Yazarlarımız, Yorum-Analiz

İslâm Medeniyetinin Gençlik Aşısı: Fütüvvet

Rafet ULUTÜRK

Asırlar boyunca İslâm medeniyetinin manevi omurgasını taşıyan bir ruh vardı: fütüvvet. Bu ruh, yalnızca bireyin ahlâkını inşa etmekle kalmadı; çarşıyı, sokağı, üretimi, paylaşımı ve kardeşliği de aynı istikamette yoğurdu. Anadolu’da ise bu ruh, ete kemiğe bürünerek Ahilik adıyla toplumsal bir mayaya dönüştü.

Fütüvvet, kelime kökü itibarıyla “gençlik” demektir. Fakat burada kastedilen biyolojik bir çağ değil, ahlâkî bir diriliktir. Yüreği diri, vicdanı uyanık, eli açık, dili doğru, kalbi temiz insan tipidir fütüvvetin hedefi. Bu yüzden fütüvvet, gençliği yalnızca yaşta değil, fazilette arar.

Bu anlayış, Anadolu’da Ahi Evran öncülüğünde kurumsallaştı. Esnaf teşkilatları sadece ticaretin düzenini sağlamadı; gençleri meslekle birlikte ahlâkla da yetiştirdi. Bir gencin dükkâna adım atması, aslında bir terbiye ocağına girmesi demekti. Usta, çırağa yalnızca zanaat öğretmez; sabrı, edebi, dürüstlüğü ve merhameti de öğretirdi.

Ahiliğin düsturu nettir:
“Elini açık tut, kapını açık tut, sofranı açık tut; gözünü, belini, dilini bağlı tut.”

Bu, bir toplum sözleşmesidir. Paylaşmayı büyüten, taşkınlığı dizginleyen, hakkı gözeten bir ahlâk nizamıdır.

Bugün gençlik, bilgiye her zamankinden daha hızlı ulaşıyor; fakat aynı hızla anlama, derinleşme ve olgunlaşma imkânını kaybediyor. İşte tam burada fütüvvet, modern çağın gürültüsüne karşı bir ahlâk pusulası olarak yeniden anlam kazanıyor. Çünkü fütüvvet, “nasıl başarılı olurum?” sorusundan önce, “nasıl iyi bir insan olurum?” sorusunu sordurur.

Fütüvvetin gençlik anlayışı üç temel sütun üzerine oturur:

  1. Edep – Kendini bilmek, haddini bilmek.
  2. Hizmet – Kendin için değil, başkası için yaşamak.
  3. Adalet – Güçlüyken affedebilmek, zayıfken hakkı savunabilmek.

Bu üçlü, bir genci yalnızca kariyer sahibi yapmaz; karakter sahibi yapar.

Bugün okullar diploma veriyor; fütüvvet ise şahsiyet inşa ediyordu. Bugün sosyal medya görünür olmayı öğretiyor; fütüvvet görünmeden faydalı olmayı öğretiyordu. Bugün rekabet öne çıkarılıyor; fütüvvet kardeşliği yüceltiyordu.

Bu yüzden fütüvvet, geçmişte kalmış nostaljik bir kurum değil; geleceği inşa edecek ahlâkî bir reçetedir.

Gençliğe verilecek en güçlü aşı, teknoloji değil; fazilettir.
Toplumu ayakta tutacak en sağlam harç, kanun değil; vicdandır.

Ve fütüvvet, işte bu vicdanı diri tutmanın adıdır.

Belki bugün ahî zaviyeleri yok. Fakat fütüvvet ruhu, bir öğretmenin sınıfında, bir ustanın atölyesinde, bir gencin gönlünde yeniden filizlenebilir. Yeter ki gençliğe yalnızca “başar” demeyelim; “iyi ol” demeyi de hatırlayalım.

Çünkü medeniyetler, taşla değil; ahlâkla yükselir.

Bir Cevap Yazın