Abdulhekim MAHDUM
Bazı sözler vardır…
Yüksek sesle söylenmez.
Ama ağırlığı,
dağlar kadar olur.
Afgan dağlarında yaşlı bir adam konuştuğunda,
herkes susar.
Çünkü o söz,
sadece bir insanın değil,
bir ömrün, bir tecrübenin sesidir.
Bugün Afganistan’dan,
bir babanın, bir aksakalın sesi
Çanakkale’ye ulaşıyor.
Bir Babanın Yüreği
Ben bir babayım.
Ve bir baba için en ağır şey,
evladını toprağa vermektir.
Ama en ağır olan,
onun neden gittiğini bilmeden
ya da geri dönmeyeceğini hissederek
onu uğurlamaktır.
Çanakkale’yi düşündüğümde,
savaş değil önce…
Babalar gelir aklıma.
Sessiz duran,
gözyaşını göstermeyen,
ama içten içe yanan babalar…
Uzak Dağlar, Aynı Duygu
Afganistan ile Çanakkale arasında
uzun yollar, yüksek dağlar var.
Ama bir babanın yüreğinde
mesafe yoktur.
Çanakkale’de toprağa düşen her genç,
sanki benim oğlum gibi dokunur kalbime.
Çünkü evlat,
her yerde aynıdır.
Toprak ve Emanet
Bizim topraklarımız da
çok şey gördü.
Savaşlar, kayıplar,
direnişler…
Bu yüzden biz biliriz:
Toprak, kolay korunmaz.
Ve bir evlat,
o toprak için can verdiğinde
artık sadece bir aileye değil,
bir millete ait olur.
Çanakkale’de olan da budur.
Aksakalın Sözü
Bir aksakal olarak şunu söylerim:
Bir millet,
en zor zamanında nasıl davrandıysa
gerçek yüzü odur.
Çanakkale’de bir millet,
boyun eğmedi.
Vazgeçmedi.
Ve bu,
tarihin unutamayacağı bir duruştur.
Afganistan’dan Bir Bakış
Bugün Afganistan’da bir genç,
Çanakkale’yi duyduğunda
sadece bir savaş öğrenmez.
Bir direnişi anlar.
Bir onuru hisseder.
Bir milletin nasıl ayakta kaldığını görür.
Bir Babanın Duası
Bugün bir baba olarak,
ellerimi açıyorum…
Çanakkale’de yatan bütün evlatlar için:
Onlar,
sadece kendi babalarının değil,
bütün babaların evlatlarıdır.
Ruhları şad olsun.
Mekânları huzur olsun.
Son Söz: Dağ Gibi Durmak
Dağlar rüzgârla yıkılmaz.
Ama insan,
iradesiyle ayakta kalır.
Çanakkale,
bir milletin dağ gibi durduğu yerdir.
Ve biz,
Afganistan’dan bakarken
şunu söyleriz:
Bu duruş,
unutulmaz.
Ve her nesilde
yeniden hatırlanır.
