Gülten RAYİMOĞLU
Vicdan ve akıl bize, sadece insani ve mekanik gücün değil, hukukun da etkin olması gerektiğini gösterir. Eğer vicdan ve akıl ile hareket etmezsek, haklı olmak ve hakkımızı elde etmek için ya güçlü olmamız ya da güçlü olanların yanında yer almamız mı gerekir? Peki, güçlü olmak için vicdana ihtiyacımız yok mu?
Tarih boyunca toplumlar iki temel kavram üzerinde durmuştur: güç ve hukuk. Adil ve güçlü bir toplum yapısına sahip olabilmek için hukukun ve vicdanın ön planda olması gerektiğini savunuruz. Ancak, hukukun değil de gücün baskın olduğu dönemlerde insanlar, vicdanen rahatsız olsalar da güce boyun eğmek zorunda kalmıştır. Yakın ve uzak tarihte gördüğümüz gibi, çoğu zaman askeri ve silah gücü belirleyici olmuştur. Ancak zamanla bu durum değişmiş ve ekonomik gücü elinde bulunduranlar toplumları şekillendirmiştir. 21. yüzyılda ise fikirler, siyasal ve medya gücü en önemli unsurlar hâline gelmiştir. Siyaset, toplumsal enerjiden aldığı yetkiyle gücü kendi elinde toplamaya yönelmiştir.
Fikirlerin gücü, bir toplumun veya bireyin istediğini elde etmesini sağlayabilir. Ancak bu gücün meşruiyet kazanması için vicdan ve akıl ile desteklenmesi zorunludur. İnsani vicdan olmadan elde edilen güç, zorbalığa, baskıcı yönetim anlayışına ve nihayetinde toplumsal bozulmaya yol açar. Akıl ve fikirler ise gücün nasıl kullanılacağını ve ne kadar sürdürülebilir olacağını belirler.
Güç, kontrolsüz bir enerji gibidir. Gücün ve hukukun tarafsız ve bağımsız olabilmesi için vicdanla dengelenmesi gerekir. Güçlü bir toplumun değerleri net olmalı, insanın, çevrenin ve hukukun önemini göz ardı etmemelidir. Eğer bir yapı, yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda insanı kullanıyorsa, bu yalnızca kontrolsüz bir güç olur. Bu tür bir güç, kendi başına değer üretemez; sürekli güçlüden güçlüye koşarak, sığındığı gücün gölgesinde itibarsız ve verimsiz bir hâle gelir.
Günümüz toplumları, hukukun üstünlüğünü esas almalı ve vicdani sorumluluk ile güç dağılımını adil bir şekilde sağlamalıdır. Vicdani sorumluluk taşıyan bireyler yetiştirilmeli, ahlaki ve ekonomik değer üretiminin temel kaynağı olan hukukun üstünlüğüne dair farkındalık artırılmalıdır.
“Adaletin kuvvetli, kuvvetlinin de adaletli olması gerekir.”
– Blaise Pascal
