Yazarlarımız, Yorum-Analiz

Bir Musibet Bin Nasihatten Yeğdir: Azerbaycan da Bazı Gerçekleri Zamanla Anlayacaktır

Ertaş ÇAKIR

Atalarımız ne güzel söylemiş:
“Bir musibet bin nasihatten yeğdir.”
Bu söz yalnızca insanların hayatında değil, devletlerin tarihinde de geçerlidir.

İnsan bazen kendisine verilen öğütleri dinlemez. Babasının söylediklerini önemsemez. Büyüklerinin tecrübelerini küçümser. Kendi bildiği yoldan gitmek ister.

Ancak hayatın gerçekleriyle karşılaştığında durur, düşünür ve geçmişte kendisine söylenenleri hatırlar.

Sonunda şu cümleyi kurar:
“Meğer babamın söyledikleri doğruymış!”
Devletler de zaman zaman böyle davranır.

Tarihî tecrübelerden yararlanmak yerine kendi güçlerine fazla güvenebilirler. Dostlarının uyarılarını yanlış değerlendirebilirler. Kısa vadeli siyasi hesapları uzun vadeli millî çıkarlarının önüne koyabilirler.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bazı görüş ayrılıklarını da bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Türkiye’nin bölgesel güvenlik, diplomasi ve stratejik dengeler konusundaki tecrübeleri küçümsenmemelidir.

Türkiye, yüzyıllardır Balkanlar’da, Kafkasya’da, Karadeniz’de ve Orta Doğu’da büyük güçlerin mücadeleleriyle karşı karşıya kalmış bir devlettir.

Bu coğrafyalarda verilen her yanlış kararın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini tarih boyunca yaşayarak öğrenmiştir.

Dolayısıyla Türkiye’nin kardeş Azerbaycan’a yönelik tavsiyeleri, onun bağımsızlığına müdahale olarak değil, ortak güvenlik ve kardeşlik anlayışı çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Ancak zaman zaman siyasi yönetimler, kendilerine yapılan uyarıları dikkate almakta isteksiz davranabilir.

Türkiye’nin tavsiyelerine rağmen Bakü yönetiminin bazı konularda fevrî davrandığı yönündeki eleştirileri de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Bugün doğru görünen bir karar, yarın büyük bir diplomatik soruna dönüşebilir.

Bugün güçlü görünen bir ittifak, yarın başka bir stratejik hesapla değişebilir.

Bugün güvenilen büyük devletler, yarın kendi çıkarları gerektirdiğinde farklı bir tutum sergileyebilir.

İşte o zaman tarihî tecrübenin değeri daha iyi anlaşılır.
Atalarımızın bir başka sözü vardır:

“Dost acı söyler.”
Türkiye’nin Azerbaycan’a karşı yaklaşımında esas alınması gereken anlayış budur.

Biz Azerbaycan’ın yanlış yapmasını istemeyiz.
Biz Azerbaycan’ın yalnızlaşmasını istemeyiz.

Biz Azerbaycan’ın büyük güçlerin rekabetinde zarar görmesini istemeyiz.

Biz Azerbaycan’ın güçlü, bağımsız ve saygın bir devlet olarak geleceğe yürümesini isteriz.

Ancak kardeşlik, her siyasi kararı alkışlamak değildir.
Gerektiğinde uyarmaktır.
Gerektiğinde eleştirmektir.
Gerektiğinde de sabırla beklemektir.

Çünkü bazı gerçekleri anlatmak mümkündür.
Bazı gerçekleri ise insan da devlet de yaşayarak öğrenir.

TÜRKİYE SABIRLI OLMALIDIR: DEVLET AKLI ÖFKEYLE DEĞİL, ZAMANLA KAZANIR

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler günlük siyasi tartışmalara kurban edilemeyecek kadar değerlidir.

Bugün yaşanan anlaşmazlıklar, yarın ortadan kalkabilir.
Bugün görevde bulunan siyasi liderler, yarın görevlerinden ayrılabilir.

Ancak Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî bağlar yaşamaya devam edecektir.

Bu nedenle Türkiye’nin izlemesi gereken yol açıktır:
Sabır, kararlılık ve devlet aklı.
Türkiye her eleştiriye karşılık vermek zorunda değildir.

Her siyasi gerilimi büyütmek zorunda değildir.
Her diplomatik anlaşmazlığı kamuoyu önünde tartışmak zorunda değildir.

Çünkü büyük devlet olmanın önemli özelliklerinden biri, ne zaman konuşacağını ve ne zaman bekleyeceğini bilmektir.
Sabır göstermek zayıflık değildir.
Sabır, stratejik özgüvenin göstergesidir.

Ancak sabır, ilkelerden vazgeçmek anlamına da gelmez.

Türkiye kardeşliğini korurken kendi vatandaşlarının ifade özgürlüğünü savunmalı, egemenlik haklarını gözetmeli ve diplomatik ilişkilerde karşılıklı saygıyı esas almalıdır.
Hanya’yı Konya’yı Anlamak
Türkçemizde çok anlamlı bir deyim vardır:

“Hanya’yı Konya’yı anlamak.”

İnsan bazen karşılaştığı olayların gerçek anlamını ancak sonuçlarını gördüğünde kavrar.
Devletler açısından da durum farklı değildir.

