Yazarlarımız

Aşkla Yürümek: Hayatı Taşımak

Derya YILDIRIM

“Aşk ile yürüyen sırtında dünyayı taşır. Aşksız yürüyen beden diye bir ceset taşır…” Bu sözler, insan ruhunun ve varoluşunun derinliklerini anlatan bir gerçeği ne de güzel özetler. Aşk; hayatı anlamlandıran, yükü hafifleten, her adımı daha güçlü kılan o büyülü güç. Onsuz bir yaşam, sadece hareket eden bir bedenden ibaret olabilir mi?
Aşkı yalnızca romantik bir duyguyla sınırlandırmak büyük bir eksiklik olur. Aşk; bir hayale, bir davaya, bir insana ya da bir fikre duyulan tutkudur. Bir ressamın fırçasındaki renkte, bir annenin çocuğuna bakışında, bir işçinin emeğinde ya da bir dağcının zirveye adım atışında saklıdır. Aşk; yaptığımız her işin, attığımız her adımın ruhudur.

Aşk Hayatı Hafifletir
Dünyayı sırtınızda taşıyorsunuz, farkında mısınız? Sorunlar, sorumluluklar, hedefler… Ama aşk varsa, o yük hafifler. Çünkü aşk insanı büyütür, olgunlaştırır. Zorluklar karşısında vazgeçmek yerine direnç gösterirsiniz. Çünkü seversiniz; işinizi, hayalinizi, insanları ya da yaşamı. Sevdiğiniz şey için mücadele etmek bir yük değil, bir ödül gibi gelir.
Aşkla yürüyen, hayatta her şeyin bir anlamı olduğunu bilir. Sadece bir işte başarılı olmak için değil, yaptığı her şeyde derin bir anlam arar. Aşkla yapılan bir iş, sıradan bir çabayı olağanüstü bir başarıya dönüştürebilir. Bir öğretmenin sınıfına sevgisi, bir sanatçının eserine tutkusu ya da bir sporcunun hedeflerine bağlılığı… İşte bu aşk, sırtınızdaki dünyayı taşırken hissettiğiniz gücün kaynağıdır.

Aşksızlık: Ruhun Yokluğu
Aşksız yürümek…
Bu, belki de modern dünyanın en büyük trajedisi.
İnsanlar rutinlerin içinde kaybolmuş, kalplerinde kıvılcım taşıyan o aşkı unutmuş durumda. İşler zorunluluktan yapılıyor, hedefler başkalarını memnun etmek için belirleniyor, hatta ilişkiler bile çoğu zaman bir alışkanlığa dönüşüyor. Bu durumda beden, gerçekten bir ceset taşıyor gibi. Sadece nefes almak, yaşamaya yetmez.
Ruhunu beslemediğiniz bir yaşam, sıradan bir varoluştan ibaret olur.
Aşksız bir insan, ne mücadele eder ne de hayal kurar.
Günler birbirini kovalar, ama hiçbir an bir diğerine değmez.
Böyle bir yaşam, yaşamaktan çok bir “bekleyiş”e dönüşür. İnsan ruhu aşkı yitirdiğinde, dünya tüm ağırlığıyla omuzlarına çöker.

Aşkın Peşinden Koşmak
Aşkla yürümek cesaret ister. Çünkü aşk, her zaman kolay bir yolculuk değildir. Fedakârlık ister, zaman zaman hayal kırıklığına uğratır.
Ancak aşksız bir yaşamı göze almak, asıl cesaret isteyen şeydir.
Aşk, hayatı anlamlı kılan yegâne şeydir ve onun olmadığı bir dünyada yaşamak, gerçekten yaşamak mıdır?
Sırtınızda dünyayı taşımak zorunda olabilirsiniz.
Ama aşkınız varsa, o yük sizi yormaz; aksine güçlendirir.
Aşkınız yoksa, o yük çok daha ağır gelir.
Bu yüzden, her sabah uyandığınızda kendinize şu soruyu sorun:
Hayatımı aşkla mı yaşıyorum?

Eğer cevap “evet” ise, her adımınız sizi büyütecek.
Eğer cevap “hayır” ise, belki de bir şeyleri değiştirme zamanı gelmiştir.
Unutmayın, aşkın olduğu yerde ruh vardır. Ruhun olduğu yerde yaşam vardır. Ve yaşam, sadece nefes almakla değil, anlamla dolu adımlarla yürümekle güzeldir.

Bir Cevap Yazın