Yazarlarımız

TOPRAĞIN FISILTISI: BİR ŞEHİRDEN DAHA FAZLASI, KIRCAALİ

Rafet ULUTÜRK

Bugün kalemi kağıdı bir kenara bırakıp, sadece vicdanımla konuşmak istiyorum. Bazı sabahlar vardır; gökyüzüne baktığınızda sadece maviyi değil, o mavinin ardındaki bin yıllık kederi ve umudu görürsünüz. İşte bugün, o günlerden biri. Bugün, tarih kitaplarının sustuğu, toprağın dile geldiği bir günü yaşıyoruz.

Toprak Konuştuğunda…

Hiç düşündünüz mü; neden Gelibolu’da toprağın altından çıkan 8 bin 731 mezar bizi bu kadar sarsar? Çünkü o mezarlar birer istatistik değil, birer “açık mektuptur”. Altında yatan her bir fidan, bugün bizim hür nefes almamız için kendi nefesinden vazgeçmiş birer sessiz kahramandır. Ve o toprak bugün bize en can yakıcı soruyu soruyor: “Beni sadece anlatıyor musunuz, yoksa hatırlıyor musunuz?”

İşte Kırcaali’yi anlamak da bu sorunun cevabında saklıdır. Kırcaali, sadece Rodop Dağları’nın eteğinde bir şehir, haritada bir nokta değildir. Kırcaali; 1434’ten beri bu topraklara adalet tohumları eken Gazi Kırca Ali’nin vasiyetidir. O, türbesi yıkılsa da, adı silinmek istense de hafızalardan sökülemeyen bir iradenin, bir “millet olma” inadının adıdır.

Fısıltıyla Edilen Duaların Onuru

Bulgaristan’ın o zifiri karanlık asimilasyon günlerini hatırlayın… İsimlerin zorla değiştirildiği, dillerin yasaklandığı, camilerin kapılarına kilit vurulduğu o kapkara sabahları… Biz o zaman sustuk sananlar yanıldılar. Biz o zaman fısıltıyla dua ettik ama o fısıltı göğü delip geçti. Evlerin en kuytu köşelerinde saklanan o isimler, bugün birer özgürlük meşalesi olarak yeniden yanıyor.

Şimdi sormak gerek: O günlerde seccadesini yüreğine seren o insanların mirasını biz bugün nasıl taşıyacağız? “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek mi? Yoksa o yılanın başını adaletle ezmek için masada, siyasette, sokakta ve bilimde var olarak mı?

Gençliğin Omuzlarındaki “Altın Yük”

Bugün üniversiteye giden, işe giren, hayata atılan gençlerimize bakıyorum. Dünya onlara konforu, hızı ve sadece kendini düşünmeyi pazarlıyor. Ama Kırcaali ruhu başka bir şey söylüyor: “Konfor, karakteri uyutur; sorumluluk ise diriltir.”

Gençler, sizden kahramanlık beklemiyoruz; sizden sadece kaçmamanızı istiyoruz. Sırtınızı bu köklü tarihe dönmemenizi istiyoruz. Çünkü siz unuttuğunuz an, Gazi Kırca Ali bir kez daha ölür. Siz sustuğunuz an, o toprağın altındaki 8 bin canın mektubu cevapsız kalır.

Bir Ruhun Yeniden Doğuşu

“Kırcaali Efsanesi” bir film projesinden çok daha fazlasıdır; bu bizim “Biz buradayız!” deme biçimimizdir. Bu, Balkanlar’dan Anadolu’ya çekilen bir kardeşlik hattıdır. Artık Türkiye’de siyasetin ve toplumun tam kalbinde, Balkanlar’ın acısını da sevincini de en gür sesle biz haykıracağız.

Unutmayın; birlik ve beraberlik, ölümden başka her derdin ilacıdır. Bizim kalbimizdeki bu kadim yara, ancak yan yana gelerek, ancak o eski mevlid-i şerifin maneviyatında birleşerek iyileşir.

Toprak yeniden konuştuğunda, bizim adımızı birer “emanetçi” olarak fısıldaması dileğiyle…

Yolumuz anlamlı, yükümüz onurlu olsun.

Bir Cevap Yazın