Yazarlarımız, Yorum-Analiz

Karabağ’ın Özgürlüğü : Bir Toprağın Değil , Bir Milletin Hafızasının Zaferi

Rafet ULUTÜRK

27 Eylül yalnızca bir savaşın başladığı tarih değildir.
Bir milletin “Artık yeter!” dediği gündür.

2020 yılının 27 Eylül sabahında başlayan süreç, 44 gün sonra Güney Kafkasya’nın siyasi ve askerî dengelerini değiştiren bir sonuç ortaya çıkardı.

Azerbaycan’ın resmî kaynaklarına göre 27 Eylül 2020’de başlayan ve 44 gün süren Vatan Muharebesi sırasında Cebrayıl, Füzuli, Zengilan, Kubadlı ve stratejik öneme sahip Şuşa dâhil çok sayıda yerleşim Azerbaycan kuvvetlerinin kontrolüne geçti. 10 Kasım 2020’de çatışmaları sona erdiren üçlü bildiri imzalandı.

Bugün 27 Eylül, Azerbaycan’da Anım Günü olarak kabul ediliyor. 2026 yılı itibarıyla savaşın başlamasının üzerinden altı yıl geçti. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı da 27 Eylül 2026 tarihli açıklamasında bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğü uğrunda hayatını kaybedenleri anarak bu tarihi yeniden hatırlattı.

ÖNCE ŞEHİTLERİ HATIRLAMAK GEREKİR

Karabağ’ın özgürlüğünden söz ederken ilk cümlemiz zaferden önce şehitler olmalıdır.

Çünkü haritada değişen her çizginin arkasında insan vardır.
Bir annenin bekleyişi vardır.
Bir babanın sessizliği vardır.
Bir çocuğun yarım kalan özlemi vardır.
Bir askerin vatanına bıraktığı son nefes vardır.

Bu nedenle 27 Eylül sadece askerî başarıların konuşulduğu bir gün değildir. Azerbaycan’ın resmî olarak bu tarihi “Anım Günü” ilan etmesinin anlamı da buradadır. 27 Eylül’ün her yıl Anım Günü olarak kabul edilmesi, 2 Aralık 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla gerçekleştirildi.

Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

KARABAĞ BİZE NE ÖĞRETTİ?

Karabağ meselesinden çıkarılması gereken en önemli stratejik derslerden biri şudur:

Devletler yalnızca haklı olmakla hedeflerine ulaşamazlar. Haklarını koruyabilecek siyasi, ekonomik, diplomatik ve askerî kapasiteyi de oluşturmak zorundadırlar.

Azerbaycan uzun yıllar boyunca devlet kapasitesini geliştirdi.
Ordusunu güçlendirdi.

Ekonomik kaynaklarını stratejik güce dönüştürmeye çalıştı.

Diplomatik ilişkilerini genişletti.
Toplumsal hafızasında Karabağ meselesini canlı tuttu.

2020 geldiğinde ise yılların birikimi 44 günlük savaşın arkasındaki devlet kapasitesinin önemli unsurlarından biri hâline geldi.

Dolayısıyla Karabağ’ın hikâyesini yalnızca 44 gün üzerinden okumak eksik olur.
44 gün, yaklaşık otuz yıllık bir dönemin sonunda ortaya çıkan askerî safhadır.

ŞUŞA: ZAFERİN SEMBOLÜ

Karabağ denildiğinde Şuşa’yı ayrı bir yere koymak gerekir.

Çünkü bazı şehirler yalnızca coğrafya değildir.
Hafızadır.
Kültürdür.
Kimliktir.
Şuşa da Azerbaycan açısından böyle bir şehirdir.

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı kaynaklarında Şuşa, Karabağ’ın kültürel ve tarihî bakımdan özel konuma sahip şehri olarak tanımlanıyor; 8 Kasım 2020’de şehrin Azerbaycan kuvvetlerinin kontrolüne geçmesi savaşın dönüm noktalarından biri olarak aktarılıyor.

Bu nedenle Şuşa’nın geri alınması yalnızca askerî bir mevzinin değişmesi anlamına gelmedi.
Bir milletin hafızasında yıllardır açık duran yaranın kapanmaya başlamasının sembolü oldu.

TÜRKİYE–AZERBAYCAN KARDEŞLİĞİ

Karabağ süreci Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin sıradan bir diplomatik ilişkiden daha geniş bir toplumsal ve stratejik zemine sahip olduğunu bir kez daha gösterdi.
Yıllardır söylediğimiz:
“Bir millet, iki devlet”

ifadesi yalnızca güzel günlerde söylenecek bir kardeşlik sözü değildir.
Kardeşlik asıl zor zamanda sınanır.

Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi ve diplomatik destek, iki ülke arasındaki yakınlığın bölgesel güvenlik açısından da önemli bir unsur olduğunu ortaya koydu.

Ancak bundan sonraki dönem yalnızca savaş zamanındaki dayanışmayı konuşma dönemi değildir.

Asıl soru şudur:
Bu kardeşlik gelecek yüz yılın stratejik ortaklığına nasıl dönüştürülecek?

