Saffet ERDEM
Bosna Hersek’in Sava Nehri’nde bulunan Demir Çağı’na ait külçeler,
sadece arkeologların değil, hepimizin düşünmesi gereken bir keşif.
Çünkü bu buluntu, geçmişin derinliklerinden bugüne uzanan sessiz bir uyarı niteliğinde.
Düşünün: 2.000 yıldır bir nehrin suları altında saklanan metal külçeler…
Zaman, imparatorluklar, savaşlar, sınırlar gelip geçmiş ama onlar orada, sabırla beklemiş.
Bugün ortaya çıkmaları, yalnızca tarih kitaplarını zenginleştirecek bir not değil;
aslında hafızamızla kurduğumuz sorunlu ilişkiye de bir ayna tutuyor.
Bosna Hersek, yakın geçmişte savaşın ve parçalanmışlığın acılarını yaşamış bir ülke.
Hâlâ toplumsal yaraları tam anlamıyla sarılamamışken, bu keşif şunu söylüyor:
Geçmişi gömemezsiniz. Tarih, ne kadar derinlere saklansa da bir gün mutlaka yüzeye çıkar.
Tıpkı Sava’nın dibindeki külçeler gibi.
Bugün Avrupa’nın kalbinde yükselen bu keşif, aynı zamanda ortak bir mirasa işaret ediyor.
Çünkü Demir Çağı’nın ticaret yolları, bugünkü sınırların ötesinde bir dünyayı işaret eder.
Belki de bu külçeler, Bosna’yı sadece Balkanlar’ın değil,
bütün Avrupa’nın ortak tarihinin merkezine yerleştirecek.
Şimdi asıl soru şu: Biz bu tür buluntulara nasıl bakıyoruz?
Onları müzelerde sergilenmek üzere birer “eser” olarak mı görüyoruz,
yoksa geçmişten gelen bir ders, bir uyarı olarak mı?
Eğer ikincisini seçersek, bu keşif bize sadece antik çağları değil,
kendi bugünümüzü de yeniden düşünme fırsatı sunabilir.
Sava Nehri’nin diplerinden yükselen bu metal parçaları, aslında bir çağrıdır:
Kendi tarihimizin yükünü unutmadan, geleceği daha sağlam inşa etmek için…