Bugün Azerbaycan yönetiminin Türkiye’nin bazı uyarılarını yeterince dikkate almadığı düşünülüyorsa, yapılması gereken şey kardeşlik bağlarını koparmak değildir.

Yapılması gereken, görüş ayrılıklarını açıkça ifade etmek ve diplomatik kanalları çalışır halde tutmaktır.
Çünkü dünya hızla değişmektedir.

Rusya’nın bölgesel politikaları değişebilir.
Amerika’nın öncelikleri değişebilir.

İsrail’in stratejik hesapları değişebilir.
İran’ın bölgesel tutumu değişebilir.
Avrupa’nın güvenlik dengeleri değişebilir.

Fakat Türkiye ile Azerbaycan arasındaki coğrafi, tarihî ve kültürel yakınlık kalıcıdır.

İşte bu nedenle Azerbaycan’ın geleceğini düşünen herkesin kısa vadeli siyasi tercihlerden daha geniş bir perspektifle hareket etmesi gerekir.

Büyük güçlerin dostluğu çoğu zaman çıkarlarla şekillenir. Milletler arasındaki kardeşlik ise ortak tarih, kültür ve fedakârlıklarla güçlenir.

Türkiye’nin görevi Azerbaycan’a hükmetmek değildir.

Türkiye’nin görevi Azerbaycan’ın bağımsızlığını ve güvenliğini desteklemektir.

Azerbaycan’ın görevi de Türkiye’nin dostluğunu bir siyasi zorunluluk olarak değil, stratejik bir değer olarak görmektir.

Bugün Anlamayan Yarın Anlayabilir
Tarih bize şunu öğretmiştir:
Hiçbir siyasi güç sonsuza kadar aynı şartlarda varlığını sürdüremez.

Hiçbir ittifak değişmez değildir.
Hiçbir lider hata yapmaktan muaf değildir.
Önemli olan, hatalardan ders çıkarabilmektir.

Azerbaycan yönetiminin de Türkiye ile ilişkilerinde ortaya çıkan eleştirileri dikkatle değerlendirmesi gerekir.

Belki bugün bazı uyarılar gereksiz görülmektedir.
Belki bugün bazı dostça eleştiriler rahatsızlık yaratmaktadır.

Ancak yarın değişen bölgesel şartlar, bugünkü tartışmaların yeniden değerlendirilmesine yol açabilir.
O gün geldiğinde mesele kimin haklı çıktığı olmamalıdır.

Mesele, iki kardeş ülkenin geçmişteki anlaşmazlıklardan ders çıkararak geleceğe daha güçlü yürüyebilmesidir.
Bizim arzumuz Azerbaycan’ın musibet yaşayarak öğrenmesi değildir.

Bizim arzumuz, kardeşimizin musibet yaşamadan nasihatten ders çıkarmasıdır.
Çünkü kardeşimizin kaybı bizi sevindirmez.

Kardeşimizin sıkıntısı bizim de sıkıntımızdır.
Kardeşimizin başarısı bizim de başarımızdır.

SABREDECEĞİZ AMA DOĞRULARI SÖYLEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ

Türkiye büyük bir devlettir.
Büyüklük yalnızca askerî güçle, ekonomik kapasiteyle veya diplomatik nüfuzla ölçülmez.

Büyüklük, zor zamanlarda gösterilen soğukkanlılıkla da ölçülür.
Biz Azerbaycan halkına kırgın değiliz.
Biz Azerbaycan milletine karşı değiliz.

Biz Azerbaycan’ın bağımsızlığından ve güçlenmesinden yanayız.
Ancak siyasi yönetimlerin hatalarını da görmezden gelemeyiz.

Azerbaycan bizim kardeşimizdir; fakat kardeşlik, eleştirme hakkımızdan vazgeçmemizi gerektirmez.
Bugün anlaşmazlıklar olabilir.

Yarın şartlar değişebilir.
Önemli olan, bu süreçte tarihî kardeşliğe zarar vermemektir.

Ve unutmayalım:
Bir musibet bin nasihatten yeğdir. Ama akıllı devletler musibeti beklemeden nasihatten ders çıkarır.

Türkiye sabırlı olmalıdır.
Azerbaycan da Türkiye’nin dostluğunun ve tarihî tecrübesinin değerini iyi bilmelidir.

Çünkü büyük devletler günü kurtarmak için değil, geleceği kazanmak için hareket eder.

Bizim meselemiz Aliyev’in kazanması veya kaybetmesi değildir. Bizim meselemiz Azerbaycan’ın kazanmasıdır.

Bizim meselemiz siyasi liderlerin gururu değil, Türk dünyasının geleceğidir.
Ve bizim en büyük temennimiz şudur:

Azerbaycan, dostlarının kıymetini zor günler gelmeden anlasın. Türkiye ile kardeşliğini günlük siyasi hesapların üzerinde tutsun.

Çünkü tarih göstermiştir ki:
Güçlü devletler dostlarını kaybetmez, dostluklarını güçlendirir.

Akıllı yöneticiler eleştiriden korkmaz, eleştiriden ders çıkarır.

Büyük milletler ise geçici siyasi anlaşmazlıklar yüzünden tarihî kardeşliklerini feda etmez.

Türkiye-Azerbaycan kardeşliği bir kişinin değil, iki milletin ortak emanetidir!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir