlarla aramızda bir ittifak olduğunu sanıyorum. Sefer planlarımıza varıncaya kadar, bizim bilmediklerimizi Alman müdürlerimiz biliyor. Şu halde vaziyetimiz daha ağır bir şekilde demek!”

-Enver; “Almanları ben mi bu vaziyete getirdim? Mahmut Şevket Paşa zamanında hükümet adına yapılmış bir anlaşmanın hükümlerini uyguluyoruz. Bizim istihbarat şubesi şefi Almanlarla ittifakımız olduğunu zannederse başkaları ne zannetmez?” diye Karabekir’e çıkşır.

-Karabekir; ”Paşam! Mart ayında takdim ettiğim yazımın sizi ve Almanları kızdırmasından dolayı o zaman fikrimi düzeltecek fırsatı bulamamıştım!”

-Enver; “ O halde şimdi fikrini düzelt! Kesinlikle böyle bir bağımız yoktur.”

-Karabekir; “Şu halde mesele daha kolay olur paşam. Çünkü bugünkü Almanların Erkan-ı Harbiyemizi ellerinde tutma vaziyeti İtilaf Devletlerini de böyle bir zanna düşürebilir. Şu halde bir an evvel zırhlımızı teslim alabilmek ve İstanbul’a getirebilmek için İngiltere ve Fransa’yı bu hususta aydınlatmalı ve çıkması muhtemel bir dünya savaşında tarafsızlığımızı korumak için Alman ıslah heyetini memleketlerine geri göndermeyi taahhüt etmeliyiz.

Acaba günümüzde NATO teknolojileri ile bezenen kurumlarımızın ve global teknolojilerin etkisinde geliştirilen teknolojilerin kullanıldığı mobil platformlarla 3. Dünya savaşının siber savaş şeklinde devam ettiğini bugün Enver Paşa’ya raporlayan bir Karabekir olsaydı nasıl bir tedbir alınırdı?

Kendilerine güvenilip görev verilen kişilerin şahsi menfaatleri uğruna hiçbir denetime tabi tutmadan halkın kullanımına sunulan ve siber istihbarat silahlarına dönüşen teknolojilere yol verenler hakkında neler yapılırdı?

Eski casusluk yöntemlerinin siber casusluk yöntemlerine evrildiğini ve yabancı kültürle yoğrulanların arkadaşlık uygulamalarıyla kolu-komşunun çocuğuna istemeden kurulan siber tuzaklara alet olduğunu söylesek nasıl bir risk yönetim stratejisi uygulanırdı?

Farkında olunması gereken bir diğer husus ise o günün İtilaf devletleri ve bugünün müttefiklik anlaşması içerisinde bulunduğumuz devletlerin 5, 9 ve 14 Göz adı altında oluşturdukları Siber İstihbarat içerikli ittifakların karşısında Türk devletlerinin ivedilikle 9 Işık Teknolojileri ile yeni nesil siber ittifakların oluşturulması gerektiğidir.

Unutmayınız! Bilgisayar Kullanıcısı Kadar Akıllıdır…

Boynuz kulağı geçer atasözümüzün önemini bir kere daha anlamalı ve özellikle hastanelerde niçin vatandaştan damar okuma verisi alındığını? Niçin akıllı telefonlarda kullanılan yüz tanıma, parmak izi gibi biyometrik verilerin alındığını ve bu verilerin, hükümetlerin ilgili kurumlarına pazarlanırken neden milli bilişim sistemlerinin kullanılmadığını derinlemesine sorgulanması gereken konuların başında geldiğini hatırlatmak isterim.

Boynuz kulağı geçerse, şuursuzca beslediğimiz yapay zeka günü geldiğinde yerimize geçer mi?

Çok fantastik gelebilen bu soruya yanıt vermeden önce, kişisel verileri, özel yazışmaları ve gizli ticaretleri dijital sistemler üzerinde bulunan idarecilerin, ülke menfaatleri için mi? Yoksa kendi menfaatleri için mi idareciliğe devam etmek zorunda kalabileceğini de sorgulamak her bir Türk vatandaşının sorumluluğu olsa gerek.

