Yazarlarımız

Hayatın Provası Yok, Ama Belki De İyi Ki Yok

Rafet ULUTÜRK
Hayatın provasız olması bir eksiklik mi, yoksa onu anlamlı kılan asıl şey mi?
Çoğu zaman yeniden başlama fikri cazip gelir.
Keşkelerimiz, pişmanlıklarımız ve “başka türlü olabilirdi” dediğimiz anlar bizi böyle düşündürür.
Ama belki de her şey, olduğu haliyle kusursuz bir bütünün parçasıdır.
Düşünsene, bir provası olsaydı hayatın.
Hatalarımızı silip baştan başlayabilseydik, o hatalardan ne öğrenirdik?
Acılar, sevinçlerin değerini öğretmez miydi bize?
Yeniden deneme şansımız olsa, belki her şeyi doğru yapardık ama o zaman hayatta risk almanın, heyecanlanmanın, kalbimizin çarpmasının anlamı kalır mıydı?
Hayatın provasız olması, onu doğal ve samimi kılıyor.
Bu doğallık içinde bazen tökezliyoruz, bazen uçuyoruz.
İnsan, eksiklikleriyle tamdır aslında.
Çünkü o eksiklikler, gelişimin, olgunlaşmanın ve değişimin yolunu açar.
Sürekli baştan başlama lüksümüz olsa, kim bilir, belki de olduğumuz kişiyi hiçbir zaman bulamazdık.
Bir düşün, en sevdiğin anıları düşün.
Bir tesadüfle başlayan bir dostluk, spontane bir karar sonucu gerçekleşen bir macera, ya da bir anda cesaret edip yaptığın bir şey…
Bunların hiçbiri, provasını yaparak yaşanabilecek şeyler değil.
Plansızlığın içinde büyüyor bazen hayatın en değerli anları.
Belki de mesele, hayatı tekrar tekrar baştan yaşamak değil, yaşadıklarımızı farklı bir gözle görebilmektir.
“Keşke” dediğin şeyleri bir ders, “iyi ki” dediğinleri bir hediye olarak kabul etmek…
İşte bu, hayatın provasız da olsa mükemmel olduğunu anlamanın sırrıdır.
Provası olmayan bir oyun bu; ama belki de en güzeli bu. Çünkü her hatanın, her doğrunun, her anın içinde saklı bir anlam var.
Hayatın tekrarı yok, ama içinde sayısız fırsat ve mucize barındırıyor. Tekrar aramak yerine, onları fark etmek gerek.
Belki de en büyük yeteneğimiz, prova yapmadan da sahnede parlamayı öğrenmekte saklıdır.

Bir Cevap Yazın