Yazarlarımız, Yorum-Analiz

Bir Devir Kapanırken: Bu Millet Çok Bedel Ödedi, Şimdi Türkiye’nin Vakti

Rafet ULUTÜRK

Bazı görüntüler vardır; yalnızca bir haber değildir.
Bir devrin kapanışıdır.

Bağdat’tan ayrılan Amerikan askerlerine baktığımda benim aklıma yalnız Irak gelmiyor.

Şehitlerimiz geliyor.
Dağ başlarında nöbet tutan Mehmetçik geliyor.
Evladının tabutuna sarılan analar geliyor.

Yıllarca terör korkusuyla yaşayan köylerimiz geliyor.
Henüz yirmisine varmadan toprağa verdiğimiz gençler geliyor.

Ve insan kendi kendine soruyor:
Bu millet bütün bu bedelleri neden ödedi?

BİR COĞRAFYADAN ÇEKİLMEK KOLAYDIR, GERİDE BIRAKILAN ACILAR NE OLACAK?

Büyük güçler gelir.
Üslerini kurar.
Askerlerini gönderir.
Siyasetini yapar.
Hesaplarını yapar.
Sonra gün gelir, askerlerini toplar ve gider.

Fakat o topraklarda yaşayan milletler hiçbir yere gidemez.
Iraklı Irak’ta kalır.
Suriyeli Suriye’de kalır.
Türk Anadolu’da kalır.
Türkmen Kerkük’te kalır.

Kürt, Arap, Türkmen, Ezidi; herkes yaşadığı coğrafyanın kaderiyle baş başa kalır.
İşte büyük güçlerle bölge milletleri arasındaki fark budur.

Onlar için coğrafya bazen bir operasyon sahasıdır. Bizim için vatandır.
Onlar haritayı masada açarlar.

Biz o haritanın içinde yaşarız.
Onlar operasyon bitince dönebilirler.
Bizim dönebileceğimiz başka bir Anadolu yoktur.

ŞEHİT ANALARINA KİM HESAP VERECEK?

PKK meselesine yalnız siyasi parti tartışması olarak bakmayın.
Bir annenin kapısını düşünün.
Gece yarısı kapı çalıyor.
Kapının önünde askerler…

Bir baba daha onlar konuşmadan ne olduğunu anlıyor.
Bir anne yere çöküyor.
Bir evin ışığı sönüyor.

Sonra tabut geliyor.
Bayrak geliyor.
Kur’an okunuyor.
“Vatan sağ olsun” deniliyor.
Bu ülke bunu bir kere yaşamadı.
Yıllarca yaşadı.

İşte bunun için terörün bitmesi yalnız bir güvenlik başarısı değildir.
Bir annenin kapısının artık gece yarısı şehadet haberi için çalınmaması meselesidir.

Terör gerçekten ve kalıcı biçimde silahsızlandırılabiliyorsa bundan rahatsız olunmaz.
Bunun hesabı parti hesabıyla yapılmaz.
Çünkü akan kan CHP’linin, AK Partilinin, MHP’linin kanı diye ayrılmadı.

Şehit mezarlığında siyasi parti rozeti yoktur.
Orada yalnızca ay yıldızlı bayrak vardır.

ŞİMDİ DAHA İYİ ANLIYOR MUSUNUZ?

Yıllardır soruyoruz:
Türkiye neden Irak’ın kuzeyinde operasyon yapıyor?
Neden sınır ötesine gidiyor?
Neden terör koridoruna izin vermiyor?
Neden savunma sanayisine milyarlar yatırıyor?
Neden İHA yapıyor?
Neden SİHA yapıyor?
Neden donanmasını büyütüyor?

Çünkü devletler bugünü değil, yarını da düşünmek zorundadır.

Bugün bölgedeki dengeler değişirken geçmişte atılan bazı adımların anlamı daha açık görülüyor.

Türkiye, çevresindeki büyük değişime terör prangasıyla girmek istemiyor.
Ben meseleyi böyle okuyorum.

