Rafet ULUTÜRK
Türk tarihi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar geçen süreçte büyük dönüşümler, zorluklar ve mücadelelerle doludur. II. Abdülhamid Han ile başlayan bu dönemde Osmanlı, hem iç hem de dış tehditlerle boğuşmuş; ardından gelen süreçte ise Mustafa Kemal Atatürk‘ün önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesi ile yeni bir devlet kurulmuştur. Bu yazıda, Abdülhamid Han’dan Atatürk’e kadar yaşanan olayları ve verilen mücadeleleri ele alacağız.
II. Abdülhamid Han Dönemi (1876-1909): Zor Zamanların İmparatoru
II. Abdülhamid Han, 1876 yılında tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu, siyasi ve ekonomik olarak büyük bir kriz içindeydi. 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı), onun saltanatının en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Bu savaş, Osmanlı’nın büyük toprak kayıpları yaşamasına ve Balkanlar’daki hakimiyetinin zayıflamasına neden oldu. Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması ve ardından imzalanan Berlin Antlaşması, Osmanlı’nın Avrupa’daki etkisini iyice azalttı.
Abdülhamid Han, bu zor dönemde devleti ayakta tutmak için istibdat dönemi olarak anılan bir baskı yönetimi uygulamaya başladı. Meşrutiyet kısa süre içinde askıya alındı ve Meclis-i Mebusan kapatıldı. Ancak bu baskı rejimi, onun devletin bekasını sağlamak için aldığı bir önlem olarak görülür. Hafiyelik teşkilatı ve sıkı sansür uygulamalarıyla içerideki muhalefeti bastırmaya çalıştı.
Ancak Abdülhamid’in en büyük başarılarından biri, eğitim ve altyapı alanında yaptığı reformlar oldu. Onun döneminde modern okullar, askeri akademiler ve sanayi tesisleri açıldı. Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Hukuk gibi önemli eğitim kurumları onun zamanında kuruldu. Bir nevi eğitim reformu yaptı ve bu reformun ürünü olarak Mustafa Kemal yetişti. Ayrıca en büyük projelerinden biri de Hicaz Demiryolu oldu. Bu demiryolu, İstanbul’dan Mekke’ye kadar uzanan bir hatla hem ticareti hem de hac yolculuklarını kolaylaştırdı.
Dış politikada ise Abdülhamid Han, denge siyaseti izleyerek Osmanlı’yı büyük Avrupa devletleri arasında bir denge unsuru olarak tutmaya çalıştı. İslamcılık politikası ile Halifelik makamını öne çıkararak Müslüman halklar arasında bir birlik sağlamaya çalıştı. Ancak bu politikalar, özellikle Arap topraklarında beklenen etkiyi yaratmadı.
II. Meşrutiyet ve İttihat ve Terakki (1908-1918): Değişimin ve Çalkantının Yılları
1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti‘nin baskısıyla II. Meşrutiyet yeniden ilan edildi ve Abdülhamid Han, meclisi yeniden açmak zorunda kaldı. Ancak bu durum, Abdülhamid’in iktidarını zayıflattı. 1909 yılında gerçekleşen 31 Mart Vakası (gerçekte 13 Nisan 1909), bir isyan hareketi olarak Abdülhamid’e karşı gerçekleşti ve Selanik’ten gelen Hareket Ordusu tarafından bastırıldı. Bu olayın ardından Abdülhamid Han tahttan indirildi ve yerine V. Mehmet Reşat geçti.
İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı’nın yönetiminde belirleyici bir rol oynamaya başladı. Ancak bu dönemde Osmanlı, iç karışıklıklar ve dış tehditlerle mücadele etmek zorunda kaldı. Trablusgarp Savaşı (1911-1912)‘nda Osmanlı, İtalya’ya karşı mücadele etti ancak Trablusgarp ve On İki Ada kaybedildi.
Hemen ardından gelen Balkan Savaşları (1912-1913) ise Osmanlı için büyük bir felaket oldu. Osmanlı, neredeyse tüm Balkan topraklarını kaybetti ve yüzbinlerce Türk, Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. Bu göçler, Anadolu’nun demografik yapısını önemli ölçüde değiştirdi.
