Raziye ÇAKIR
Günümüzün “vitrin” dünyasında, her şeyin sergilendiği ama hiçbir şeyin paylaşılamadığı bir tuhaflığın içindeyiz. Sosyal medya pencerelerimiz sonuna kadar açıkken, gönül kapılarımıza üç kilit vuruyoruz. Parmaklarımız ekranlarda durmaksızın kayarken, bir yetimin başını okşayacak vakti bulamıyoruz. İşte tam bu gürültünün ortasında, yüzyıllar öncesinden gelen, tozlanmış ama eskimemiş o kadim ses yankılanıyor: “Elini, kapını, sofranı açık tut; dilini, gözünü, belini kapalı tut.”
Bu altı cümlelik düstur, sadece bir esnaf loncasının kuralı değil; insanı “insan” mertebesine taşıyan, ruhun ve toplumsal varoluşun en saf anayasasıdır.
Dışa Dönük Cömertlik: Varlığın Zekatı
İnsanın bu dünyadaki izi, bıraktığı boşlukla değil, doldurduğu gönüllerle ölçülür. Anadolu irfanı, bireyi dış dünyaya karşı sonsuz bir şefkatle “açılmaya” davet eder:
-
Elini Açık Tut: Bu, sadece bir cüzdan meselesi değildir. Elini açık tutmak; hayata ve kadere karşı yumruklarını sıkmamaktır. Birinin omzuna dokunmak, bir işin ucundan tutmak ve mülkiyetin esaretinden kurtulmaktır. Tutunmaya çalıştığımız her şey bizi köleleştirirken, bıraktığımız her şey bizi özgürleştirir.
-
Kapını Açık Tut: Modern güvenlik sistemlerinin ardına saklandığımız şu çağda, “Tanrı misafiri” kavramını rafa kaldırdık. Oysa kapıyı açmak, kalbi açmaktır. Kapısı açık olanın evi, sadece taş ve tuğladan değil, duadan ve dostluktan örülüdür.
-
Sofranı Açık Tut: Ekmek paylaşıldıkça bereketlenir. Bir sofrada ne kadar çok kaşık varsa, o evde o kadar çok huzur vardır. “Ben” değil “biz” diyebilmenin en somut, en kokulu, en sıcak halidir sofra.
İçe Dönük Disiplin: Ruhun Kalesi
Dışarıya karşı ne kadar “nehir” gibi gürül gürül akmamız gerekiyorsa, kendi nefsimize ve zaaflarımıza karşı da o kadar “kale” gibi vakur durmalıyız. Bu kısım, modern insanın en büyük sınavıdır:
-
Dilini Kapalı Tut: Kelam kutsaldır. Bir kalp kırmaktansa, bin sözü yutmanın o yakıcı ama asil sancısıdır sessizlik. Dilini tutan, sadece başkasının onurunu değil, kendi ruhunun berraklığını da korur.
-
Gözünü Kapalı Tut: Bu, dünyayı görmemek değil; başkasının yarasını, eksiğini ve mahremini “görmemeyi” bilmektir. Merhamet, bazen bir kusuru görmezden gelme asaletidir. Başkasının hayatını röntgenlemeyi bıraktığımızda, kendi iç dünyamızın güzelliğini keşfetmeye başlarız.
-
Belini Bağlı Tut: Bu bir sadakat ve irade yeminidir. Kendine, sevdiklerine ve değerlerine olan vefadır. İnsanı hayvandan ayıran o ince çizgide, hazların değil, erdemlerin peşinden gitme kararlılığıdır.
Sonuç: İnsan Olma Sanatı
Ahi Evran’ın bu formülü, muazzam bir denge sanatıdır. Dışarıya karşı sonsuz bir nezaket; içeriye karşı ise çelikten bir disiplin. Eğer elimiz kapalı, dilimiz açık olursa huzursuzluk çıkar. Kapımız kapalı, gözümüz açık olursa haset doğar.
Bugün aynaya baktığımızda kendimize sormalıyız: Bugün hangi kapıyı araladım ve hangi kırıcı sözü dilimin ucuna gelmişken yuttum? Çünkü insan, ancak paylaştığı kadar büyük, nefsini tutabildiği kadar hürdür. Bu kadim reçete, tozlu raflardan inip kalplerimize yerleştiğinde; dünya daha yaşanılır, insan ise daha “aziz” olacaktır.
