Balkanlar ve Türk Dünyası Ekseninde Sivil Toplum Stratejileri
Saygıdeğer Başkanım, kıymetli gönül dostları, değerli sivil toplumun kuruluşlarının yöneticileri,
Ben Rafet ULUTÜRK…
Hayatım iki vatan arasında geçti.
Değerli Dostlar, benim hayatım iki ayrı coğrafyada yaşanmış değil; iki eşit parçaya bölünmüş tek bir hikâyedir.
Ömrümün ilk 30 yılını Bulgaristan’da, ata yadigârı topraklarda, kimliğimizi koruma ve var olma mücadelesiyle geçirdim.
Diğer 30 yılını ise Türkiye’de, ana vatanın şefkati içinde, o mücadeleyi daha ileriye taşıma, daha güçlü bir ufka ulaştırma gayretiyle yaşadım.
Son 30 yılda ise Türk Dünyası’nın dört bir yanında yapılan kurultayların tamamına katıldım.
Bu coğrafyaları kitaplardan ya da haritalardan değil; bizzat o topraklara giderek, insanların evlerine misafir olarak, çocuklarıyla sokaklarında yürüyerek, halkıyla sohbet ederek ve gözlerinin içine bakarak tanıdım.
Bu yolculuklarda edindiğim hatıraları ve gözlemlerimi, unutulmaması ve gelecek nesillere aktarılması için iki cilt hâlinde kitaplaştırdım.
Ben; 24 yılını zindanlarda geçirmiş büyük dava adamı Nuri Adalı’nın memleketinden geliyorum.
Ben; sırtı yere gelmemiş Koca Yusuf’un diyarından geliyorum.
Ben; dünyayı kollarıyla kaldıran efsane sporcu Naim Süleymanoğlu’nun memleketinden geliyorum.
Ben; Rodoplar’ın bülbülü Kadriye Latifova’nın sesinden geliyorum; çünkü o ses, türkülerle taşınan hafızanın adıdır…
Ben; ilmiyle ve devlet aklıyla iz bırakmış Ahmet Davutoğlu’nun doğduğu coğrafyadan geliyorum.
Yani ben, hafızası güçlü, direnci güçlü, kimliği güçlü topraklardan geliyorum.
Ve bugün burada, bu hafızayı yüreğimde taşıyarak; Türk Dünyası’nı, Balkanlar’ı ve Türkiye’nin küresel ölçekteki geleceğini sizlerle birlikte değerlendirmek, konuşmak ve ortak bir vizyon çerçevesinde ele almak istiyorum.
Yeni Dünya Düzeni ve Değişen Diplomasi
Dünya köklü bir dönüşümden geçiyor. Artık güç, yalnızca askerî kapasiteyle, ekonomik büyüklükle ya da coğrafi avantajlarla ölçülmüyor. Günümüz dünyasında devletler;
• meşruiyet üretebilme kapasitesiyle,
• anlatı kurabilme gücüyle,
• kurdukları uluslararası ve toplumsal ağlarla,
• algı yönetimi ve kamuoyu etkisiyle,
• insanî ve kültürel nüfuz alanlarıyla
rekabet ediyor.
Bugün diplomasi, yalnızca büyükelçilik koridorlarında ve resmî protokollerle yürütülen bir faaliyet olmaktan çıkmıştır.
Diplomasi artık üniversite amfilerinde, sivil toplum platformlarında, diaspora topluluklarında, düşünce kuruluşlarında ve medya mecralarında şekillenmektedir.
Karar vericiler kadar, kamuoyunu etkileyen aktörler de diplomatik denklemin parçası hâline gelmiştir.
İşte bu nedenle sivil toplum, yeni diplomasinin kenarında duran bir unsur değil; tam merkezinde yer alan stratejik bir aktördür.
Çünkü sivil toplum, devletin ulaşamadığı yerlere ulaşır, resmî dilin anlatamadığını insani dille anlatır ve kalıcı etkiyi insan üzerinden kurar.
Balkanlar: Türkiye’nin Avrupa’ya Açılan Hafıza Kapısı
Balkanlar, Türkiye için yalnızca bir komşuluk alanı değildir.
Balkanlar; Türkiye’nin Avrupa ile kurduğu tarihî, kültürel ve insanî bağın en yoğunlaştığı, hafızanın canlı kaldığı coğrafyadır.