DEVLET BAZEN HER BİLDİĞİNİ SÖYLEMEZ

Vatandaş televizyon ekranından bakar.
Devlet ise sınırın ötesinden bakmak zorundadır.

Vatandaş bugünü sorar.
Devlet beş, on, yirmi yıl sonrasını hesaplamak zorundadır.

Bu nedenle devletlerin bildikleriyle kamuoyuna açıkladıkları her zaman aynı değildir.

Filistin konusunda da Türkiye’nin kamuoyuna açıklanan diplomatik ve insani girişimlerini biliyoruz.

Peki açıklanmayan temaslar?
Kapalı kapılar ardındaki görüşmeler?
İstihbarat diplomasisi?

Bölgedeki pazarlıklar?
Bunların tamamını bugün bilmemiz mümkün değildir.

Bir gün arşivler açıldığında bugün anlam veremediğimiz bazı olayları çok farklı okuyabiliriz.
Ama burada çok önemli bir çizgiyi korumalıyız:

Devlet aklı söylentiyle değil bilgiyle hareket eder.
“Netanyahu gerçekten Netanyahu mu?” diye sorabilirsiniz. Bende soruyorum Netenyahu bu mu…

Fakat bunun ötesine geçerek kanıtsız bir iddiayı gerçek ilan edemeyiz.
Soruyu sormak başka şeydir.
Gerçeği belgelemek başka şeydir.

15 TEMMUZ GECESİNİ UNUTMAYIN

O geceyi unutmayın.
Boğaziçi Köprüsü’nü unutmayın.
Tankların önüne çıkan insanları unutmayın.

Meclisin bombalanmasını unutmayın.
15 Temmuz bize çok ağır bir ders verdi:

Bir devlet yalnız dışarıdan değil, kendi kurumlarının içine sızan yapılardan da tehdit görebilir.
O geceden sonra Türkiye güvenlik mimarisini yeniden değerlendirdi.

Bugün güçlü bir savunma sanayisinden, denizlerde daha etkin bir Türkiye’den, İHA’lardan, SİHA’lardan, millî gemilerden bahsediyorsak bunun arkasında uzun yılların birikimi vardır.

Türk donanması 15 Temmuz’da kurulmadı.
Asırlık bir geleneğin devamıdır.
Fakat 15 Temmuz, devletin kendi güvenlik yapısına bakışında büyük bir kırılma noktası oldu.
Değişim bu gece göründü diyebiliriz.
Asıl mesele budur.

TERÖR BİTECEKSE MAFYA DA BİTMELİ

Şimdi başka bir soruyu soruyorum:
Dağdaki silahlı örgüte meydan okumayan bir devlet güçlü olabilir mi?
Olamaz.
Peki şehirde mafyaya teslim olan devlet güçlü olabilir mi?
O da olamaz.
Devletin karşısında ikinci bir otorite kabul edilemez.
Ne PKK.
Ne mafya.
Ne uyuşturucu baronu.
Ne kara para ağı.
Ne yasa dışı bahis düzeni.

Ne de devletin içinde kendisine ayrı bir iktidar alanı kurmaya çalışan herhangi bir yapı.
Devlet tektir.
Ama devletin gücü keyfîlik değildir.

Sıra falanca televizyon patronuna, falanca siyasetçiye, falanca bürokrata geliyor demek yerine başka bir şey söyleyelim:
Sıra hukuksuzluğa gelsin ve geliyor.
Kim suç işlemişse bağımsız yargının karşısına çıksın çıkacak bunu hepimiz göreceğiz.

Kim milletin parasını çalmışsa hesabını versin.
Kim teröre yardım etmişse hesabını versin.
Kim TV kefen algı yaptıysa hesap versin.

Kim uyuşturucu parasını aklamışsa hesabını versin.
Ama suçsuz insana da kimse dokunamasın.
İşte devlet budur.