I. Dünya Savaşı (1914-1918): Bir İmparatorluğun Son Savaşı
Osmanlı İmparatorluğu, İttihat ve Terakki liderlerinin kararıyla I. Dünya Savaşına Almanya’nın yanında katıldı. Bu karar, imparatorluğun sonunu getiren en önemli adımlardan biri oldu. Savaşta Osmanlı, birçok cephede mücadele etti:
- Çanakkale Cephesi (1915): Mustafa Kemal‘in burada gösterdiği üstün liderlik ve askeri deha sayesinde Osmanlı, İngiliz ve Fransız donanmalarını geri püskürterek büyük bir zafer kazandı. Çanakkale Zaferi, hem Osmanlı için bir moral kaynağı oldu hem de Mustafa Kemal’in bir lider olarak yükselmesinin önünü açtı.
- Kafkasya Cephesi: Osmanlı, Rusya’ya karşı ağır kayıplar verdi. Sarıkamış Harekâtı sırasında binlerce asker donarak hayatını kaybetti.
- Hicaz Cephesi: Arap İsyanı, İngiliz destekli olarak Osmanlı’ya karşı başlatıldı. Lawrence of Arabia gibi figürler Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırttı.
Savaşın sonunda Osmanlı, Mondros Mütarekesi‘ni imzalayarak fiilen teslim oldu. Bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu simgeliyordu.
Mondros Ateşkesi ve İşgaller (1918-1919): Anadolu’nun Kara Günleri
Mondros Ateşkesi’nin imzalanmasının ardından, Osmanlı toprakları İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmeye başlandı. İstanbul, İzmir, Antalya, Adana gibi önemli şehirler işgal güçlerinin kontrolüne geçti. Özellikle 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgali, Anadolu’da büyük bir öfkeye ve direniş hareketlerine yol açtı.
Bu işgallere karşı Osmanlı hükümeti çaresiz kalmış, Damat Ferit Paşa hükümeti işgalleri kabullenmişti. Ancak milletin içinden bir direniş ruhu doğuyordu ve bu direnişin liderliği padişah tarafından Mustafa Kemal’e verilecekti.
Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı (1919-1923): Bir Milletin Dirilişi
Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini başlattı. Bu tarih, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin ilk adımı olarak kabul edilir. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi ile “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyerek halkı direnişe çağırdı.
Erzurum ve Sivas Kongreleri ile milli mücadelenin temel ilkeleri belirlendi. Misak-ı Milli (Ulusal Yemin), Türk milletinin bağımsızlık ve toprak bütünlüğü konusundaki kararlılığını ortaya koydu.
Kurtuluş Savaşı’nın en önemli cepheleri şunlardı:
- Doğu Cephesi: Ermenilere karşı kazanılan zaferle Gümrü Antlaşması imzalandı ve doğu sınırları güvence altına alındı.
- Güney Cephesi: Fransızlara ve Ermeni çetelerine karşı halkın direnişiyle Maraş, Urfa ve Antep kurtarıldı.
- Batı Cephesi: En zorlu mücadele Yunanlılara karşı verildi. I. ve II. İnönü Savaşları ile Yunan ilerleyişi durduruldu. Sakarya Meydan Muharebesi (1921), Mustafa Kemal’in “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” sözüyle savunmanın dönüm noktası oldu. Büyük Taarruz ve Dumlupınar Zaferi (30 Ağustos 1922) ile Yunan ordusu Anadolu’dan tamamen çıkarıldı.
Cumhuriyet’in Kuruluşu (1923): Yeni Bir Devlet, Yeni Bir Umut
Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin bağımsızlığı uluslararası alanda tanındı ve 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti resmen kuruldu. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte sadece bir askeri lider değil, aynı zamanda modern bir devlet kurucusu oldu.
Atatürk, eğitim reformları, kadın hakları, hukuk reformları ve ekonomik kalkınma alanında gerçekleştirdiği devrimlerle Türkiye’yi yeni bir devlet haline getirdi. Harf İnkılabı, Medeni Kanun ve Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı gibi reformlar, Türkiye’yi dönemin diğer ülkelerinden ayırarak ileri bir noktaya taşıdı.
Bir Milletin Yeniden Doğuşu
II. Abdülhamid Han’dan Atatürk’e kadar uzanan süreç, Türk milletinin en zor dönemlerinden biriydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun sonu ve işgallerle gelen umutsuzluk, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bir bağımsızlık mücadelesine dönüştü.
Bu kahramanlık hikayesi, bir milletin yeniden doğuşunu ve bağımsızlık tutkusunu tüm dünyaya gösterdi.
Bugün bu mücadelelerden aldığımız ilhamla, geçmişimizi unutmadan, geleceğe daha güçlü adımlarla yürümeye devam ediyoruz. Çünkü tarihimizi ve kahramanlarımızı hatırlamak, geleceği şekillendirmenin en önemli adımıdır.
