Yazarlarımız, Yorum-Analiz

Tarihi Sadece Osmanlı’dan İbaret Sanmak

Rafet ULUTÜRK

Bir milleti anlamanın en kestirme yolu, onun tarihini bilmektir. Ama biz çoğu zaman tarihi öğrenmek yerine, tarihin sadece bir bölümüne tutunmayı tercih ediyoruz. Sanki öncesi yokmuş gibi. Sanki bu topraklara gelmeden önce bir hafıza, bir birikim, bir karakter inşa edilmemiş gibi.

Oysa Türk tarihi, yalnızca Osmanlı ile başlamaz. Osmanlı, bu uzun yürüyüşün görkemli duraklarından sadece biridir.

Hunlardan habersiz bir tarih anlayışı eksiktir. Göktürkleri bilmeden, Orhun Yazıtları’nı okumadan, “Türk” kelimesinin ilk defa taşlara kazındığı o bilinci görmeden, bu milletin köklerini kavramak mümkün değildir. Çünkü o yazıtlarda sadece devlet yönetimi değil, bir milletin karakteri, ahlakı ve devlet felsefesi anlatılır.

Mete Han’ın disiplini ve teşkilatçılığı, bugün modern orduların temelini oluşturacak kadar sistemlidir. Atilla’nın Avrupa’ya yürüyüşü, sadece bir fetih hikâyesi değil, Türk savaş geleneğinin ve stratejisinin göstergesidir. Bilge Kağan’ın sözleri, bir devlet adamının halka karşı sorumluluğunu anlatan en eski metinlerdendir. Alp Er Tunga destanı, gücün ve cesaretin kültürel hafızadaki yansımasıdır. Kür Şad’ın isyanı, bağımsızlık ruhunun sembolüdür.

Bunlar, sadece isim değildir. Bunlar, bu milletin karakter kodlarıdır.

Sonra Alparslan gelir. Anadolu’nun kapılarını açar. Fatih gelir, çağ kapatır çağ açar. Ve Atatürk gelir; dağılmış, yorgun, işgal altındaki bir milleti ayağa kaldırır ve yeniden devlet yapar.

Bütün bu isimler, birbirinden kopuk değildir. Hepsi aynı uzun zincirin halkalarıdır.

Sorun şu ki, biz bu zinciri bütün halinde görmek yerine, sadece bir halkasına tutunuyoruz. Tarihi parçalara bölüyor, sonra da o parçadan kimlik üretmeye çalışıyoruz. Oysa tarih, bir bütündür. Osmanlı’yı anlamak için Selçuklu’yu bilmek gerekir. Selçuklu’yu anlamak için Göktürkleri. Göktürkleri anlamak için Hunları.

Bir milletin hafızası ne kadar geriye giderse, özgüveni o kadar güçlü olur.

Bugün genç nesillerin çoğu, Mete Han’ı bilmezken Fatih’i biliyor. Bilge Kağan’ı tanımazken Kanuni’yi tanıyor. Oysa ikisi de aynı tarih yürüyüşünün parçalarıdır. Bu durum, tarih bilgimizin yüzeyde kaldığını gösterir. Derine inmiyoruz. Kökleri merak etmiyoruz.

Çünkü kökleri öğrendikçe, bu milletin sadece son birkaç yüzyıllık değil, binlerce yıllık bir devlet geleneğine sahip olduğunu görürüz. Bu da bize başka bir bakış açısı kazandırır: Türk tarihi, göçebelikten imparatorluğa, oradan cumhuriyete uzanan kesintisiz bir devlet tecrübesidir.

İşte bu bütünlük kavranmadığı sürece, tarih sadece ezberlenen isimler ve tarihlerden ibaret kalır.

Oysa tarih, bir bilinçtir.

Mete Han’dan cesareti, Atilla’dan kararlılığı, Bilge Kağan’dan devlet aklını, Alparslan’dan inancı, Fatih’ten vizyonu, Atatürk’ten mücadele ruhunu öğrenen bir nesil, geçmişle kavga etmez. Geçmişi sahiplenir, anlar ve ondan güç alır.

Tarihi parçalara bölmek yerine, bir bütün olarak okumak; sadece geçmişi değil, bugünü ve geleceği de daha sağlam inşa etmemizi sağlar.

Çünkü kökünü bilen ağaç, fırtınada kolay devrilmez.

Bir Cevap Yazın