İsmail GEMİCİ
Bulgaristan’da yaşanan siyasal kriz artık sadece bir iktidar sorunu değil, aynı zamanda ülkenin geleceğini belirleyecek tarihsel bir kırılma anıdır. Sürekli tekrarlanan seçimler, kurulamayan kalıcı hükümetler, dış entegrasyon ile iç yönetim arasındaki derin uyumsuzluk ve kapsayıcı olmayan siyasal yapı, Bulgaristan’ı adım adım bir yönetim boşluğuna sürüklemektedir.
Bu tablo karşısında en fazla dikkatli olması gereken kesimlerin başında ise Bulgaristan Türkleri gelmektedir. Hem Bulgaristan’da yaşayan Türkler hem de Türkiye’ye göç etmiş Bulgaristan kökenli Türkler için bu süreç, sadece uzaktan izlenecek bir gelişme değil; doğrudan kaderle ilgili bir meseledir.
Türkiye’ye göç eden Bulgaristan Türkleri, her ne kadar fiziken başka bir ülkede yaşıyor olsa da, Bulgaristan’daki siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelerle bağını hiçbir zaman koparmamıştır. Akrabalık bağları, mülkiyet ilişkileri, tarihsel hafıza ve kültürel aidiyet, bu bağı canlı tutmaktadır.
Ancak bugün gelinen noktada, en büyük sorunlardan biri şudur: Farklı siyasi görüşler, ideolojik ayrışmalar ve kişisel yaklaşımlar, ortak hareket etme kabiliyetini zayıflatmaktadır.
Oysa Bulgaristan Türklerinin temel meselesi; “hangi parti”, “hangi ideoloji” değil, Bulgaristan’da yönetime ortak olabilme kapasitesini yeniden inşa edebilmektir.
Bulgaristan’daki mevcut sistem, Türkleri uzun süredir karar alma mekanizmalarının dışında tutmaktadır. Bu dışlanmışlık, sadece devlet politikalarından değil; zaman zaman Türk toplumunun kendi içindeki parçalı duruşundan da beslenmektedir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; farklı siyasi görüşleri bir süreliğine ikinci plana almak, ortak kimlik, ortak gelecek ve ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmek, Bulgaristan’ın ekonomik olarak güçlü, demokratik ve istikrarlı bir ülke olmasına katkı sunacak yapıcı bir pozisyon almaktır.
Bu, bir parti kurma ya da mevcut partilerden birine angaje olma meselesinden çok daha öte bir toplumsal bilinç meselesidir.
Bu noktada Türkiye’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının rolü hayati önemdedir. Özellikle BULTÜRK, uzun yıllardır dile getirdiği söylemlerle dikkat çekmektedir.
BULTÜRK’ün temel yaklaşımı incelendiğinde üç ana eksen öne çıkmaktadır: Birlik ve bütünlük vurgusu, demokratik mücadele çizgisi ve Türkiye–Bulgaristan hattında köprü rolü.
Bugün açıkça görülmelidir ki; Bulgaristan’da Türkler tek yürek olmadan, ne yönetime ortak olabilir ne de sistem içinde kalıcı bir ağırlık oluşturabilir.
Bu birlik çağrısı ne bir kişiye, ne bir partiye, ne de dar bir örgütsel yapıya yöneliktir. Bu çağrı, tarihsel sorumluluğa yöneliktir.
Bulgaristan, önümüzdeki dönemde ya kapsayıcı bir siyasal dönüşüm yaşayacak ya da yönetim krizleriyle daha da zayıflayacaktır. Bu sürecin seyircisi olmak, Bulgaristan Türklerinin kaybı olacaktır.
Oysa doğru okunan bir süreç, ortak akılla yürütülen bir siyasal duruş ve güçlü sivil toplum refleksiyle Bulgaristan Türkleri, bu denklemin öznesi olabilir.
Bugün söylenmesi gereken söz nettir: Ayrı ayrı güçlü olunmaz. Birlik olmadan gelecek kurulmaz.