“BAHÇELİ MAFYAYLA BARIŞIYOR” DEMEK KOLAYDIR

Türkiye’de bazı olayları bir fotoğraf üzerinden okumayı seviyoruz.
Bir el sıkışıldı mı:
“Anlaştılar.”
Bir görüşme oldu mu:
“Pazarlık yaptılar.”
Bir çağrı geldi mi:
“Teslim oldular.”

Devlet Bahçeli’nin son dönemdeki siyasi hamlelerini de herkes kendi siyasi penceresinden yorumlayabilir.
Eleştirebilir.
Destekleyebilir.
Neden şunu düşünmüyorsunuz;
Bahçeli belki de el öptüruyor neden bunu düşünüyorsunuz. El öpmeyi Unutanlara bunu yaptırıyor neden demiyorsunuz. Devletin karşısında duracak güç yoktur bu çok iyi biline…

Fakat Türkiye’nin terörü silahsızlandırmaya çalıştığı tarihî bir dönemde büyük resmi de görmek gerekir.
Ben meseleye şöyle bakıyorum:

Silahı bıraktırabilen devlet küçülmez, büyür.
Çünkü gerçek güç her zaman tetiğe basmak değildir.

Bazen karşınızdakine o silahın artık hiçbir anlam taşımadığını kabul ettirebilmektir.

KIBRIS’I KUMAR MASASINA BIRAKMAYIN

Bir de Kıbrıs…
Yıllarca Kıbrıs davası için mücadele ettik.
Şehit verdik.
Ambargolara direndik.

Kıbrıs Türkü kimliğini korusun diye uğraştık.
Peki Kuzey Kıbrıs’ın geleceğini neyin üzerine kuracağız?
Mesut Yılmaz buralara gazinolar yaptı. Peki buraları neyle anacağız.
Casino mu?
Kumar mı?
Gece hayatı mı?
Ben bunu kabul etmiyorum.

Kıbrıs Türkünün geleceği bundan çok daha büyüktür.
KKTC bilim adası olsun.
Üniversite adası olsun.
Teknoloji adası olsun.
Sağlık turizmi merkezi olsun.
Doğu Akdeniz’in ticaret merkezi olsun.
Türk dünyasının Akdeniz’e açılan kapısı olsun.
Ama kumar adası olarak anılmasın.

Bir toplumun gençlerini kumar masalarında kaybederseniz, toprak kazanmanızın anlamı kalmaz.
Çünkü vatan yalnız toprak değildir.
Vatan insandır.

BÜROKRASİYE DE BİR SÖZÜM VAR

Makamlar geçicidir.
Bugün oturduğunuz koltuk yarın başkasınındır.
Altınızdaki makam arabası devletindir.
Önünüzde duran dosyalar milletindir.
Attığınız imza millet adınadır.
O nedenle bürokrat şunu hiç unutmamalıdır:
Devlet size emanet edilmiştir; mülk olarak verilmemiştir.

Siyasetçi de unutmasın.
Gazeteci de unutmasın.
İş insanı da unutmasın.
Komutan da unutmasın.

Türkiye yeni bir döneme girerken herkes kendisine şu soruyu sormalıdır:
Ben bu devlet için ne yaptım?
“Bu devletten ne aldım?” diye değil.

BAZI PARTİ LİDERLERİ TÜRKİYE’Yİ KÜÇÜK OKUYOR

Siyasi iktidarlar eleştirilir.
Devlet politikaları tartışılır.
Demokrasinin gereği budur.

Ama Türkiye’yi yalnız günlük parti kavgasına sıkıştırırsanız bu coğrafyayı okuyamazsınız.
Türkiye bir seçimden ibaret değildir.

Türkiye Erdoğan’dan önce vardı.
Erdoğan’dan sonra da olacaktır.
Bahçeli’den önce vardı.
Bahçeli’den sonra da olacaktır.

Muhalefet liderlerinden önce vardı, onlardan sonra da olacaktır.
Çünkü kişiler gelir geçer.

