Yazarlarımız

Açgözlülük: Doymak mı, Kaçmak mı?

Gülten RAYİMOĞLU

Hiç kendine sordun mu, neden hep daha fazlasını istiyorsun?
Gerçekten ihtiyaç duyduğun için mi, yoksa içindeki başka bir boşluktan mı kaçıyorsun?
Belki de mesele sadece açgözlülük değil. Belki de bu, bir kaçış hikayesi.

Düşünsene, sürekli bir şeylerin peşindeyiz.
Daha fazla para, daha büyük bir ev, daha iyi bir kariyer…
Sanki durursak bir şeyler eksik kalacakmış gibi. Ama asıl soru şu:
Neden durmaktan korkuyoruz?
Çünkü durduğumuzda, yüzleşmemiz gereken şeylerle baş başa kalıyoruz.
İçimizdeki huzursuzluk, tatminsizlik, belki de boşluk…
Ve işte o an, yeni bir hedef belirleyip kaçmaya devam ediyoruz.
Açgözlülük, belki de o yüzleşmeden kaçmanın en kolay yolu.

Peki herkes neden bu kadar mutsuz?
Çünkü kimse sahip olduklarıyla yetinmeyi bilmiyor demek, işin kolay cevabı.
Asıl mesele şu:
Biz, kim olduğumuzu unuttuk. Değerimizi sahip olduklarımızla ölçmeye başladık.
Ne kadar çok şeye sahipsek, o kadar değerli olduğumuzu düşündük.
Ama ne acıdır ki, her yeni şey bizi daha da yetersiz hissettirdi.
Çünkü aslında ihtiyacımız olan şey, sahip olmak değil; anlam bulmak.

Düşünsene, çocukken küçük şeylerle mutlu oluyorduk.
Bir çikolata, bir oyuncağın parçası, bir arkadaşın gülümsemesi…
O zamanlar sahip olduklarımız değil, yaşadıklarımız önemliydi.
Peki ne değişti? Büyüdükçe, toplum bize mutluluğun bir yarış olduğunu öğretti.
“Daha fazlasını kazanırsan daha mutlu olursun” dediler.
Ama kimse kazandıkça neden daha yalnız ve yorgun hissettiğimizi açıklamadı.

Belki de açgözlülük, sadece maddi bir mesele değil.
Duygusal bir açlık da var işin içinde.
Daha fazla ilgi görmek, daha fazla takdir edilmek, daha fazla sevilmek istiyoruz.
Çünkü derinlerde bir yerde, “Ben yeterli miyim?” sorusu hep var.
Sahip olduklarımızla bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyoruz.
Ama gerçek cevap, o dışarıda aradığımız şeylerde değil, içimizde saklı.

Peki doyumsuzluk nereye kadar? Aslında sonu yok.
Çünkü dış dünyadan gelen hiçbir şey, iç dünyamızdaki boşluğu tamamen dolduramaz.
Ne kadar çok şeye sahip olursak olalım, asıl ihtiyacımız olan şey kendimizle barışmak.
O iç sesle, o eksiklik hissiyle yüzleşmek. Ancak o zaman gerçekten doyabiliriz.

Açgözlülük belki de bir kısır döngü.
Daha fazlasını ararken, aslında kendimizden daha fazla uzaklaşıyoruz.
Oysa belki de durup şöyle sormak gerek:
“Gerçekten ne istiyorum? Daha fazlasını mı, yoksa huzuru mu?”

Cevap bazen düşündüğümüzden daha basit olabilir.
Çünkü asıl aradığımız, daha fazla şey değil, daha fazla anlam.
Ve anlam, satın alınmaz; yaşanır.

Bir Cevap Yazın