Rafet ULUTÜRK
Türk Milliyetçiliği, basit bir duygunun ötesinde, sistemli bir düşünce yapısına sahip kadim bir fikirdir. Bu fikrin iki kademeli bir yapısı vardır. Temelinde, yani altyapısında “Türklük sevgisi” yer alır. Üst yapıda ise Türk milletinin ebedî bekasını sağlama ülküsü bulunur. Yani sadece sevmek yetmez; bu sevginin neyi gerektirdiğini bilmek ve ona göre davranmak gerekir.
Türklük Sevgisi Nereden Gelir?
Türklük sevgisi; Türk tarihinden, Türk kültüründen ve İslam inancından beslenir. Bu üç ana kaynak, Türk Milliyetçiliği’nin ruhunu oluşturur. Ancak günümüzde bu büyük fikrin dar bir kalıba sokulmaya çalışıldığını üzülerek görüyoruz. Türk Milliyetçiliği sadece “Türk milletini sevmek” gibi yüzeysel bir ifadeye indirgenmek istenmektedir. Oysa bu büyük fikir, bir sevgiyle başlasa da, o sevginin bilinçle yoğrulmadığı durumda kolayca dağılabilir.
Bugün birçok kişi Türk milletini sevdiğini söylemekte, ancak bu sevgiyi nasıl bir davranışa dönüştüreceğini bilmemektedir. Sonuç olarak; meseleler karşısında birbirinden farklı, hatta çelişkili tavırlar sergileyen, milliyetçiliğin tanımında bile ortaklaşamayan kalabalıklar ortaya çıkmaktadır.
Tarihi Fırsatlar ve Durağanlık
Sovyetler Birliği’nin dağılması, bağımsız Türk devletlerinin ortaya çıkışı ve PKK terörünün yükselmesi gibi gelişmeler, 1990’larda Türk Milliyetçiliği fikrinin yükselmesini sağlamıştı. Fakat bu heyecan 12 Eylül 1980’den itibaren fikrî düzeyde bir duraklamaya girdi. Türk Milliyetçiliği, uygulama safhasında bazı başarılar gösterse de, teorik derinlik açısından zayıflamaya başladı.
Bugün hâlâ bazıları Türk Milliyetçiliği’ni sadece “esir Türklere hürriyet istemek” ya da “emperyalizme karşı çıkmak” gibi tariflerle açıklamaya çalışıyor. Bunlar doğrudur, fakat eksiktir. Çünkü bu tür tarifler başka ideolojilerle de çakışabilir. Mesela bir sosyalist de emperyalizme karşı olabilir, bir ümmetçi de Türkiye’nin sanayileşmesini savunabilir. Bu nedenle Türk Milliyetçiliği’ni diğer ideolojilerden ayıran temel ilkeleri net biçimde ortaya koymak şarttır.
Bir Fikir Sistemi Olarak Türk Milliyetçiliği
Türk Milliyetçiliği bir siyasi tercih değil; bir hayat tarzı, bir devlet aklı ve bir medeniyet anlayışıdır. Sadece ekonomik reçeteler, sanayi planları, sosyal reformlar bu fikrin uygulama alanlarıdır. Onlardan önce gelen iki temel safha daha vardır:
- Türk Kültürünün, İslamiyet’in ve Türk Tarihinin öğrenilmesi.
Kim olduğunu bilmeyen, ne yapacağını da bilemez. Kültürünü bilmeyen kişi, hangi değerleri savunacağını da bilmez. - Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin teorisinin kavranması.
Bu safha; milliyetçilik duygusunu ideolojik derinliğe kavuşturur. Duygular bilgiyle birleşince bilinçli hareket doğar. - Teorinin pratiğe dönüştürülmesi, yani uygulama safhası.
Artık kişi; neyi, neden savunduğunu bilir. Stratejik düşünür, politik analiz yapar, tarihsel devamlılık içinde yaşar.
Kökleri Orhun Yazıtlarına Uzanan Bir Bilinç
Türk Milliyetçiliği, 19. yüzyılda Fransız İhtilali sonrası ortaya çıkan “ulusçuluk” kavramından çok daha eskidir. 8. yüzyıldaki Orhun Kitabeleri’nde Bilge Kağan şöyle der:
“Milletim için gece uyumadım, gündüz oturmadım, çalıştım!”
Bu sözleri, Fransız Devrimi öncesi bir Avrupalıya anlatmak mümkün değildi. Çünkü Avrupa henüz “millet” kavramını bile tanımıyordu. Oysa Türkler, binlerce yıldır millet fikrini yaşayan bir büyük topluluktur.
Sevgiden Sisteme Giden Yol
Türk Milliyetçiliği bir sevgiyle başlar. Ama orada kalmaz. Sevgi, bilgiyle birleşir; bilgi, davranışa dönüşür; davranış, milleti ebedîleştirir. Bugün bu sistemin tüm kademeleriyle yeniden ayağa kalkması gerekiyor. Zira Türklüğü sevmek, artık sadece bir his değil; bir sorumluluktur.
