Yazarlarımız, Yorum-Analiz

Bir Ülkü, Birlik ve Tarih Şuuru

Rafet ULUTÜRK

İçinde bulunduğumuz çağ, fikirlerin çok hızlı tüketildiği, kavramların ise anlamından koparıldığı bir çağdır. Herkesin bir şey söylediği ama az kişinin ne söylediğinin farkında olduğu bu dönemde, köklü düşünce sistemleri ya slogana indirgenmekte ya da bilinçli biçimde yüzeyselleştirilmektedir. Oysa bazı ülküler vardır ki, ne bir döneme ne de bir konjonktüre sığar. Türk-İslam Ülküsü, tam da bu nitelikte; zamana direnmiş, tarih içinde sınanmış ve bedellerle taşınmış bir medeniyet tasavvurudur.

Bu ülküyü anlamak için önce onun ne olmadığını görmek gerekir. Türk-İslam Ülküsü, küçük hesapların, geçici ittifakların, günlük politik manevraların ülküsü değildir. “Küçük politika” ile oyalanmaz; çünkü onun meselesi günü kurtarmak değil, geleceği kurmaktır. Makam, mevki ve şahsi çıkar, bu anlayışta amaç değil; olsa olsa bir araçtır. Asıl hedef, milletin maddi ve manevi varlığının devamı, devletin adaletle ayakta kalması ve toplumun ahlaki bütünlüğünün korunmasıdır.

Bu ülkünün merkezinde güçlü bir ahlak anlayışı vardır. Dostluk da düşmanlık da kişisel duygulara değil, ilkelere dayanır. Sevgi de öfke de keyfi değil; ölçülüdür. “Allah için sevmek ve Allah için karşı durmak” anlayışı, bireyi duygusal savrulmalardan kurtaran bir istikamet pusulasıdır. Bu pusula, insanı hem kendine hem de bağlı olduğu davaya karşı sorumlu kılar. Çünkü bu ülküde en ağır imtihan, düşmana karşı değil; insanın kendi nefsinedir.

Türk-İslam Ülküsü, bilinçsiz bir bağlılık değil; şuurlu bir sadakat ister. Kendi fikrini kutsallaştırmadan savunmayı, karşıt görüşleri tanımayı ve gerektiğinde akılla reddetmeyi bilir. Bu yönüyle düşünceyi dışlayan değil, aksine derinleştiren bir anlayışa sahiptir. Ülkücü karakter; okuyan, sorgulayan, düşünen ve inandığını bilerek savunan bir karakterdir. Kör taklit değil, özgün bir idrak talep eder.

Bu ülkünün tarih tasavvuru da son derece nettir. Geçmiş, romantik bir övünç alanı değildir; bugünü anlamanın ve yarını kurmanın anahtarıdır. Tarih, sadece anlatılacak bir hatıra değil; omuzlarda taşınan bir sorumluluktur. Nizam-ı Âlem fikri, dünyaya hükmetme arzusundan önce adalet merkezli bir düzen idealidir. Bu ideal, mazlumun kimliğini sormaz; zulmün karşısında durmayı bir vicdan borcu sayar.

Türk-İslam Ülküsü, sadece kendi milletini değil; bütün mazlumları kuşatan bir ahlak anlayışı taşır. Bu yüzden bu ülkü, dar bir milliyetçilik ya da kapalı bir kimlik siyaseti değildir. Kendi köklerinden güç alır ama vicdanını evrensel tutar. İnancı istismar etmez, ideolojiyi putlaştırmaz, sahte kutsallıklar üretmez. Sahte dinleri, zalim ideolojileri ve insanı ezen düzenleri reddeder.

Geleceğe bakışı ise umutla örülüdür. Çileyi yüceltmez ama çilenin dönüştürücü gücüne inanır. Mücadeleyi romantize etmez; bedel bilinciyle yürütür. Zafer, sadece maddi bir sonuç değil; ahlaki bir yükseliştir. Fetih, önce insanın iç dünyasında başlar; nefsin aşılmasıyla anlam kazanır.

İşte bugün bu ülkü etrafında toplanan bir grup insan, ayrışmadan, birbirini yıpratmadan; birlik ve beraberlik şuuruyla hareket etmek zorundadır. Çünkü tarihin her kritik döneminde dünyayı değiştirenler, sayıca çok olanlar değil; aynı hedefe inanmış, aynı ahlaki zeminde buluşmuş kadrolar olmuştur. Büyük dönüşümler, gürültülü kalabalıklarla değil; sessiz, kararlı ve inançlı yürüyenlerle gerçekleşmiştir.

Dünyayı değiştirecek gerçek güç, işte bu ülkü etrafında samimiyetle toplanabilenlerdedir. Bu bir hayal ya da temenni değildir. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Dün böyleydi, bugün de böyledir; yarın da böyle olacaktır. Çünkü inançla yoğrulmuş fikirler, zamanın yıpratıcılığına karşı en dirençli olanlardır.

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha sert sloganlar değil; daha sağlam ilkeler, daha güçlü bir birlik bilinci ve daha derin bir sorumluluk duygusudur. Gürültü değil anlam, hız değil istikamet gerekir. Türk-İslam Ülküsü, doğru anlaşıldığında bir nostalji değil; bugünü anlamanın ve yarını inşa etmenin yol haritasıdır.

Ve belki de asıl mesele şudur: Bu ülküyü konuşmak değil, bu ülküye layık olabilmektir.

Bir Cevap Yazın