Ancak burada asıl mesele geçmişi hatırlamak değildir.
Asıl mesele, bu hafızadan hareketle ortak bir gelecek inşa edebilmektir.
Ve bu çerçevede karşımıza stratejik açıdan son derece kritik bir ülke çıkar:
Bulgaristan.
Bulgaristan’ı yalnızca bir Balkan ülkesi olarak görmek, bu coğrafyanın tarihî ve jeostratejik önemini eksik okumaktır.
Karadeniz’e açılan kıyıları ve ülkenin kuzey sınırını baştan başa çizen Tuna Nehri hattı,
Bulgaristan’ı Avrupa içlerine bağlayan doğal ve tarihî bir koridor hâline getirmiştir.
Tuna; yüzyıllar boyunca imparatorlukların sınırı, orduların geçiş yolu ve ticaretin ana damarı olmuştur.
Bu tabloyu tamamlayan unsur ise Karadeniz’dir.
Karadeniz; Avrupa, Kafkasya ve Anadolu’yu birbirine bağlayan, enerji hatlarının, lojistik ağların ve güvenlik dengelerinin kesiştiği kritik bir jeopolitik merkezdir.
Bulgaristan;
• Karadeniz’e açılan kapısıyla,
• Tuna hattındaki stratejik konumuyla,
• Türkiye ile Avrupa’yı birbirine bağlayan Kapıkule Sınır Kapısı üzerinden uzanan ticari damar ile
Avrupa ile Asya arasındaki kara geçişinin tam kalbinde yer alır.
Kapıkule’den geçen her araç, Türkiye’nin Avrupa ile kurduğu somut, canlı ve sürekli teması gösterir.
Kapıkule, Avrupa’nın en yoğun kara sınır geçişlerinden biri olarak, sadece bir sınır noktası değil;
Türkiye’nin Avrupa ekonomisiyle temas ettiği ana atardamardır.
Bu nedenle Bulgaristan, sıradan bir Balkan ülkesi değil;
Türkiye açısından jeoekonomik, jeopolitik ve jeostratejik bir kilit noktadır.
Türk Dünyası: Ortak Kimlikten Ortak Kapasiteye
Türk Dünyası, Türkiye’nin Avrasya’daki stratejik derinliğidir; sadece bir “yakınlık alanı” değil, doğru okunduğunda geleceği kurma alanıdır.
Ancak burada en büyük hata şudur:
Türk Dünyası’nı yalnızca “kardeşlik” söylemine sıkıştırmak. Kardeşlik elbette kıymetlidir; fakat çağımız, duyguyu tek başına yeterli görmüyor.
Bugün dünya, bizden “kardeşlik” kadar kurumsallık, “tarih” kadar kapasite, “ortak dil” kadar ortak çıkar ve ortak sistem bekliyor.
Çünkü bu coğrafya artık sadece kültürel bir havza değil;
• enerji hatlarının,
• ulaştırma ve lojistik koridorlarının,
• ticaret yollarının,
• dijital bağlantıların,
• eğitim ve kültürel ağların
kesiştiği büyük bir jeoekonomik ve jeopolitik alan hâline gelmiştir.
Eğer biz bu alanı sadece duygusal bağlarla konuşur ama ortak kurumlara, ortak projelere, ortak pazar hedeflerine dönüştüremezsek;
başkaları bu coğrafyayı kendi planlarına göre şekillendirir.
Türk Dünyası’nın kaderi, dışarıdan yazılan senaryolara bırakılmayacak kadar kıymetlidir.
İşte bu yüzden Türk Dünyası için kritik bir eşik, kritik bir anahtar vardır:
Zengezur Koridoru.
Zengezur, yalnızca bir yol ya da bir demiryolu projesi değildir.
Zengezur;
Türk Dünyası’nın parçalarını birbirine yaklaştıracak, “birlik” fikrini sadece söylemde değil zeminde ve ekonomide de mümkün kılacak stratejik bir bağlantıdır.
Daha açık söyleyelim:
Zengezur, Türk Dünyası’nın fizikî temasını, ticaretini, lojistiğini ve stratejik koordinasyonunu güçlendirecek en kritik hatlardan biridir.
Bu hat, doğru yönetildiğinde yalnızca malların değil; fikirlerin, yatırımların, teknolojinin ve ortak geleceğin akacağı bir damar hâline gelir.
Bu nedenle Türk Dünyası’nda hedefimiz şudur:
Ortak kimliği yaşatırken, bunu mutlaka ortak kapasiteye dönüştürmek.
Çünkü yeni dönemde ayakta kalanlar, sadece “aynı kökten gelenler” değil; aynı hedefe kilitlenenler olacaktır.
İki Geçit, Tek Strateji
Dikkatle bakıldığında büyük resim aslında çok nettir:
• Bulgaristan → Avrupa ile Asya arasında tarihsel ve jeoekonomik köprü
• Zengezur Koridoru → Türk Dünyası’nı fiziksel ve stratejik olarak birbirine bağlayan köprü
Bu iki geçit, Türkiye’nin küresel vizyonunun adeta iki ana kilididir.
Biri Türkiye’nin Avrupa damarlarına açılan kapısıdır.
Diğeri Türkiye’nin Türk Dünyası ile kesintisiz bütünleşmesinin kapısıdır.
Jeopolitik bazen uzun analizlerle değil, tek bir cümleyle özetlenir:
Geçitleri yönetenler, akışları yönetir.
Akışları yönetenler ise etki alanlarını büyütür.
Bugün mesele yalnızca yol yapmak, koridor açmak değildir.
Mesele; bu hatlar üzerinden ticareti, enerjiyi, insan hareketliliğini, kültürü ve diplomatik etkiyi doğru yönlendirebilmektir.
İşte bu nedenle Bulgaristan hattı ile Zengezur hattı birlikte düşünüldüğünde,
ortaya yalnızca iki ulaşım yolu değil;
Türkiye’nin Avrupa’dan Türk Dünyası’na uzanan tek ve bütüncül bir stratejik ekseni çıkar.
Türkiye’nin Küresel Gücü:
Etki Alanı Değil, Ağ Yönetimi
Küresel güç olmak, haritada alan büyütmek değildir.
Küresel güç olmak,
bağlantıları yönetebilme kapasitesine sahip olmaktır.
Yeni dünyada güçlü olan devlet; en geniş sınırlara sahip olan değil, enerji hatlarını, ticaret yollarını, insan hareketliliğini, bilgi akışını ve kültürel etkileşimi kendi üzerinde düğümleyebilen devlettir.
Türkiye, Balkanlar’dan Türk Dünyası’na uzanan hatta bir kenar ülke değil; tam anlamıyla bir düğüm noktasıdır.
Bu konum Türkiye’ye üç temel stratejik avantaj sağlar:
1. Jeopolitik köprü – Avrupa ile Asya arasında geçişi mümkün kılan merkez ülke
2. Jeoekonomik koridor – Ticaret, enerji ve lojistik akışların kesiştiği ana damar
3. Jeokültürel çekim alanı – Tarih, kültür ve insan bağlarıyla geniş bir etki havzası
Bu üçlü yapı, Türkiye’yi sadece bir bölge ülkesi değil; bağlantıları yöneten, akışları şekillendiren ve etki üreten bir merkez ülke konumuna taşır.
Saygıdeğer katılımcılar,
Dünya yeni bir düzene doğru hızla ilerliyor. Bu dönüşümün merkezinde ise artık tartışmasız bir güç var: Yapay zekâ.
1980’lerde bilgisayarlarla bilgiyi hızlandırdık.
1990’larda hesaplamaları devrettik.
2000’lerde internetle bilgiye sınırları kaldırdık.
Bugün ise yapay zekâ, bilgiyi yorumlayan ve yön veren bir noktaya ulaştı.
Artık mesele bilgiye ulaşmak değil, bilgiyi kimin işlediği ve nasıl kullandığıdır.
Cebimizdeki telefonlar, kullandığımız uygulamalar ve dijital platformlar; sadece hayatımızı kolaylaştırmıyor, aynı zamanda bizi analiz ediyor, tanıyor, kaydediyor.
İnsanlar vizesiz seyahat edemezken, yapay zekâ her eve, her cihaza vizesiz giriyor.
Bu teknoloji; eğlence aracı gibi görünse de, hazırlıksız toplumlar için yarının en güçlü stratejik aracıdır.
Günümüzde tank, top, füze kadar; veri, bilgi ve analiz gücü de hayati öneme sahiptir.
Bu yüzden yapay zekâ ile mücadele etmek değil, onu anlamak, üretmek ve yönetmek zorundayız.