Her halükarda kendi fikrimi naçizane beyan edeyim; devlet yönetimine talip olanların tüm kişisel kazanımlarını Türk milletine armağan etme, yani kamulaştırma şartı getirilmeli ki bu zor ve sorumluluğu ağır olan süreçte kimse kimseyi kişisel menfaatlerini arttırmak için bu işlere soyundu diye itham edemesin, kimse kişisel verileri ele geçirildi diye yabancı güçlerin kontrolüne girdi denilemesin.

____________________________________________________________________________

 

Kazım Karabekir’den Günümüze Siber Güvenlik III

kazım karabekir siber

Karabekir Paşa’nın İmparatorluğun Çöküşü ve Hayatım isimli eserleri üzerinde okumalara devam ettikçe, geçmişten günümüze ve günümüzden geçmişe sanal gerçeklik tadında bir yolculuk yapıyormuşçasına gerçekliği yüksek hislere kapılıyorum. Yolculuk öyle heyecanlı ve derin ki, bir anda Büyük Hun İmparatorluğu ile birlikte Avrupa’ya gidiyor ve bir anda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosu ile eşsiz diyalogların tanığı oluyorum. Bu yolculuk esnasında tarihe yön veren birçok olayı zihnimde adeta bir simülasyona dönüştürerek, geçmişten günümüze kadar yaşanan hadiselerdeki tüm karakterleri birer avatara dönüştürüyor ve sibernetik bir dünyaya uyarlamaya çalışıyorum.

Kazım Karabekir’den Günümüze Siber Güvenlik isimli çalışmamızın III. Bölümüne hoş geldiniz…

“Onları Arkalarından Yine Kendi Irklarıyla Vurdurmak” *

Bu kurtarıcı işe Papa da bütün himmetini sarf etmişti. Anadolu’daki beyler ve şehzadeler ifsat olunduğu (kargaşalık çıkarma) gibi bu ara işlerine çok yarayacak bir zihniyetle ortaya çıkan Timurlenk’i de bin bir vasıta ile harekete geçirmişlerdi. Kosova’da I. Sultan Murat, o müthiş zaferini kazanmış ve artık tehlikesizce İstanbul’un ele geçirilmesini oğlu Yıldırım Bayezıd’a devrettiği sıralarda, o şuursuz Timur’da belalı bir deli gibi ortaya çıkmış, Altınordu Devletini ezerek onu takatten düşürmüştü.

Hakikatin gereklerini düşünüp yapmaktan çok, başkalarının çıkarları için hazırladıkları arzularına bağlanan Timur, Moskova’dan sonra batıya yürümeyerek, Hindistan’a, Kafkasya’ya, İran’a ve Irak’a Anadolu’ya saldırmaktan ve yüzbinlerce Tatar sürülerine Türk ve İslam Çiğnetmekten zevk almıştı.

İşte bu cümleleri okuduktan hemen sonra günümüzde “dijital tetikçiliğe soyunan Timur’un yansımaları” bir anda zihnimde canlanmaya başladı. Özellikle son yıllarda dijital dönüşüm ve çok sesliliğe kurban edilen siber güvenlik stratejileri için kendilerine “Bilişimin Duayeni veya Siber Güvenliğin Patronu” denilmesinden büyük zevk alanların, tıpkı o dönem Karabekir Paşa’nın ifadesiyle “ o şuursuz Timur” bugün de sanki siber güvenlik başlığında hortlamış ve Şuursuz Timur’un izinden gidermişçesine akıl tutulması yaşayanların önderliğinde kendi vatandaşlarını denetimsiz ve regülasyonlardan muaf yabancı teknolojilerin eliyle adeta ezerek takatten düşürdüklerini görmezden gelemedim.

Yine harika analizlerin mimarı olan Karabekir Paşa’nın ifadesiyle;

“Teleskopla göktekilerin, mikroskopla da mikropların hareketleri nasıl uzmanları tarafından devamlı gözetlenerek özelliklerinin incelenmesine çalışılıyorsa; istihbaratçıların da ilgili oldukları memleketleri öylece gözlerini dikerek ve kulaklarını vererek, istihbarat mikrofonu ve mikroskopuyla en ufak hareketine kadar dinlemek ve gözetlemek vazifesidir. Ben de pek fazla kıpırdayan Rusya’yı merakla bu tarzda temaşa ediyordum.” 