Devlet kalır.
Mesele kişilere tapmak değil, devleti korumaktır.
Mesele lidere sadakat değil, millete ve vatana sadakattir.

BU MİLLET ARTIK EVLATLARINI KAYBETMEK İSTEMİYOR

Biz yeterince ağladık.
Yeterince tabut taşıdık.
Yeterince şehitlik ziyaret ettik.
Yeterince anne “oğlum” diye toprağa sarıldı.

Şimdi başka bir Türkiye istiyoruz.
Anaların ağlamadığı…
Gençlerin uyuşturucuya düşmediği…
Ailelerin kumarda dağılmadığı…
Mafyanın sokakta racon kesemediği…

Teröristin dağda silah taşıyamadığı…
Kara paranın siyaseti satın alamadığı…

Bürokratın devlete ihanet edemediği…
Hukukun güçlüye başka, garibana başka işlemediği…
Bir Türkiye.

AMERİKA GİDER, İNGİLTERE GİDER; BİZ BURADAYIZ

Bu coğrafyaya tarih boyunca birçok güç geldi.
Gidenler oldu.
Yeni gelenler oldu.

Yarın başkaları da gelecek.
Ama bizim gidecek başka yerimiz yok.

Biz buradayız.
Anadolu burası.
Trakya burası.
Kıbrıs hemen karşımızda.
Balkanlar hafızamızda.
Kafkasya akrabamız.
Türkistan davamız.

Irak sınır komşumuz.
Suriye sınır komşumuz.
Akdeniz bizim denizimiz.
Karadeniz bizim denizimiz.
İşte bunun için Türkiye küçük düşünemez.

ÇOCUKLARIMIZA NASIL BİR TÜRKİYE BIRAKACAĞIZ?

Ben artık meseleyi yalnız Amerika’nın Irak’tan çekilmesi olarak görmüyorum.

Daha büyük bir soru görüyorum:
Amerika çekildikten sonra Türkiye ne yapacak?

Daha da önemlisi:
Türkiye kendi içinde ne olacak?
Terörün yerine mafyayı mı koyacağız?
Kumarın yerine üretimi mi koyacağız?
Kavgayı mı büyüteceğiz, devleti mi?

Gençlerimizi birbirine mi düşüreceğiz, geleceğe mi hazırlayacağız?
İşte asıl mücadele burada.
Benim hayalim savaşan bir Türkiye değil.

Savaşmak zorunda bırakılmayacak kadar güçlü bir Türkiye.
Benim hayalim korkulan bir devlet değil.
Dostuna güven, düşmanına caydırıcılık veren bir devlet.

Benim hayalim yalnız güçlü ordu değil.
Güçlü aile.
Güçlü okul.
Güçlü üniversite.
Güçlü ekonomi.
Güçlü hukuk.
Güçlü ahlak.
Ve vatanını seven güçlü bir gençliktir.

Ey Türk genci!
Önündeki yıllar sıradan yıllar olmayabilir.

Coğrafyamız yeniden şekilleniyor.
Kendini yetiştir.
Dil öğren.
Tarih öğren.
Teknoloji öğren.
Devletini öğren.
Dünyayı öğren.
Ama en önemlisi kim olduğunu unutma.

Çünkü bir gün bu ülkenin makamlarında bugün eleştirdiğiniz insanların yerine siz oturacaksınız.

O gün geldiğinde çocuklarınıza bırakacağınız Türkiye’nin hesabını bugünden yapın.

Bizden önce gelenler bize bir vatan bıraktı.
Bizim görevimiz yalnız onu korumak değildir.

Bizden sonrakilere daha güçlü, daha temiz, daha adil ve daha bağımsız bir Türkiye bırakmaktır.

Çünkü devlet dediğimiz şey taş bina değildir.
Bayrak direği değildir.
Makam odası değildir.

Devlet, henüz doğmamış çocuklarımızın geleceğine verdiğimiz sözdür.
Ve o söz namustur.
İnsanı yaşat ki devlet yaşasın…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir