Rafet ULUTÜRK
İsviçre bir kez daha dünyayı şaşırtan bir tartışmanın merkezinde. Ülke nüfusunun 10 milyonu geçmemesi için anayasal sınırlama getirilmesini öngören referandum girişimi, yalnızca demografik bir mesele değil; Avrupa’nın geleceği, göç politikaları ve ulusal egemenlik tartışmalarının da bir yansıması.
Peki bu nasıl bir referandum? Gerçekten “nüfus planlaması” mı, yoksa daha derin bir siyasal mesaj mı?
Doğrudan Demokrasinin Gücü
İsviçre’nin siyasi sistemi, doğrudan demokrasi mekanizmalarıyla bilinir. Vatandaşlar belirli sayıda imza toplayarak anayasa değişikliği dahil birçok konuda referanduma gidebilir. Bu yönüyle İsviçre, halkın doğrudan söz sahibi olduğu nadir ülkelerden biridir.
Ancak doğrudan demokrasi her zaman basit sorular sormaz. Bazen soruların arkasında karmaşık sosyo-ekonomik kaygılar yatar.
10 Milyon Sınırı Ne Anlama Geliyor?
İsviçre’nin nüfusu son yıllarda hızlı artış gösterdi ve 9 milyona yaklaştı. Artışın büyük bölümü göç kaynaklı. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleriyle yapılan serbest dolaşım anlaşmaları, iş gücü hareketliliğini artırdı.
Bu referandum önerisinin arkasında, özellikle göç karşıtı söylemleriyle bilinen İsviçre Halk Partisi gibi siyasi aktörlerin etkili olduğu ifade ediliyor. Parti uzun süredir “kontrolsüz nüfus artışı”nın konut fiyatlarını yükselttiğini, altyapıyı zorladığını ve ülkenin kimliğini tehdit ettiğini savunuyor.
Destekleyenlere göre bu bir “sürdürülebilirlik” meselesi.
Karşı çıkanlara göre ise bu, göçmen karşıtı politikaların anayasal zemine taşınması.
Batı Neden Şaşkın?
Avrupa Birliği ülkeleri serbest dolaşımı temel bir değer olarak görürken, İsviçre’nin nüfus sınırı koyma fikri Brüksel’le ilişkileri etkileyebilir. Çünkü İsviçre AB üyesi değil ama birçok alanda entegre. Olası bir sınır, AB ile yapılan anlaşmaların yeniden müzakere edilmesini gerektirebilir.
Bu nedenle mesele sadece İsviçre’nin iç politikası değil; Avrupa’daki göç ve egemenlik tartışmalarının da bir uzantısı.
“Karanlık” Bir Arka Plan Var mı?
Her büyük siyasi hamlede olduğu gibi burada da farklı okumalar var.
Bir görüşe göre bu, artan konut krizine ve altyapı baskısına verilen bir tepki.
Bir başka görüşe göre ise Avrupa genelinde yükselen milliyetçi dalganın İsviçre’deki yansıması.
Daha eleştirel bakanlar ise ekonomik rekabet gücü yüksek bir ülkenin, yabancı iş gücüne bağımlıyken böyle bir sınırı tartışmasını çelişkili buluyor.
“Karanlık” olarak nitelenen unsur, belki de şeffaf olmayan bir gündem değil; toplumdaki değişim korkusunun siyasal dile tercüme edilmesi.
Sonuç: Demokrasi Cesaret İster
İsviçre’nin bu referandumu, sonucu ne olursa olsun önemli bir mesaj içeriyor: Toplumlar büyümenin sınırlarını, göçün etkilerini ve ulusal kimlik kavramını yeniden tartışıyor.
Asıl soru şu:
Nüfusu sınırlamak gerçekten çözüm mü?
Yoksa mesele, değişen dünyaya uyum sağlama biçimi mi?
İsviçre yine dünyaya bir laboratuvar sunuyor. Sandıktan çıkacak sonuç yalnızca bir rakamı değil, Avrupa’nın yönünü de etkileyecek.