Günümüzde bu bağlamda mantık olarak değişen pek bir şey yok. Ancak gelişen çok fazla parametre var.

Örneğin artık istihbarat mikrofonları telefon, tablet, bilgisayara ve hatta akıllı sistemleri bulunan ev ve arabalara kadar yerleşmiştir. Yabancı istihbarat servisleri tarafından herkesi izleyebilecek muazzam büyüklükte verilerle adeta dans edilmektedir. İşte Timur gibi “şuursuzların” sözüm ona analog zekalarından sıyrılamadan sırf caka satmak uğruna kullandıkları birçok teknoloji de yine yabancı servislerin ekmeğine yağ sürmeye devam etmektedir.

Örneğin şu anda ülkemizde kullanılan işletim sistemlerinden mobil cihazlarla elde edilen verilere kadar her şey National Security Agency’nin önderliğinde birçok ittifak ülkeyle de anlık olarak paylaşılmaktadır. Günümüzde istihbaratta görevli olan saha elemanlarının yerini alan akıllı telefonlar, kamera, mikrofon gibi özelliklerle haber alma servislerinin gözü kulağı olmakla beraber yine güvenlik kamerası ve gelişmiş uydu teknolojileri ile birlikte daha birçok sensör yardımıyla ve gönüllü olduğundan bihaber kullanıcılar sayesinde çok daha düşük maliyetli saha elamanlarına sahip olunmuştur.

Son yıllarda muazzam atılımlara sahne olan savunma sanayimizin NATO standartlarında bulunan ve aynalama yapılabilen güvenlik zafiyetlerini gidermek adına çok ciddi çaba sarf edildiği bilinmekle beraber, bağımsız ve milli diyebileceğimiz bir uyduya sahip olamamanın çok ciddi eksikliğini de hissetmeye devam ediyoruz. Teknoloji transferi ve tersine mühendislikte çok ciddi bir bilgi birikimine sahip olmanın yanı sıra, Uzay Ajansının kuruluş iradesi de “Yeni Nesil İstihbarat” anlamında Türkiye’nin gücüne güç katacağı da ayrı bir gerçekliktir.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Türk devletinin her anlamda önünü kesmeye çalışanlar, manipülatif bilgilerle toplumu kargaşaya sürüklemeye çalışanlar vardır. Geçmişte Karabekir Paşa’nın Enver Paşa’nın Ege adaları ve Trakya’yı kurtarma derdine düşmesi nedeniyle Rusların İstanbul’u işgal etmek uğruna Dünya harbinin fitilini ateşleyebileceğine pek ihtimal vermediğini ancak sonunda bu öngörünün gerçekleşmesi nedeniyle büyük bir panikle diğer tüm kurmaylarla beraber milli mücadaleye giriştiklerini aktarır.

Günümüzde ise pek kimsenin ihtimal vermediği veya teorik kavramları slogan gibi ifade etmekten öteye geçemeyen Siber Savaş kavramı şu anda büyük bir hızla yaşanmıyor mu?

Geçmişte orduların hareketliliği gözetlenebilirken bugün verilerin hareketliği üzerinden çok zekice oluşturulan algoritmalarla ülkelerin demografik yapısından siyasi düşüncelerine, cinsel eğilimlerinden giyim tercihlerine kadar her şey anlamlandırılmıyor mu?

Bunun siber savaşla ne ilgisi var? Veyahut, zamanında Mora’yı ve Atina’yı kaybetmemek için Navarin’de bulunan Osmanlı donanmasına dostluk göstererek yaklaşan İngiliz, Rus ve Fransız donanmalarının Osmanlı donanmasını ateşe vermeyi göze aldıkları gibi bugün de kişisel veriler ateşe verip toplumda kaos çıkarmak isteyenler olamaz mı?

Daha somut bir örnek vermek gerekirse, devlet dışı siber aktörlerin deşifre ettiği söylenen yabancı servislerce desteklendiği bilinen mesajlaşma, toplantı, arkadaşlık gibi daha nice uygulama üzerinden veriler ele geçirilirse ne olur? Diye sormak çok mu Hollywood filmi izliyorsun? Denilecek bir durum mudur?