KARABAĞ’DAN SONRAKİ BÜYÜK MESELE: KALKINMA

Bir toprağı askerî olarak geri almak büyük bir başarıdır.
Fakat esas uzun soluklu mücadele ondan sonra başlar.
Yol yapmak gerekir.
Köprü yapmak gerekir.
Okul açmak gerekir.
Üretim kurmak gerekir.

İnsanları yeniden yurtlarına döndürmek gerekir.
Kültürel mirası ayağa kaldırmak gerekir.

Çünkü gerçek egemenlik yalnızca bayrağı göndere çekmek değildir.
O bayrağın altında sürdürülebilir bir hayat kurabilmektir.

Karabağ’ın bundan sonraki hikâyesi artık yalnızca cephelerin değil; şehirlerin, üniversitelerin, fabrikaların, tarımın, teknolojinin ve kültürün hikâyesi olmalıdır.

ZENGEZUR VE TÜRK DÜNYASININ BAĞLANTI MESELESİ

Karabağ sonrasında Güney Kafkasya’nın ulaştırma ve bağlantı hatları üzerindeki tartışmalar daha da önem kazandı.

Türkiye’den Azerbaycan’a, oradan Hazar üzerinden Orta Asya’ya uzanan ulaşım ağlarının güçlendirilmesi; sadece Azerbaycan’ın veya Türkiye’nin değil, daha geniş Türk dünyasının ekonomik ilişkileri açısından önem taşıyor.

Ancak bu meseleler sloganlarla değil; uluslararası hukuk, egemenlik hakları, diplomasi, karşılıklı anlaşmalar ve kalıcı barış çerçevesinde ele alınmalıdır.
Çünkü önümüzdeki dönemin gerçek gücü yalnızca askerî kapasiteden değil;

ticaret koridorlarından, demiryollarından, enerjiden, teknolojiden, lojistikten ve ekonomik entegrasyondan doğacaktır.

KARABAĞ’IN EN BÜYÜK DERSİ: HAFIZANI KAYBETME

Karabağ’ın Türk dünyasına verdiği daha derin bir mesaj olduğuna inanıyorum:

Unutma.
Toprağını unutma.
Şehidini unutma.
Tarihini unutma.
Dilini unutma.
Kültürünü unutma.
Fakat geçmişi hatırlarken geleceği kurmayı da unutma.

Çünkü milletlerin hafızası yalnızca geçmişe bakmak için değildir.
Geleceğin pusulasını oluşturmak içindir.

ZAFERDEN BARIŞA GEÇEBİLMEK

Bugün artık başka bir stratejik aşamadayız.
Savaş kazanılabilir.
Fakat barışı kalıcı hâle getirmek ayrı bir devlet aklı gerektirir.

Bundan sonra Güney Kafkasya’nın ihtiyacı yeni mezarlar değil, kalıcı güvenliktir.
Yeni düşmanlıklar değil, egemenlik haklarına saygılı ilişkiler kurulmasıdır.

Yeni yıkımlar değil, yolların ve şehirlerin yeniden ayağa kaldırılmasıdır.

Zaferin büyüklüğü yalnızca savaş meydanındaki sonuçla değil, o sonuçtan nasıl bir gelecek üretildiğiyle de ölçülür.

KARABAĞ ARTIK GELECEĞİN ADI OLMALIDIR

Karabağ artık yalnızca geçmişte yaşanan acılarla anılmamalıdır.

Karabağ;
yeniden kurulan şehirlerin,
toprağına dönen insanların,
açılan okulların,
yükselen kültür merkezlerinin,
çocuk seslerinin,
üretimin ve kalkınmanın adı olmalıdır.

Çünkü şehitlere verilebilecek en büyük karşılıklardan biri, uğruna can verdikleri topraklarda güçlü ve huzurlu bir gelecek kurabilmektir.

BİR MİLLETİN İRADESİ

27 Eylül bize önce kaybettiklerimizi hatırlatıyor.
Sonra da milletlerin hafızasının ne kadar uzun olduğunu gösteriyor.

2020’de başlayan 44 günlük savaş, Azerbaycan tarihinin dönüm noktalarından biri oldu; 2023 Eylülündeki gelişmelerin ardından Bakü yönetimi ülkenin egemenliğinin tamamen yeniden tesis edildiğini ilan etti.

Bugün görev, bu tarihî dönüşümü barışa, kalkınmaya, bölgesel istikrara ve gelecek nesiller için kalıcı kazanımlara dönüştürmektir.

Karabağ’ın dağlarında yükselen bayrak bize bir başka gerçeği daha hatırlatıyor:

Toprak sadece üzerinde yürüdüğümüz yer değildir.
Toprak hafızadır.
Toprak emanettir.
Toprak gelecek nesillere bırakılan vatandır.

Şehitlerimizin ruhları şad olsun.
Gazilerimize sağlık ve uzun ömür diliyoruz.

Azerbaycan’a selam olsun.
Türkiye’den Bakü’ye, Şuşa’ya, Karabağ’a selam olsun.

Yaşasın Türkiye–Azerbaycan kardeşliği.
Bir millet, iki devlet; ortak hafıza, ortak gelecek.
Karabağ Azerbaycan’dır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir