Gülşat İBRAHİM
Bazen diplomasi masalarda değil, enkazın başında yazılır.
Bazen kardeşlik protokollerle değil, anahtar teslimleriyle anlatılır.
Şevket Mirziyoyev Türkiye’ye geldiğinde, takvimde sıradan bir devlet ziyareti görünüyordu. Fakat Hatay’da yaşanan sahne, bu ziyaretin sıradan olmadığını gösterdi.
Depremzedeler için TOKİ ile birlikte inşa edilen konutların anahtarları, bizzat hak sahiplerine teslim edildi.
Bu bir tören değildi.
Bu, iki devlet arasındaki ilişkiden çok daha fazlasıydı.
Bu, iki halk arasındaki kalp köprüsüydü.
Çünkü Türk ile Özbek arasındaki bağ, yeni kurulmuş bir diplomasi dili değil; yüzyılların akrabalığıdır.
Nevruz Daveti: Yarayı Sarmak İçin Tarihe Yolculuk
Mirziyoyev’in belki de en dikkat çekici cümlesi şuydu:
“Depremzede kardeşlerimizi Nevruz’da Özbekistan’a davet ediyoruz.”
Bir devlet başkanının, felaket yaşamış başka bir ülkenin vatandaşlarını bayramına davet etmesi, modern diplomasi kitaplarında yazmaz.
Bu, ancak aynı kökten gelen milletlerin refleksi olabilir.
Semerkand’ı gezdirmekten bahsetti. Hive’yi göstermekten…
Registan Meydanı ve İçan Kala sokaklarında, depremzedelere yalnızca bir gezi değil, moral, tarih ve aidiyet duygusu sunmayı planladığını söyledi.
Enkazdan çıkan insanların, medeniyetin beşiğinde nefes almasını istedi.
Bu, incelikti.
Bu, zarafetti.
Bu, gerçek kardeşlikti.
İstanbul’daki Özbek Okulu: Geleceğe Atılan Sessiz İmza
Ziyaretin bir başka önemli başlığı ise İstanbul’da açılacağı duyurulan ilk Özbek okuluydu.
İstanbul’da yaşayan Özbek aileler için bu, sadece bir okul değil; kimliğin korunacağı, kültürün yaşatılacağı bir yuva anlamına geliyor.
Çocuklar kendi dillerini unutmayacak.
Kendi tarihlerini bilecek.
Kendi kökleriyle büyüyecek.
Ve bu okul, Türkiye’nin çok kültürlü yapısına yeni bir zenginlik katacak.
Bu adım, iki ülke arasındaki ilişkilerin sadece bugününü değil, gelecek nesillerini de kapsadığını gösteriyor.
Diplomasi Değil, Gönül Birliği
Bu ziyaret bize şunu gösterdi:
Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişki, klasik devlet ilişkisi değildir.
Bu ilişki; tarih, kültür, dil ve kader ortaklığından beslenir.
Hatay’daki anahtar teslimi,
Nevruz daveti,
İstanbul’daki okul…
Bunların her biri birer diplomatik hamle değil, gönül hareketidir.
Ve belki de yüzyıllar sonra ilk kez, Türk dünyası haritada değil, insan hikâyelerinde birleşmektedir.
Enkazdan Yükselen Kardeşlik
Deprem, şehirleri yıktı.
Ama o yıkımın içinden çok güçlü bir şey çıktı:
Türk dünyasının birbirini hatırlaması.
Hatay’dan Semerkand’a uzanan bu hikâye, aslında bize şunu söylüyor:
Kardeşlik, en çok zor zamanlarda belli olur.
Ve bazen bir anahtar, bir davet, bir okul…
Yüzyıllık dostlukların yeniden yazılmasına vesile olur.