Emin olun istihbaratçılığı görevimiz tehlikeden öğrenenlerin veya yabancı servislerin elemanı olmak için bir önceki yazıda Karabekir Paşa’nın belirttiği Fransız kadınların Romanya ordularına sızmak için kullanıldığı gibi kullanılmaktan zevk alanların bu soruyu sorması kuvvetle muhtemeldir…

Ancak hakikat değişmez…

Dijital suikasta maruz kalanların, önde gelen siyasiler olması sonrası çıkarılan yasaların uygulanabilirliğinin olmaması bir dertken, regülasyonların uygulanamadığı nice teknoloji ile dijital sistemler üzerinden devlet de ele geçirilebilir mi? Diye sormak her Türk vatandaşının görevi olsa gerek…

İstihbarat günümüzde yeni bir boyut kazanmış ve Siber İstihbarat çok daha önemli bir kavram haline gelmiştir. Manipülasyon klasik istihbarat ve siber istihbaratta olmazsa olmaz konuların başında gelmektedir. Bir bilginin manipüle edilerek bireyler veya toplumlar üzerinde çok ciddi yıkıcı etkilere sebep olabileceği sanırım hepimizin malumudur.

Karabekir Paşa’nın “Maskeli Misyonerler” olarak dikkat çektiği başlıkta yaşananlara baktığımızda günümüzde de maskeli misyonerlerin kürsülerdeki vaazlarıyla yaymaya çalıştıkları yanlış düşüncelerini telkin eden yaklaşımlarının denetimsiz sosyal medyanın etkileriyle çok daha güçlü bir şekilde devam ettiğini görmekteyiz.

Özellikle 15 Temmuz darbe kalkışmasının mimarlarının maskeli misyonerler olduğunu devletin en üst kademesi dahi dile getirmektedir.

Maskeli misyonerlerin 8-10 yaşlarındaki çocuklardan yani çekirdekten yetiştirilen misyonerlerin ilk öğrenimlerini kendi milli okullarında başladığını daha sonra ise ailelerden alınan rızalar ve başarı bursları ile yurt dışı destekli misyonerlik okullarında adeta devşirildiğinin altını çizmekte fayda var.

Karabekir Paşa’nın o dönem dikkat çektiği söylemlerin günümüzde devam edip etmediğini siz değerli okurların takdirine bırakıyorum… “Cennetin yolu viranelikten geçer”, “Dünya Hıristiyanların, ahiret Müslümanların”, Medeniyet dediğin bina ile zinadır”, “Evvelimiz Şam ahirimiz Şam”, “Bit yiğitte bulunur”, “Geç olsun da güç olmasın”, “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” gibi uyuşturucu ve ümitsizliğe düşürücü sözlerin içimizde nasıl tutunabildiğini irdelerken bu kaynağı da unutmamalıyız.

“Casusların elde ettikleri bilgileri anında ulaştırması ne müthiş bir şeydir” diyen Karabekir’in günümüzde App Store ve Google Play üzerindeki uygulamalar ve daha birçok ülkeye ait markanın ürettiği telefon, tablet ve bilgisayarlar ile elde ettikleri nice bilgiyi ışık hızında ulaştırmasına nasıl bir tanım yapardı diye sormadan edemiyorum…

Maskeli misyonerler ve masonların hükümet yetkililerin güvenlerini ve yüksek taktirlerini kazanmaları bir yana, bu gibilerin işi gereği idarecileri yanlış yönlendirip toplumda kargaşa çıkarmaları bir yana.

Günümüzde maskeli misyonerleri övenlerin “hata ettik” diyerek halen daha hükümet yetkililerin resmi danışmanları olarak idarede etki-yetki dahilinde olmaya devam etmeleri Karabekir Paşa’nın (İmparatorluğun Çöküşü isimli eserine baktığımızda ) döneminde olduğu gibi bugün de tek bir farkla devam etmektedir. Bu fark ise casus, mason ve maskeli misyonerlerin denetimsiz ve yüksek manipülasyon yeteneğine sahip yabancı dijital enstrümanla çok daha güçlü bir şekilde varlığını sürdürebilmesidir.

