Dr. Nedim BİRİNCİ
Tarih, insanlığa çok şey öğretti. Kimini yükseltti, kimini unutturdu. Kimi halklar zamanla adlarını değiştirdi, kimliklerini dönüştürdü; kimileri ise rüzgârın önünde savrulan yapraklar gibi başka isimler altında eridi gitti. Ama bir millet vardı ki, hangi coğrafyaya ayak bastıysa adını da, özünü de yanında taşıdı. O millet Türk’tü.
Anglosaksonlar bugün İngiliz kimliğinin temelini oluşturuyor. Franklar, Fransa’ya adını verdi ama zamanla “Frank” adı tarihin sayfalarında kaldı, yerini Fransız kimliği aldı. Vikingler… Bir dönem Avrupa’yı titreten, kıyılara korku salan o savaşçılar; bugün Norveçli, Danimarkalı, İsveçli olarak anılıyor. Hepsi tarihin doğal akışı içinde yeni kimliklere büründü.
Ama Türk öyle olmadı.
Türkistan’da Türk’tü.
Anadolu’ya geldiğinde yine Türk’tü.
Balkanlara ulaştığında adını değiştirmedi.
Avrupa’nın ortasında, göçün en sert rüzgârlarında bile Türk kaldı.
Çünkü Türk için isim bir etiket değil, bir ruhtu.
Türk’ün kimliği toprağa bağlı değildi; töreye bağlıydı. Bayrağını kaybetse bile dilini, dilini kaybetse bile hafızasını taşıdı. Gittiği yerde iz bıraktı ama silinmedi. Asimile olmadı, erimedi, yok olmadı. Bazen yenildi, bazen dağıldı, bazen küllerinden yeniden doğdu ama adını hiç bırakmadı.
Bu yüzden Türk, bir coğrafyanın değil, bir yürüyüşün adıdır.
Türk’ü Türk yapan şey yalnızca kılıcı ya da atı değildi; hafızasıydı. Dededen toruna aktarılan bir bilinç, bir duruştu. O duruş sayesinde Orta Asya bozkırlarında da Türk’tü, Anadolu’nun dağ köylerinde de, Balkan kasabalarında da, bugün Avrupa’nın beton şehirlerinde de…
Bugün Avrupa’da bir Türk çocuğu büyüyor. Başka bir dil konuşuyor belki, başka bir okulda okuyor. Ama dedesinin adı hâlâ Türkçe. Sofrasında hâlâ aynı dua var. Kalbinde hâlâ “biz kimiz?” sorusunun cevabı net: Türk.
İşte bu yüzden Türk milleti yalnızca tarih yazan bir millet değildir; tarihe direnmiş bir millettir.
Adını korumak kolay değildir. Hele ki yüzyıllar boyunca göç etmiş, savaşmış, parçalanmış, sürülmüşsen… Ama Türk bunu başardı. Çünkü Türk, adını kaybettiği gün yok olacağını biliyordu.
Belki bu yüzden Türk’ün hikâyesi bir fetih hikâyesinden çok, bir hafıza hikâyesidir.
Belki de bu yüzden Türk, sadece bir millet değil, bir sürekliliktir.
Ve tarih şunu açıkça gösteriyor:
Bazı milletler toprak kaybeder, bazıları güç kaybeder.
Ama adını kaybeden millet, her şeyini kaybeder.
Türk, her şeye rağmen adını kaybetmedi.
