Raziye ÇAKIR
Dünya, çoğu zaman bir film sahnesi gibi gösterilir bize: İyiler bir tarafta, kötüler diğer tarafta. Masallardan filmlere, tarih kitaplarından günlük hayata kadar bu ikilik sürekli karşımıza çıkar. “İyiler hep kazanır” diye öğretilir ama gerçek hayata baktığımızda, bu kadar keskin bir çizginin olmadığını görürüz. Peki gerçekten dünya iyiler ve kötüler olarak ikiye mi ayrılmıştır? Yoksa bu, hayatı anlamlandırmak için yarattığımız bir yanılsama mı?
İyilik ve kötülük kavramları, düşündüğümüz kadar siyah ve beyaz değildir. Aslında çoğu insan gri tonlarında yaşar. Bir kişi birine göre iyi, bir başkasına göre kötü olabilir. Bir iş insanı düşünün: Çalışanlarına karşı adil ve cömert olabilir ama rakiplerini acımasızca ezebilir. O kişi iyi mi, kötü mü? Hayatın içinde böyle keskin sınıflandırmalar yapmak zordur çünkü hepimiz zaman zaman hatalar yapar, bazen bencil davranır, bazen de fedakârlık yaparız.
Dünyayı iyiler ve kötüler diye ikiye ayırmak, işin kolayına kaçmak gibi. Çünkü böyle yaptığımızda, kendimizi sorgulama zahmetinden kurtuluruz. “Ben iyiyim, onlar kötü” demek, insanın kendini rahatlatma şeklidir. Oysa gerçek iyilik, kendi karanlık yanlarımızla yüzleşmekten geçer. Hepimizin içinde bir parça iyilik ve bir parça kötülük vardır. Önemli olan, hangi tarafı beslemeyi seçtiğimizdir.
Ancak bu ikilik bazen bir gereklilik de olabilir. Çünkü insanlar olayları basitleştirerek anlamlandırma eğilimindedir. Dünyayı tamamen gri alanlarla görmek, belirsizliği kabul etmek zorlayıcıdır. Bu yüzden çoğu insan için “iyi” ve “kötü” kalıpları, karmaşık dünyayı anlamlandırmanın bir yoludur. Ama bu bakış açısı, çoğu zaman empatiyi ve anlayışı da engeller. Karşı tarafı “kötü” olarak etiketlediğimizde, onun da bir hikayesi, bir gerekçesi olabileceğini görmezden geliriz.
Belki de hayatın şifresi, bu basit ikiliklerin ötesine geçebilmekte yatıyor. İnsanları ve olayları tek bir açıdan değerlendirmek yerine, daha geniş bir perspektifle bakmayı öğrenmeliyiz. İyiliği ve kötülüğü birbirinden tamamen ayrı kutuplar olarak görmek yerine, bu iki kavramın hayatın içinde nasıl iç içe geçtiğini fark etmek, bizi daha olgun bireyler yapar.
Sonuçta, dünya belki de iyiler ve kötüler olarak değil, sürekli seçimler yapan insanlar olarak ikiye ayrılmıştır. Her gün yaptığımız küçük tercihlerle hangi tarafa daha yakın durduğumuzu belirleriz. Ve belki de hayatın şifresi, bu seçimlerin sorumluluğunu almaktan ve daha iyi seçimler yapmaya çalışmaktan geçiyor.