İstihbarat

Karabekir Paşa’nın İmparatorluğun Çöküşü isimli eserinin birinci kısmındaki Dış Güçler bölümünde anlattığı biçimde barışta teşkilat kumayı Enver Paşa’ya aylarca önce teklif etmişti. Almanların dahi haberi olmadan bu teşkilatın kurulmasını Enver Paşa’ya kabul ettirdiği halde ne yazık ki o zaman Dahiliye Nazırı (İç İşleri Bakanı) olan Talat Bey’in, bu teşkilatın Dahiliye Nezaretine (İç İşleri Bakanlığı), daha doğrusu kendisine bağlanmasını istedi. Tabiyatıyla bu iş de yürümedi. Fakat, bilhassa daima endişe de bulunduğumuz Rusya’dan gerektiği gibi bilgi alabilmek için barışta ve seferde çok kıymetli araçlardan istifade edebildiğini aktarmıştır. “Çok kıymetli araçlar” olarak ifade ettiği husus ise Avusturya-Macaristan ordusunun istihbaratı Rusya için, İngiltere’ye karşı ise Alman istihbaratından faydalanılması söz konusuydu.

Günümüzde ise NATO ittifakına ait ortak teknolojiler ile NATO dışı ülkelere karşı istihbarat elde edilirken, NATO’nun son yıllarda Türkiye’nin taleplerini yerine getirmemesi nedeniyle ise Rus teknolojileri ile düşmanca tavırlar sergileyen ve müttefik görünümündeki ülkelere ait istihbarî bilgiler elde edilmektedir.

Elbette dışa bağımlı teknolojilerle elde edilen istihbaratın manipülasyona açık olması nedeniyle son yıllarda savunma sanayinde yapılan atılımlar çok daha büyük önem kazanmıştır.

Özellikle 5G teknolojisi için Amerika ve Çin arasında ciddi bir mücadele vardır. Bu mücadele jeostratejik önemi çok yüksek ve vatan toprağı olan boğazlarımız sayesinde denge siyaseti uygulamak kadar hassas bir durumdur.

Siber Vatan da tıpkı Mavi Vatan da olduğu gibi kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge gibi kavramların karşılığı ivedilikle olmalıdır. Elbette bu karşılığı verebilmek ve dijital mütekabiliyette avantaj sağlamak için çok daha hızlı veri akışı sağlamak adına uydu ve bilgisayar teknolojilerinde en az Çin kadar etkin olabilmeyi hedeflemeliyiz.

Vortrag (Takrir-Bilgi Verme)

Karabekir Paşa’nın notlarında VORTRAG başlığının altındaki açıklamaya göz atarak yazımıza son verelim…

“Her gün verilen takrire (bilgi verme) Almancası olan Vortrag diyorduk. Alman müdürüm varken benim Enver ve Liman Paşalarla temasım pek az olurdu. Seferberlikle beraber her gün öğleden evvel Erkan-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) Bronsart ve İkinci Reis Hafız Hakkı Bey’den başka Enver ve Liman Paşalara da takrir verme görevini ben yapmaya başladım.”

“Vortrag’da şunları bildirdim;

Avrupa savaş cephelerindeki harekat,

Memleketimizi ve ordumuzu ilgilendiren bilgiler,

Basın ve yayınlarımızdaki önemli yazıların özetleri, ajans ve basına verilecek tebliğler ve diğer haberler, casusluk ve propaganda işlerine ait önemli meseleler”

Karabekir Paşa’nın o dönem Alman müdürü gözetiminde icra etmeye çalıştığı Vortrag görevi malumumuz. Bugün ise NSA direktörünün gözetiminde “BİlGİ VERME” görevini icra etmek zorunda kalanlara Karabekir ve Enver Paşa’nın bilinciyle geliştirilmiş yapay zekaya sahip Siber Börülerden destek gelir mi? Gelirse “Milli Bilişim Seferberliği” ilan edilir mi? Edilirse, Siber Vatan için Siber Börü birlikleri daha aktif görevlerde yer alır mı?

Tüm bu sorulara ne yanıt verilir? Yanıt verebilecek zekaya sahip kimse var mı? Bilemem ama,  Karabekir, Enver ve bu vatan için hayatlarını hiçe saymaktan geri durmayan nice paşalarımızın yapay zekaya aktırılması gereken bilinçleri yeni nesil istihbaratın, yani siber istihbaratın inşası için yol göstericisi olduğu kesin ve kaçınılmaz bir hakikattir.

 

Burak Bozkurtlar – Siber Güvenlik Uzmanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: