Yazarlarımız

“Türk Derin Aklını Görmeyenlere: Unutmadık, Unutturmayacağız”

Rafet ULUTÜRK

20 Temmuz 2025 – KKTC’nin 51. Yılı

Bugün 20 Temmuz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, hem tarih hem vicdan adına attığı en meşru adımlardan birinin 51. yıldönümü. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın üzerinden yarım asır geçti, ama hâlâ bazıları Türk askerinin neden orada olduğunu sorguluyor. Hâlâ bazıları “işgal” diyor.
Unutanlara hatırlatalım: Türk askeri oraya toprak almak için değil, insan kurtarmak için çıktı.
Ve unutulmasın diye bir şey daha yaptı: Üç küçük şehidin ismini Mavi Vatan’ın kalbine kazıdı.


24 Aralık 1963…
Bir küvetin içinde çocuk cesetleri…
Bir anne, çocuklarını sararak kurşunlara direnmiş ama başaramamış.
O gün, Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın evine giren Rum teröristler; eşi Mürüvvet Anne’yi ve çocukları Murat, Kutsi, Hakan’ı kurşuna dizdi.
İnsanlığın sustuğu, vicdanın öldüğü, tarihin kana bulandığı bir geceydi.
Ve bu utanç, sadece Kıbrıs Rumlarının değil; tüm Batı’nın, tüm “uygar dünyanın” utancıdır.

Ama biz unutmadık.
Üç kardeşin küvette can verdiği o geceyi, annelerinin gözlerindeki korkuyu, babalarının içindeki yangını hiç unutmadık.

Bugün geldiğimiz yerde, Türk derin aklının nasıl çalıştığını görmek isteyenler için ibretlik bir tablo var:

Devlet, üç çocuğu yaşatmaya karar verdi.
Kanla yazılmış bir tarihi; umutla inşa edilen bir geleceğe dönüştürdü.
Türkiye Petrolleri’ne ait üç sondaj destek gemisine, şehit çocukların isimleri verildi:
Murat İlhan, Kutsi İlhan, Hakan İlhan.
Mavi Vatan’ın derinliklerinde, onlar artık sadece bir isim değil;
Bir milletin hafızası, bir devletin şefkati, bir medeniyetin vefasıdır.

Ve daha da ötesi…
Küvetin başında can veren o annenin adı da yaşatılıyor:
Mürüvvet Anne, bugün bir geminin burnunda dalgaları yara yara yürüyor.

Bu bir devletin, evlatlarına nasıl sahip çıktığının kanıtıdır.
Bu, devlet aklının sadece silahla değil, hatırlamakla, onurlandırmakla da çalıştığının göstergesidir.

Türkiye, o gün Kıbrıs’a neden gitti?
İngiltere çekildi.
Birleşmiş Milletler izledi.
ABD sessiz kaldı.
Yunan cuntasının desteklediği darbe Kıbrıs’ı kana buladı.
Ve Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması’nın gereği olarak meşru bir harekât başlattı.
20 Temmuz 1974 sabahı, Türk askeri Kıbrıs’a ayak bastı.
Bir milletin varlığı, bir halkın onuru, bir annenin duası yeniden can buldu.

Bugün hâlâ “Niye oradayız?” diyenlere cevabımız nettir:
Oradayız çünkü orada bizim kardeşlerimiz vardı.
Oradayız çünkü Rumlar “enosis” hayaliyle soykırım yapıyordu.
Oradayız çünkü üç küçük çocuk, bir annenin kucağında katledildi.
Oradayız çünkü Kıbrıs, Türk’ün vefasının sınavıdır.

Kıbrıs’ta dökülen kanı unutup da Mavi Vatan’da hak iddia edenlere şunu diyelim:
Bizim sularımızda, bizim çocuklarımızın isimleri yüzer.
Mavi Vatan’da bir sondaj gemisi değil, bir milletin hafızası çalışır.

Türkiye, artık “bir şey unutulmasın” diye dev gemilere isimler veriyor.
Devlet, artık sadece toprak değil, anlam kazanıyor.

Bugün KKTC’nin 51. yılı.
Ama bu sadece bir yıldönümü değil;
Bir dirilişin, bir şahlanışın, bir unutmama halinin yıl dönümüdür.

Ey Türk milleti!
Sakın unutma:
Unutursan seni unuturlar.
Unutmazsan, gemilerin bile konuşur!

Türk aklı derin, Türk hafızası keskindir.
Dün küvette can veren çocuklara sahip çıkan akıl, bugün doğalgaz arıyor, vatanı büyütüyor.
Ve bu akıl, artık sadece Kıbrıs’ta değil, bütün dünyada kendini gösterecek.

Türkiye geliyor. Türk derin aklı hiç bir şeyi unutmuyor.
Unutanlara hatırlatmaya, unutturmaya çalışanlara hesap sormaya.

Bir Cevap Yazın