Gülten RAYİMOĞLU
Hayat, tamamlanmayan işler, söylenemeyen sözler ve yarım kalan hayallerle doludur.
İnsanın varoluş serüveni, her daim bir şeylerin peşinde koşmakla geçer ama hiçbir zaman her şeyi tam anlamıyla bitiremez. Günümüz dünyasında ise bu gerçeklik daha da sert bir biçimde yüzümüze çarpıyor. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz; işler, projeler, planlar, sorumluluklar…
Ancak ne yaparsak yapalım, her zaman eksik kalan bir şeyler olacak.
Peki, neden hiçbir zaman her şeyi tamamlayamıyoruz? Bu soruya birkaç farklı açıdan yaklaşabiliriz:
1. Zamanın Sınırlılığı: İnsan Ömrü Kısa, Hayaller Uzun
İnsanın en büyük sınırlarından biri, zamanın elinde olmaması.
Ne kadar çalışırsak çalışalım, zaman akıp gidiyor ve hiçbir anı geri getiremiyoruz.
Hayatımız boyunca birçok hayal kuruyor, hedef koyuyoruz ama hepsine ulaşmaya yetmiyor ömrümüz. Bir ressam, hayatı boyunca çizeceği tüm tabloları bitiremeden hayata veda edebilir.
Bir yazar, son kitabını tamamlayamadan dünyadan göçebilir.
Çünkü zaman, bizden bağımsız bir şekilde akıyor ve her şeyin tamamlanmasını beklemiyor.
2. İnsan Ruhunun Doyumsuzluğu: Mükemmeli Ararken Eksik Kalmaya Mahkûm
İnsan doğası gereği hep daha fazlasını ister.
Elindekiyle yetinmek yerine daha iyisini, daha güzelini, daha kusursuzunu arar.
Ancak mükemmel olana ulaşmak imkânsızdır.
Çünkü ulaştığımız her yeni nokta, bize daha fazlasını isteme arzusu getirir.
Tıpkı zirveye tırmanan bir dağcının, her zirveye ulaştığında daha yüksek bir dağ araması gibi.
Bu yüzden işlerimizi tamamlamaya ne kadar yaklaşırsak yaklaşalım, hep eksik kaldığımızı hissederiz.
3. Değişen Hedefler ve Öncelikler: Bitmeyecek Döngü
Hayat sürekli değişen bir süreçtir. Bugün önemli olan bir şey, yarın gereksiz hale gelebilir.
Bir zamanlar tamamlamak için uğraştığımız bir proje, zaman içinde anlamını yitirir ve yerine yeni öncelikler alır. İnsan zihni sürekli yeni fikirler üretir ve bu da “bitmişlik” hissini imkânsız kılar.
Bir roman yazarı, bir kitabını tamamlar tamamlamaz yeni bir konu üzerine düşünmeye başlar.
Bir iş insanı, bir şirketi başarıya ulaştırdığında bir sonraki hedefi belirler. Bu döngü hiç bitmez.
4. İnsan İlişkilerindeki Eksiklik: Söylenemeyenler, Yapılamayanlar
Sadece işlerimiz değil, insan ilişkilerimiz de hep eksik kalır. Söylenmemiş sözler, yapılamamış iyilikler, tamamlanamamış dostluklar ve pişmanlıklarla doludur hayat. Bazen birine “Seni seviyorum” demeyi erteleriz ve o kişi hayatımızdan çıkıp gider. Bazen bir özrü dilemeye vakit bulamadan mesafeler açılır. Eksik kalan işler gibi, insan ilişkilerimiz de yarım kalır.
Bu da hayatta tamamlanmış olma hissini elde etmemizi engelleyen en büyük nedenlerden biridir.
5. Ölüm Gerçeği: Eksikleriyle Giden İnsanlar
Son noktada, her insan hayatı tamamlanmadan bu dünyadan ayrılır.
Kimse “Tüm işlerimi bitirdim, artık gidebilirim” diyerek ölmez. Büyük filozoflar bile kitaplarını bitiremeden hayata veda etti. Bilim insanları, çalışmalarını tamamlayamadan dünyadan göçtü. Hatta sıradan bir insan bile, hayallerinin çoğunu gerçekleştiremeden bir gün bu dünyaya veda etmek zorunda kalacak. İnsan, eksiklerini tamamlayamadan ölümü karşılamak zorundadır.
Peki, Çözüm Ne? Eksiklerle Barışmak
Hayatta her şeyin tamamlanamayacağını kabul etmek, bizi mutsuz değil, aksine özgür kılmalıdır. Çünkü “her şeyi yetiştirme” baskısını bıraktığımızda, anın değerini daha iyi anlarız.
Her şey eksik kalacaksa, o zaman önemli olan şey çabanın kendisidir.
Hayatın anlamı, tüm işleri bitirmekte değil, sürecin tadını çıkarmaktadır.
Bir şair, tüm şiirlerini yazamadan öleceğini bilse de yazmaya devam eder.
Bir bilim insanı, buluşlarının tamamlanamayacağını bilse de araştırmayı sürdürür.
Bir ressam, tüm tablolarını yapamadan öleceğini bilse de boyalarını elinden bırakmaz.
Biz de tıpkı onlar gibi, hiçbir zaman her şeyi tamamlayamayacağımızı bilerek üretmeye, yaşamaya ve sevdiklerimizle güzel anlar biriktirmeye devam etmeliyiz.
Çünkü eksiklerle dolu bir hayat bile, yaşanmaya değerdir.