Önemli olan, bu teknolojinin kurbanı değil, sahibi olmaktır.
Ve unutmayalım:
Her şeyin merkezinde insan vardır.
Hazırlıklı olan insan, geleceği yönetir.
Hazır olmalıyız.
Sivil Toplum ve Lobicilik: Görünmeyen Güç
Günümüzde uluslararası kararlar yalnızca devletler arasında, kapalı diplomasi masalarında alınmıyor.
Sürecin içinde artık sivil toplum kuruluşları, akademi, diaspora toplulukları, medya ve düşünce kuruluşları da var.
Bu yeni denklemde sivil toplum, diplomasinin kenarında duran bir unsur değil; doğrudan etki üreten bir aktördür.
Türkiye’nin Balkanlar ve Türk Dünyası hattındaki gücünü kalıcı kılmasının yolu üç temel başlıktan geçer:
• Anlatı kurmak: Kendi hikâyemizi, değerlerimizi ve haklılığımızı doğru dille dünyaya anlatmak
• Ağ kurmak: Farklı ülkelerdeki aktörleri ortak hedefler etrafında buluşturmak
• Bilgi üretmek: Sahaya dair veriyi, analizi ve stratejik içeriği masaya koyabilmek
Lobicilik artık kapalı kapılar ardında yürütülen kısa vadeli temaslar değildir. Lobicilik, uzun vadeli itibar inşası, güven oluşturma ve karar süreçlerine kalıcı etki bırakma sanatıdır.
Bir Güç Değil, Bir Sorumluluk Alanı
Türkiye’nin küresel ölçekte güçlü bir aktör hâline gelmesi, bir büyüklük iddiasından çok, tarih ve coğrafyanın omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluktur.
Balkanlar’da barışı ve istikrarı güçlendiren,
Türk Dünyası’nda kurumsal kapasiteyi artıran,
gençliği, eğitimi ve kültürü destekleyen her adım; yalnızca bölgesel bir katkı değil, Türkiye’nin uluslararası itibarını büyüten stratejik hamlelerdir.
Unutulmamalıdır ki yeni dünya düzeninde en geçerli, en kalıcı ve en etkili güç unsuru itibardır.
İtibar ise söylemle değil; tutarlılıkla, üretkenlikle ve insan odaklı yaklaşımla inşa edilir.
İki Kapı, Yeni Ufuklar
Değerli dostlar, Türkiye’nin küresel vizyonu bugün iki stratejik kapı üzerinden yükseliyor:
• Bulgaristan – Kapıkule hattı
• Zengezur Koridoru
Bu iki geçit, sadece asfalt ya da ray değildir.
Bunlar; diplomasinin, ticaretin, enerjinin, kültürün ve insan hareketliliğinin akış noktalarıdır.
Yani geleceğin ritmini belirleyen damarlarıdır.
Şunu açıkça ifade edelim:
Bu kapılar açık ve güçlü kalırsa, Türkiye yalnızca geçiş ülkesi olmaz; bağlantıları yöneten merkez ülke olur.
Bu kapılar zayıflarsa, sadece ticaret değil; etki, itibar ve stratejik derinlik de zayıflar.
İşte bu yüzden bizlere düşen görev, bu akışı sadece izlemek değil; okumak, yönetmek ve anlamlandırmaktır.
Devletimizin açtığı yolları; sivil toplumun dinamizmiyle, diasporanın gücüyle, akademinin bilgisiyle ve iş dünyasının üretimiyle içeriklendirmek zorundayız.
Çünkü yol, tek başına bir hat değildir; yol, üzerinde yürüyen iradeyle anlam kazanır.
Yeni dünya düzeninde bekleyenler değil, hazırlananlar kazanacak. Dağınık olanlar değil, birlikte hareket edenler büyüyecek. Sadece konuşanlar değil, kurumsallaşan ve üretenler iz bırakacak.
Geliniz; Balkanlar’dan Türk Dünyası’na uzanan bu büyük hatta, geçmişin hafızasını geleceğin vizyonuna dönüştürelim.
Geliniz; Kapıkule’den Zengezur’a uzanan bu stratejik ekseni, yeni ufuklara açılan bir Türk yüzyılının omurgası hâline getirelim.
Hepinize saygılar sunuyor, bu birlikteliğin hayırlara vesile olmasını diliyorum.
