Ertaş ÇAKIR
2025 yılı, insanlık tarihinin en büyük dönüm noktalarından biri olmaya aday. “Bu asla olmaz” dediğimiz birçok şeyin birer birer gerçekleştiği, küresel düzende taşların yerinden oynadığı, beklenmedik olayların gündemi şekillendirdiği bir yıl yaşıyoruz. Teknolojiden topluma, siyasetten bilime kadar her alanda gözle görülür bir değişim ve devinim var. Ancak bu sefer yalnızca bilim ve teknoloji değil, siyasi ve toplumsal dinamikler de “olmaz” dediğimiz ne varsa ters yüz ediyor.
Siyaset Sahnesinde Büyük Değişim: Bir Dönem Kapanıyor
Dünya siyaseti, 2025’te tarihin en çalkantılı dönemlerinden birine tanıklık ediyor. Kanada Başbakanı’nın sürpriz bir şekilde istifa etmesi, sadece bir ülkenin değil, global siyasetin de domino taşlarını devirmeye başladı. Kanada’nın istikrarlı liderlik rolüyle bilinen hükümetinin bu şekilde çöküşe sürüklenmesi, İngiltere ve Avrupa’da da büyük çalkantılara zemin hazırlıyor. İngiltere’de artan ekonomik kriz, Brexit sonrası sorunların derinleşmesi ve halkın mevcut liderlikten memnuniyetsizliği, “siyasi değişim kaçınılmaz” sinyallerini veriyor. Avrupa’da ise sosyal hareketler güç kazanıyor. Siyasetin merkezinden uzaklaşan halk, yeni liderlik ve ideolojiler arayışında.
Bu durum, dünya çapında şu soruyu gündeme getiriyor: Uzun süredir yerinde sayan geleneksel siyasetin yerini daha yenilikçi, belki de daha kaotik bir düzen mi alacak? “Bu olmaz” dediğimiz değişimlerin eşiğindeyiz.
Toplumsal Yapılar Alt Üst Oluyor
Siyasi çalkantılar yalnızca liderlik değişimleriyle sınırlı değil; aynı zamanda toplumların köklü yapılarında da etkisini gösteriyor. Avrupa’nın pek çok ülkesinde, geleneksel siyasi partilerin çöküşüyle birlikte halk, doğrudan demokrasi ve teknoloji tabanlı yönetim modellerine yöneliyor. Artık toplumsal hareketler sadece meydanlarda değil, blok zinciri teknolojileriyle şeffaflaşan ve dijitalleştirilen yeni sistemlerle de yön buluyor.
Avrupa’nın bazı ülkelerinde, halkın doğrudan yasama süreçlerine katılımı artırmak için yeni uygulamalar test ediliyor. Bu tür “olmaz” dediğimiz değişimler, sadece siyaseti değil, demokrasinin temel yapı taşlarını da yeniden tanımlıyor.
Teknoloji ve Bilimin Tetiklediği Devrimler
Elbette bu toplumsal ve siyasi dönüşümler, bilim ve teknolojideki devrimlerle yakından bağlantılı. Yapay zeka, hem iş dünyasını hem de kamu yönetimini dönüştürüyor. Politik kampanyaların algoritmalar tarafından analiz edildiği ve seçmen davranışlarının anbean takip edildiği bu çağda, demokrasinin sınırları yeniden çiziliyor. “Teknoloji siyaseti kontrol edemez” diyenler, 2025’te bu görüşlerini sorgulamak zorunda kalacaklar.
Aynı zamanda bilimdeki gelişmeler, insanın geleceğini kökten değiştiren kararları beraberinde getiriyor. Genetik mühendislikte atılan dev adımlar, sadece bireylerin değil, toplumların yapısını bile değiştirebilir. “Bu olmaz” dediğimiz şeyler artık sadece bir ihtimal değil, gerçeklik.
Küresel Düzensizlik ve Yeni Bir Dönemin Başlangıcı
2025 yılı, dünya düzeninin yeniden yazıldığı bir yıl. Kanada’daki siyasi değişimin yankıları, İngiltere ve Avrupa’da yaşanan istikrarsızlık, teknolojiyle şekillenen toplum yapıları ve bilimdeki çığır açan gelişmeler, eski dünyanın çerçevesini paramparça ediyor. Bu yıkım, aynı zamanda yeniden inşa için bir fırsat sunuyor.
Ancak bu değişimlerin kolay olmayacağını söylemek mümkün. Her dönüşüm, bir dirençle karşılaşır. Toplumlar bu dönüşümlere adapte olurken, yeni liderlik ve anlayışların nasıl bir gelecek inşa edeceği, bugün alınan kararlarla şekillenecek.
“Olmaz” Söyleminin Sonu
2025 yılı bize net bir ders veriyor: İnsanlık, sınır tanımayan bir değişim sürecinde. Ne “asla olmaz” dediğimiz bilimsel atılımlar, ne de köklü siyasi ve toplumsal yapıların değişmezliği doğru çıktı. Bu yıl, “olmaz” dediğimiz ne varsa, hepsinin olabileceğini ve aslında bizi çoktan bulduğunu kanıtlıyor. Kanada’dan Avrupa’ya, teknolojiden siyasete, dünya 2025’te bir değişim fırtınasının tam ortasında.
Öyleyse artık “bu olmaz” demekten vazgeçme zamanı. Çünkü 2025, sadece değişimin yılı değil; imkansızın mümkün olduğu bir çağın başlangıcı. Soru şu: Bu yeni dünyaya hazır mısınız? Hazır değilseniz bile, fırtına sizi de içine alacak.
